Thursday, August 27, 2009

Tiflis'de Yürürken (34)

Tiflis'de Yürürken
Batum'dan Tiflis'e akşam treni ile geçiyorum.
hiç görmediğim manzaralar arasından, tren ilerliyor, büyük vagonda, herkes Tiflis'e gidiyor olma sevinci içinde, ya dinleniyor, ya sohbet ediyor.
sonra uyumuşum, bütün gün Batum'da yürümek, çevreyi incelemek, bira içmek, biraz da Batum'a ilk kez gelmiş olma kederi ile Karadeniz'i izlemek, yormuş olmalıydı, uyumuşum gece.
uyandığımda, Tiflis'e gelmekteydik, çevreyi izledim yine.
Tiflis, ilk kez geldiğim için belki, etkiledi beni. istasyon'da inerken, nasıl bir şehre geldiğimi bilmiyordum. biraz gezindim çevrede, pazar kurulmuş, kalabalıktı caddeler. halk, Tiflis'in istasyon çevresine dağılmış, sabah'ı sabah ediyor, kurduğu pazarın getireceklerini de düşünmekteydi. Tiflis'in istasyon çevresinde bir süre gezindim, sonra metro'yu keşfettim. Tiflis Metrosu'nun nasıl da garip bir derinliği olduğunu anlatmak mümkün değildir. metro'dan biletimi aldım, yürüyen merdivenle aşağıya, çok aşağıya indim.
Tiflis'in neresi nerede idi, hangi metro istasyonu'nda inmeliydim?
ilk kez geldiğim için, sezgilerime, rastlantı'ya, deneme'ye yönelmiştim. Tavisuplebis Meydânı İstasyonu'nu seçtim. istasyon'da inince, çevrede çok az insanın olduğunu görüp, Tavisuplebis Meydânı'nda yürümeye başladım.
Tavisuplebis, beni hemen etkiledi!
meydânın merkezinde, çok yüksek bir sütûnun tepesinde, bir at üstünde bir adam vardı. çevrede, tarihsel binâlar vardı, merkez, bir park hâline getirilmişti, ileride, yükseklerde heykeller, hiç bir zaman erişilemeyecek anıtlar vardı.
caddeleri geçtim, yokuş aşağı yürüyüp, Tiflis'in içinden geçen bir nehre vardım, nehrin kıyısında bir süre dinlendim. Paris'in Seine Nehri'ni filmlerde, kitaplarda incelemiştim, Seine'i bana hatırlatmaktaydı Tiflis'in içinden geçen nehir.
sonra, çevredeki müzelerden birinin bahçesinde dinlendim.
Tiflis Metrosu'na tekrâr indim, istasyon'un olduğu çevreye gittim yeniden. pazar iyice kalabalıktı. sokaklarda gezindim. Tiflis İstasyonu'nunda, Batum'a giden öğle treninde bilet aldım. bu defâ, uyumayacaktım, Batum'a kadar çevreyi izleyecektim.
Tiflis yürüyüşüm, kısa sürmüş, ama, Tiflis'in bazı özelliklerini anlamakta bana yardımcı olmuş idi. Tiflis Halkı'nın da, beni etkilediğini yazmalıyım. Tiflis'in tarihsel özelliklerini, tümüyle anlamak, zaten, kısa bir gezi ile mümkün değildi. Batum Treni'ndeki yolculuğum, çok iyi bir yolculuk idi.
SİNAN ÖNER

Tuesday, August 25, 2009

Batum'da Yürürken (33)

Batum'da Yürürken
Batum merkezinde, ilk kez yürümüştüm.
çevredeki binâlar, esnaflar, bir süre sonra, tarihsel binâlara bıraktı yerini.
kıyıda yürümüştüm önce, Batum'da.
sabah sabah, kıyıda bir restoranda, Karadeniz'i izleyip, Alman Birası Löwenbrau içtim, balık yedim. çevrede, Adjara Özerk Cumhuriyeti'nin devlet binâları vardı, hükümet binâsını, Anayasa Mahkemesi binâsını, bazı başka devlet binâlarını izledim, geçerken.
kıyıdaki restoranda, çok oturdum sanırım, Batumlular'ın restoran'a ilgi gösterdiğini görünce sevindim.
bir süre sonra kalktım, yürümeye başladım.
Tiflis'e aldığım tren bileti de, akşama kadar vaktim olduğunu bana işâret etmekteydi.
Batum'un kıyılarını, tren istasyonu'nun olduğu semt'e kadar yürümeye karar vermiştim.
Batum Limanı'na varmadan önce, kıyıdaki sempâtik bir kafe'ye geçtim, kafe'nin bahçesinde oturdum, bir nescafe söyledim. Karadeniz'i izledim bahçede, Batum'da.
sonra, bir süre geçince, yürümeye devâm edip, Batum Limanı'nı geçtim, Batum'un tepelerini izledim. Batum kıyısında, çiçeklerin arasına bir yere, yaptığım bir resmi, defterden aldım, bıraktım, Batum'a bir hatıra. sonra, iyice yürümüşüm!
bir yerde, bir restoran'a oturdum yine.
Karadeniz'i izledim bahçede, Batum Kebabı, Coca Cola söyledim. bir süre dinlendim ağaçların arasındaki restoran'da.
istasyon'a geldiğimde, daha vaktim kalmıştı. çevredeki restoranlardan birine gidip, bira içtim, restoran sahibi, yaptığı yemeği getirdi, biraz daha yemek yedim, Batum'un hatırına!
Tiflis Treni'ne bindiğimde, gece olmaktaydı, biraz çevreyi seyrettikten sonra, uyumuştum, sabah uyandığımda, Tiflis'e gelmekteydik.
SİNAN ÖNER

Hopa'da Yürürken (32)

Hopa'da Yürürken
Hopa'ya gece gelmiştim!
Hopa'da yürürken, geçmiş'i düşünmek doğaldır. Türkiye'nin Doğu Karadeniz'inin son yerleşim alanındaydım, Hopa'da. üstelik, Hopa, tarihsel bir şehirdir. Hopa, Karadeniz'in çok önemli bir yerinde kurulmuş bir şehirdir.
Hopa'daki yürüyüşüm pek uzun sürmedi ama, çok memnûn kaldım.
Hopa'dan Sarp Sınır Kapısı'na minibüsle geçtim. Sarp'ta, resmî işlemlerimi yapıp, Batum'a geçtim. Batum merkezine bir araba ile geçmek zorunda kaldım, yürümek mümkün değildi.
Batum'a, Hopa'dan geçmek, ayrıca ilginç bir deneyimdir.
SİNAN ÖNER

Erzurum'da Yürürken (31)

Erzurum'da Yürürken
Erzurum'a ilk kez gelmiştim!
Erzurum Kongresi'ni, Atatürk'ün "Nutuk"unda, öteki kaynak belgelerde okumuştum.
şimdi, Erzurum'daydım, yürüyordum.
Erzurum caddelerini tırmanırken, şehrin temiz olduğunu fark edince çok sevindim. Atatürk Üniversitesi'nin önünden geçtim, caddelerde yürürken, tepeleri izledim. Erzurum'un çevresinde küçük ormanlar vardı, serinlemiş bir atmosferde, Erzurum 9. Kolordu Komutanlığı'nın, Erzurum Öğretmenevi'nin önünden geçtim. meydândaki Atatürk Anıtı'nı izledim.
Erzurum'un birbirini kesen caddelerinden birinde sakallarımı kestirdim.
bir süre daha, Erzurum'daki ilk ziyâretimin anlamlarını keşfettim.
akşam, Erzurum'dan Artvin'e, Hopa'ya doğru otobüse bindim.
Erzurum'daki ilk yürüyüşüm, şehrin merkezinde, pek kalabalık olmayan bir günde, bir keşif gezisi idi.
Erzurum'a gelirken, yolda rastladığım şehirleri, kasabaları, köyleri de anlatmalıyım.
SİNAN ÖNER

Sunday, August 9, 2009

Silifke'de Yürürken (30)

Silifke'de Yürürken
Silifke, Mersin'in bir ilçesi, ama, Mersin'e saatlerce uzakta, Toros Dağları'nın çevresinde, Göksu Nehri'nin geçtiği, Taşucu, Anamur gibi komşu ilçeleri ile farklı bir şehir. Frederick Barbarossa'nın, Selevkiler'in savaş alanlarından biriydi Silifke, uzun süre de, Selevkiler yönetmiş Silifke'yi.
Silifke'de çok yürümüştüm!
daha çocukken, Silifke Kalesi'ne tırmanmıştım, Silifke Kalesi, Toros Dağları'nı, Silifke'yi tepeden seyreden bir yerde kurulmuş. Göksu Nehri'nin akışını da -coşkun akar Göksu!- Silifke Kalesi'nden seyrederiz.
Silifke'deki yürüyüşlerim, çocukken, şehrin sokaklarında yaşadığım edebî hisleri de içermekteydi, şiir, Silifke'de vardır, öykü vardır, hatta biraz daha aşırı düşünülürse, roman da yazılır, Silifke'de.
Silifke, gücünden hiç yitirmedi, yıllar süresince. geçen yıllarda, Silifke'ye çok uğradım, Silifke sokaklarından geçtim. Göksu Nehri, yine coşkun akmaktaydı, çevresinde dinlendim, hatta, Silifke'de yaşamış atalarımızı hatırlayıp ağlasam mı, diye de sordum. Silifke, atalarımızın sürekli uğradığı, sürekli görüp gezmek istedikleri bir şehirdi. Göksu Nehri'ni seyrederken, bu geçmiş'i hatırlamak doğaldı.
Silifke, Atatürkçü, sosyal demokrat, çevreci bir halk'ın şehridir. halk, Silifke'de, temizdir, hassastır, içtendir, düşüncelidir, doğal koşullara yönelik bir hassasiyet taşır.
Silifke'de yürürken, Silifke Halkı'nın da, köylerde, Silifke çevresinde yaşayan Silifke Halkı'nın da, beni iyileştirici, tedâvi edici bir ruhsal koşul içinde yaşadıklarını hissetmiştim. Mersin'in yalnızlıklarından, gerginliklerinden, yanılgılarından uzaklaşıp Silifke'ye gelmek, insan'ı tedâvi ediyor, insan'a hakikâtleri, doğal koşulları, insanca yetenekleri hatırlatıyor.
Silifke'de yürürken, Silifke'nin endüstri ile, tarım ile, kıyı balıkçılığı ile, okullaşmış nüfûsu ile, tüm hayat koşullarının farkında idim. Silifke, Selevkiler'in neden merkezi olmuştur, anlıyordum, Silifke'de yürürken. Silifke, hâlâ, bir tarih merkezi olarak, yaşıyor, daha uzun asırlar, Silifke'nin dünya'ya bir anlam vereceğini de biliyorum.
SİNAN ÖNER

Thursday, August 6, 2009

Tarsus'ta Yürürken (29)

Tarsus'ta Yürürken
Tarsus, Mersin'in ilçesi, ama, yüzbinlerce kişinin yaşadığı bir şehir. Tarsus'ta, çok yürümüştüm!
hatta, çocukluğumda, tüm Tarsus'un çevresinde yürürken, Tarsus'un tarihsel, doğal özelliklerini de, iyice öğrenmiştim. kâh bir meyva bahçesinin, kâh bir pamuk tarlasının, kâh bir baraj gölü'nün, kâh bir şelâle'nin, kâh bir çam parkı'nın, kâh bir ırmak kıyısının, kâh eski bir Roma kalıntısı yapı'nın, kâh bir Ermeni yapısı'nın, kâh Atatürk'ün yaptırdığı bir okul binâsı'nın çevresinde, yürüdükçe yürümekteydim.
1979'larda, okumayı, yazmayı, Tarsus'ta öğrenmiştim, artık dünya edebiyatı'ndan örnek kitaplar okuyordum. "Sefiller"i, "Romeo ve Juliet"i, "Nutuk"u, "Ana"yı, "Macera"yı, "Baba"yı, "Anadolu Masalları"nı, Samed Behrengi'nin kitaplarını, Tarsus'ta, ilkokul yıllarımda okumuştum. basın'ı izlemeyi de, ilkokul yıllarımda, Tarsus'ta öğrenmiştim, "Cumhuriyet"i, "Aydınlık"ı, "Politika"yı, "Demokrat"ı, "Tercüman"ı, "Milliyet"i, "Son Havadis"i, ilkokul yıllarımda okurdum.
Tarsus, bir "kültür", bir "tarih", bir "endüstri", bir "tarım" şehri idi!
Tarsus'ta yürümek, Paris'de, ya da bir Latin Amerika şehrinde yürümek gibiydi herhâlde. sonradan, Frunze'nin de Tarsus'a benzediğini keşfetmiştim. Mareşal Frunze, 1920'lerde, Atatürk'ün misafiri olarak, aylarca, cephelerin olduğu şehirlerde kalmıştı, Türkiye'de. Tarsus'a da geldi mi, bilmiyorum, herhâlde gelmiş, çevre illere uğradığını hatırlıyorum.
Tarsus'a gelmiş biri de, 1940'larda, Yazar Sabahattin Âli, bir hafta kalmış Tarsus'ta!
Atatürk, Tarsus'a çok gelmiş, Millî Kurtuluş Savaşı yıllarında, Tarsus'ta, fabrikatör Rasim Dokur'a, Sadık Eliyeşil'e -aile dostumuz!- misafir olmuş, Eliyeşil'in bahçesinde Lâtife Hanım'la birlikte fotoğrafları var.
Atatürk, Tarsus'u, modern endüstri merkezlerinden biri yapmıştı, ama, tarımsal üretimi de sürekli teşvik etmekteydi, Tarsus'ta.
Tarsus'ta, yıllarca yürümüştüm.
1980 12 Eylül Darbesi'nde, Tarsus'taydım, bir süre yürüyememiştim, sokaklarda yürümek yasaklanmıştı. bu yüzden, okumayı alışkanlık edindim, 1980'ler sonrasında, sokaklar, uzun süre, "sıkıyönetim" ile ya da "olağanüstü yasalar" ile yönetilmiş, okul'daki derslerde, ortaokul, lise yıllarımda, bilgilerimi çoğaltmıştım.
matematik, fizik, kimya, biyoloji bilimlerini öğrenmekten hoşlanmıştım bu sürede, sürekli problemler çözmekten, denklem formüle etmekten, geometrik biçimleri çizmekten, dünya'yı bir fizik dünya olarak algılamaktan hoşlandığım yıllar!
bu sürede, çok yürümüştüm, Darbe'den bir süre sonra.
1982'de Anayasa Referândumu ile, biraz daha serbest bir rejim'de yaşamaya başlamıştık.
1983'deki seçimler ile, Türk Siyaseti'nde, "demokrasi rejimi" gündeme gelmiş, "şiddet"in olmadığı bir siyaset rejimi, halk tarafından kabûl edilmişti.
Özal, İnönü, Gürkan, Calp, Sunalp gibi liderler, 1987'ye kadar, Türkiye'yi yönetmişlerdi, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı'nda, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Aziz Nesin gibi bazı yazarlar da, bu yönetim'e katkıda bulunmuşlardı.
Tarsus, bir Roma şehri idi, hâlâ!
ben de, İtalyan edebiyatı eserlerini okumaktaydım. İtalya ile ilgili ne varsa okumak istiyordum, bu yıllarda. yürüyüşlerimde, Tarsus'un çeşitli yerlerinde dinlenirken, İtalya Tarihi'ni düşünmekteydim, İtalyanlar'ın, Tarsus'a kadar neden geldiklerini de sormaktaydım.
Tarsus'ta, Rusya'yı, Sovyet Tarihi'ni, Mikhail Gorbachev Akımı'nı da okumaktaydım, izlemekteydim, 1987'lerde, artık, daha da ciddî bir siyasî tarihçi olmuştum.
Tarsus'da yürürken, Süleyman Demirel'i, Ecevit'i, Behice Boran'ı, Türkeş'i de tartışırdım, tarihimiz açısından yerlerini, anlamlarını, fayda ya da zararlarını. darbeler, ihtilâller uzmanı olmuştum, ama, "çok partili demokratik rejim"in Türkiye'deki unsurlarının da uzmanı olmuştum. bazıları, "Demirelci" bilirdi beni, bazıları "Ecevitçi", bazıları da "TKP'ci". ama, aslında, Tarsus Halkı'nın daha iyi koşullarda yaşamasını istiyordum, gençliğimin heyecânları ile, şiirler de yazmıştım, Tarsus'ta, denemeler de.
Atatürk'ün Tarsus'a kattıklarını, hâlâ hiç kimse tanımlayamıyor.
Tarsus, Tarsus olarak var idiyse, 1920'lerden 1945'lere, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Tarsus'a yaptıkları katkıları, verdikleri değeri, Tarsus'u düşünüp gerçekleştirdiklerini unutmak mümkün değildir. elbette, artık, Tarsus, 1980'lerdeki, hatta 1990'lardaki Tarsus değildir. endüstri iflâs etti, Tarsus'ta, tarımsal üretim azaldı, okullaşma azaldı.
ama, Tarsus, hâlâ, bir tarih'i bugün'e getirmektedir.
Tarsus'ta yürürken, atalarımızın Tarsus'a sadâkatlerini anmadan yapamayız. Tarsus'un karakterinde, sadâkat vardır, Roma Valisi Cicero'nun yazdıklarındaki gibi. sonra, uzun asırlar, Tarsus'u Türkmen Ramazanoğlu Beyliği yönetmiş. Osmanlılar, çok sonra Tarsus'u almışlar. uzun bir süre de, Ermeniler, Tarsus'u yönetmişler. Tarsus'un tarihsel yöneticileri, birbirinden farklı çevreler, yöneticiler, hatta devletler olmuştur.
belki, Tarsus'ta bu kadar uzun süre kalmamın, yürüyüşlerimin bir nedeni de bu.
Tarsus'un geleceğinde, Tarsus'un geçmişi, koşullayıcıdır.
SİNAN ÖNER

Wednesday, August 5, 2009

Van'da Yürürken (28)

Van'da Yürürken
Van'a gittiğimde, çok gençtim!
Van Gölü kıyılarında yürümüştüm.
Van'a, Diyarbakır, Bitlis, Tatvan, Adilcevaz, Ahlât gibi şehirleri geçip ulaşmıştım.
Van Gölü, derin sessizliği ile, çevresinin sessiz ormanları ile, çevre şehirlerdeki sade yaşayışı ile beni etkilemiş idi.
Van, 1987'lerde, garip bir yalnızlık içinde yaşamaktaydı.
memûr akrabalarımın misafiri idim, memûr lojmanlarında kaldım bir süre.
Van Gölü'nden başka bir şey düşünmek istemiyordum!
ama, Van Gölü, "ketûm" olduğu gibi, "hareketsiz" bir göl idi. belki, Ahlât, Adilcevaz gibi çevre şehirlerdeyken, iyi hissetmiştim kendimi. ama, herhâlde en çok, Edremit iyiydi! Tatvan, Van Gölü'nün çevresinde tarihsel bir şehirdi.
Van'daki şehir gezintilerim, kendiliğindendi, esnâfların sade yaşayışlarına tanık olmuştum. Van'ın tarihi ile ilgili bir şey hissetmedim ilk anda, hatta, meselâ, Van'ın eski bir Ermeni şehri olduğunun da farkında değildim sanki.
Van'ın Erciş İlçesi'ne de uğramıştım, doktor bir akrabam vardı. Erciş, tam anlamıyla bir Doğu Anadolu şehri idi. sonradan, Erciş çevresinde Kırgızlar'ın yaşadığını öğrendiğimde, biraz şaşırdım sanırım, çünkü, bu tarihsel gerçeği, Frunze'de, Manas Üniversitesi Rektörü Profesör Süleyman Kayıpov'un yazdıklarından okumuştum. Profesör Süleyman Kayıpov da, bir edebiyat tarihçisi olarak, Van'da, Erciş'de kalmış, Kırgız köylerinde incelemeler yapmış, makaleler yazmıştı.
Van'ı, sanırım bir defâ daha gezmeliyim.
SİNAN ÖNER

Siirt'te Yürürken (27)

Siirt'te Yürürken
Siirt'te de yürümüştüm!
1987'lerde, gençken, Siirt sokaklarında, caddelerinde yürümüştüm. Siirt'e, Siirt'in Kozluk ilçesinde doktorluk yapan akrabalarımın dâveti ile gitmiştim, Kozluk'a giderken, ilk defâ Güneydoğu Anadolu'ya gittiğimin farkındaydım, harita'yı incelemiştim gitmeden.
Gaziantep'i, Urfa'yı, Diyarbakır'ı geçtikten sonra, Batman'ı, Malabadî'yi geçtikten sonra, Kozluk'a varmıştım. Batman'dan geçmiyordum ama, Batman'ın bazı ilçelerine komşuydum geçerken.
Kozluk'ta haftalarca misafir kalmıştım. çevreyi incelemiştim, şiirler, notlar yazmıştım, köylerde aşı kampanyalarına katılmıştım.
Batman'ı, Hasankeyf'i, Baykan'ı ziyâret etmiştik. sonra da, Siirt'i ziyâret etmiştik, Veysel Karanî'yi ziyâret ettiğimiz gibi. Siirt, şiirsel bir şehirdi. Siirt pazarlarında battaniyeleri incelemiştim, Siirt fıstığını, Siirt'in ürünlerini görmüştüm. Siirt'in "büryan"nı da iyiydi, bir tür "kuyu tandırı".
Siirt caddelerinde yürürken, 1987'deki Kasım seçimlerinin hazırlıkları sürmekteydi. aynı sırada, 16 Kasım 1987'de, TBKP Liderleri Doktor Nihat Sargın ile Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) Türkiye'ye gelmişlerdi. Siirt'te, öteki illerde, "olağanüstü hal" vardı, sanırım, Hayri Kozakçıoğlu, Bölge Valisi idi.
ama, Siirt'de demokrasi vardı!
Profesör Erdal İnönü, Siirt'teki seçimleri kazanmaktaydı, belediye başkanlığı da, Profesör Erdal İnönü'nün taraftarlarınca yönetilmekteydi.
Siirt'in Kozluk ilçesi, bugün Batman'a bağlıdır.
Kozluk köylerini de gezmiştim, köylerdeki okulları, jandarma karakollarını, muhtarları ziyâret etmiştim.
Siirt'in çevresinde, Garzan Nehri gibi, doğal zenginlikler de vardır, Hasankeyf'i incelerken, şehrin insanları ile de sohbetler etmiştim. Batman'daki sokaklarda, caddelerde yürümüştüm.
Siirt'e, Kozluk'a varmadan önce geldiğim Diyarbakır'da, Suriçi'nde bir kahvehanede çay içmiştim, Doktor Mahmut Ortakaya'yı da ziyâret etmiştik, Diyarbakır'ın saygın yöneticilerinden biriydi, Mahmut Ortakaya.
Ziya Gökalp Müzesi'ni, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi'ni de ziyâret etmiştim, Diyarbakır'da, 1987'lerde.
1987'lerden beri Siirt'te yürümedim!
SİNAN ÖNER

Tekirdağ'da Yürürken (26)

Tekirdağ'da Yürürken
Tekirdağ'da yürümeyi, 1989'lardan beri alışkanlık edinmiştim! Tekirdağ'daki çevremin de, Tekirdağ kıyılarında yürüme alışkanlığı olduğu için, bir sorun yaşamamıştım.
Tekirdağ Rakı Fabrikası'nın olduğu cadde, Tekirdağ'ın ötesindeki süpermarketlere kadar gider. bu cadde, sürekli yürüdüğüm, çevresinde dinlendiğim bir cadde, Tekirdağ ile Malkara'yı, Şarköy'ü birbirine bağlayan bir yol.
Tekirdağ'ın kıyıları, insan'a düşünme sürecinde, daha gerçekçi, ama, daha şiirsel olmayı öğretiyor. Tekirdağ, Voltaire'ın "Candide"inde, Candide'in uğradığı şehirlerden biridir, asırlar önce de, Tekirdağ'da yürümek, iyi bir alışkanlıkmış.
Macar Prensi Rakoczi de, bir ayaklanma sonrası, Tekirdağ'a sürgün edilmiş, Rakoczi Müzesi'ne de defâlarca uğramıştım. Prens Rakoczi, büyük bir insanmış, demokratlığı ile, insaniyet'e duyduğu saygı ile, halk sevgisi ile, Macaristan'ın millî bir kahramanı olmuş, yıllarca, Tekirdağ'da yaşamış Prens Rakoczi.
Tekirdağ Rakısı da içmiştim. geçmişteki "kalite"si var mı, bilmiyorum, yıllardır içmiyorum, ilk Tekirdağ Gezileri'mde, rakı içerdim, sonra bıraktım içmeyi.
Tekirdağ'ın yemekleri, hassas insanlarının ürettiği ürünleri, köylerinin şehre getirdikleri, yürüyüşlerimde bana refâkat ederdi.
29 Mart 2009 Seçimleri'nde, seçim sonrası ilk gün, Tekirdağ'da idim, CHP'nin Tekirdağ'da seçimleri kazanmasını, mütevâzi bir sofrada kutlamıştım. gece, Çanakkale, Eceabat'ta geçmiş, ertesi gün de, öğle yemeğini Tekirdağ'da yemiştim. daha sonra, Tekirdağ Marinası'nda, dinlendim, yıllarca Türk Kahvesi içtiğim kahvehanede.
Tekirdağ'da, Adliye, Hastahane, Kültür Merkezi, Belediye gibi kurumların olduğu caddeleri de gezmiştim, sokaklarda gezinmiş, Tekirdağ'ın eski semtlerinde yürümüştüm.
Trakya'nın tarihsel merkezi Tekirdağ'da daha uzun süre de yaşamak, belki iyi olur idi. ama, yılda üç dört kez gezmekle yetiniyorum, Tekirdağ'ı. geçerken de, Çorlu'ya, Marmara Ereğli'ye, Kumbağ'a, Silivri'ye, Muratlı'ya rastlıyorum. köyleri izliyorum, kıyıları seyrediyorum.
Tekirdağ'lı yurttaşlarımı, Macar Prensi Rakoczi gibi, biraz da sürgünlermiş gibi anlıyorum.
SİNAN ÖNER

Tuesday, August 4, 2009

Manisa'da Yürürken (25)

Manisa'da Yürürken
Manisa'ya onlarca defâ uğradım, ama, çoğunda, şehrin merkezinde yürümeden, Manisa'nın çevresinden geçtim.
Manisa'da yürürken, Sipil Dağı ile çevrelenmiş, büyük bir ova şehrinde olduğumu fark ediyordum. Manisa'da, Celâl Bayar Üniversitesi'ne uğramak için, önce şehir merkezinde yürümüştüm.
Manisa ile İzmir arasındaki yol'da, Manisa girişinde bir yerde inmiştim araçtan. bir süre çevreyi izledim. fabrikalar, okullar, sanayî siteleri, süpermarketler, binâlar, parklar.
Manisa merkezinde, ağaçların arasından yürürken, sanki hep Manisa'da yaşamışım gibi geldi!
hastahanelerin, evlerin arasından geçtim, camîilerin çevresinde oturup dinlendim.
Manisa'nın Tarihi, kuşkusuz, büyük bir tarih. Ege Uygarlıkları'nın, Beylikler Tarihi'nin, Osmanlı Tarihi'nin, Cumhuriyet Tarihi'nin merkezlerinden biridir, Manisa.
Manisa, "çiftçi sınıfı"nın, 1920'lerdeki deyimle, merkezlerinden biridir.
Manisa, İzmir'i saklar, İzmir, ötede bir yerde, bir körfez'de saklanmış bir heyûla gibidir, Sipil Dağı'nın ötesi yok gibidir, Manisa'da.
Manisa'da, hiç kimse yok gibiydi, ben yürürken. ama, sonra, birileri geldiler, çevrelerinden geçtim, Celâl Bayar Üniversitesi'ne ulaştım. farklı kampüsleri vardır, Celâl Bayar Üniversitesi'nin. birinde, ahbâplarım vardı, Profesörler.
öğle yemeğimi, öğrencilerin yemek yediği yemekhanede yemiştim, sonra kampüs bahçesinde bir süre dinlenmiştim.
Manisa Tarihi açısından, Celâl Bayar Üniversitesi, yeni bir olgu, yeni bir kurum, ama, Manisa'yı çok değiştirdiği izleniyor.
Manisa'da yürürken, yalnızlığımı da hissetmiştim.
SİNAN ÖNER

Monday, August 3, 2009

Edirne'de Yürürken (24)

Edirne'de Yürürken
Edirne'de askerliğimi yapmıştım!
Edirne'de çok yürümüştüm, askerliğim sırasında. ama, şehrin tüm caddelerini, hâlâ görmedim.
Selimiye Câmii, Mimar Sinan'ın ustalık eserlerinden biridir, yürüyüşlerim, Selimiye Câmii'nden başlardı. yaz aylarında, sonra da bir kış mevsimi, Edirne'de yaşadım. Edirne'li yazar Çetin Altan'ın Edirne sokaklarını betimlerkenki heyecânlarını, Edirne yürüyüşlerimde hissetmiştim.
Edirne'nin bazı sokakları çok eskidir, Edirne, Osmanlı Devleti'nin başkentlerinden biriydi, çoğu eser, Osmanlı eseridir.
Edirne Müzesi, Selimiye Câmii'nin çevresinde idi. bazı kalıntılar, taşlar, heykeller, hâlâ Müze'nin bahçesinde, ziyâretçilerini kabûl ediyor.
Edirne Halkı, demokrat bir halk, Atatürk'ün eserlerine sadakâtli bir halk, seçmenlerin çoğu CHP'lidir.
Edirne'de, sanayî vardır, tarih vardır, tarım vardır, askerî teşkilât vardır, gümrük vardır.
Edirne, Kolordu Komutanlığı Merkezi'nin yeraldığı şehirdir. tüm Trakya askerî birliklerini yöneten merkez, Edirne'deki Kolordu Komutanlığı'dır.
Edirne, Kapıkule Gümrüğü'nün olduğu merkezdir, Avrupa şehirlerine, demiryolları, karayolları, Edirne'den geçmektedir. Bulgaristan sınırı, Edirne'nin çevresindedir.
Edirne'de, askerî kışlada, aylarca kalmıştım!
Irak Krizi sırasında, askerlik ödevlerimi yapmış, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin Irak Savaşı'nda doğru bir politika izlemesine katkılar yapmıştım.
Edirne, geçmişte de, savaşlar sırasında, politika merkezlerinden biriydi. Osmanlı'nın son yıllarında, Edirne, İttihât ve Terâkkî Fırkası'nın "askerî politika" yaptığı bir merkezdi. bir sürü büyük komutan, Edirne'de mutlaka çalışmışlardır, Atatürk, Cumhuriyet yıllarında, Edirne'yi askerî merkez olarak korumuştur.
Edirne'de, ben yürürken, subaylar, öteki askerler de yürümüşlerdi, yurttaşların arasında, esnâflara müdâvimlik yaparlardı. "Edirne'den Irak'a gönderileceğiz, çöllerde öleceğiz" diye de, Edirne'de, çok konuları düşünmüş, çok okumuş, çok yazmıştım!
SİNAN ÖNER

Çanakkale'de Yürürken (23)

Çanakkale'de Yürürken
Çanakkale'ye, çeşitli defâlar uğramıştım.
bu defâ, 29 Mart Seçimleri öncesi uğradım, seçim gecesi'ni, Çanakkale'nin Eceabat şehrinde geçirdim. Çanakkale'yi tam istediğim gibi gezmedim elbette, ama, seçimlerin akşamı, Çanakkale'deki CHP Kutlamaları'nı izledim. sonra, feribot ile Eceabat'a geçtim.
Çanakkale'de yürürken, "gençliğim"de, Çanakkale'ye gelmediğime hayıflanmıştım.
Çanakkale'deki "şehitlikler"i, Tarihçi olduğum hâlde, ancak, son gezimde, biraz da öteden izledim, ama, tümüyle ziyâret etmiş de değilim, Çanakkale'ye bir türlü mesâi ayırmak mümkün olmadı.
Assos'u, Aristoteles'in yetiştiği yerleri de incelemeyemedim.
ama, Çanakkale Bodur'un sahiplerinden İbrahim Bodur ile, bir mesâi yapmıştık, 1999'da, İstanbul Sanayi Odası'nda bir tarih sergisi hazırlarken.
Çanakkale, kuşkusuz, bir sanayî, bir tarım, bir tarih merkezidir.
CHP'nin Çanakkale'de kazandığını görünce de, çok sevindim.
Eceabat, Gelibolu çevresini de gezdim, kıyılarda yürüyüp, geleceğe merâklandım.
dünya'nın Çanakkale'ye ilgi göstermesinin çok doğal olduğunu, Çanakkale'de yine anladım.
Atatürk de, gençliğinde, Çanakkale Savaşları'nda, komutanlık yapmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının temellerini, Çanakkale'de atmıştı.
Çanakkale'ye, bir daha gidip, bir süre kalmak, Tarihçiliğimin de bir koşulu.
SİNAN ÖNER

Kayseri'de Yürürken (22)

Kayseri'de Yürürken
Kayseri'de, çocukluğumun bir yılını yaşadım, 1975'lerde, Ecevit Hükümeti sırasında. Kayseri'nin Mimar Sinan Mahallesi'nde kalmıştık, ailemin memûriyeti nedeni ile.
Kayseri, Kapadokya'nın merkezidir.
Kayseri'ye, 29 Mart 2009 seçimleri öncesi, yine uğradım.
Talas'a yürüyüp, Talas'tan Kayseri'yi izledim.
sonra, Kayseri merkezinde, yıllardır özlediğim Kayseri Pastırması yedim, sonra da, Ağırnas'a, Gesi'ye uğradım, Senatör Niyazi Ağırnaslı'nın, Mimar Sinan'ın doğduğu yerleri gezdim.
Kayseri'nin Erciyes Dağı'nı da seyrettim.
Kayseri'de, bu defâ, çok yürümüştüm, Otogar'dan Adalet Sarayı'na kadar, kilometreler sürmüş bir yürüyüş.
Kayseri merkezinde yürümek, öteki şehirlerde yürümekten farklıdır.
Kayseri'nin Talas'tan seyredildiğindeki manzarası, zaten, Kayseri'nin Türkiye'nin en ilginç şehirlerinden biri olduğunu kanıtlar. Kayseri, bir sürü şehirden daha iyi şehirleşmiş, daha temiz, daha disiplinli bir şehirdir. sanayî şehridir, Kayseri, eğitim şehridir, ibâdet şehridir.
Kayseri, Selçuklu Devleti'nin başkentliğini yapmıştı, asırlar önce.
Roma Devleti'nin Anadolu'daki başkenti de, Kayseri idi.
bazı tarihsel eserler, Kayseri'de, hâlâ korunuyor, ziyâret ediliyor.
Kayseri'de yürürken, Tarihçiliğimi daha iyi yaşıyorum, ama, Kayseri'de, şiir de vardır, resim de, heykel de, Mimâri'nin ustalıkları da, Kayseri'de vardır.
Kayseri, Mimar Sinan'ın şehridir.
SİNAN ÖNER

Konya'da Yürürken (21)

Konya'da Yürürken
Konya'ya son yıllarda çok uğradım, "çok" derken, geçmişe göre, Konya'yı daha çok düşündüm sanırım. Konya'ya mutlaka uğramak istedim, Muğla'ya ya da Kapadokya'ya giderken.
Konya'da, Konya Selçuk Üniversitesi çevresinde yürümüştüm. "raylı sistem"e geçmiş Konya, bu çevrede, ulaşımı "hızlı tramvay" ile sağlıyor. Selçuk Üniversitesi, kampüs kalitesi açısından, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri. üniversite bahçesini de gezmiştim, bazı binâları inceledim.
Konya merkezinde yürümek de, büyük bir şans! tarihsel eserlerin arasında, insan, Konya'nın eski asırlarını hatırlıyor, Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya'da yaşamak, Konya'da yürümek, bir sürü açıdan insan'a iyi gelmekte, insan'ın zihin yapısında yeniliklere neden oluyor.
Konya'daki "Mevlâna Müzesi"ni de ziyâret ettim, ama, ancak bahçesini gezdim, Müze'nin içini gezmek mümkün olmadı. "Mesnevî"nin bazı bölümlerini okumuştum, usta Şâir Mevlâna Celâleddîn Rumî, şiirlerinde, okurlarını, Dante gibi, Tanrısal bir deneyim'e kavuşturuyor, dünya'yı eleştirirken, hayat mucîzesi'ni sevgi ile arındırıyor.
Konya'nın câmilerinin çevresinde yürümüştüm. çoğu, ya Selçuklu Dönemi'nden, ya da Osmanlı Dönemi'nden kalma câmiler.
Konya'nın Meram ilçesini de gezmiştim. Meram, Konya'yı öteki şehirlerden farklı kılan bir merkez. doğal, tarihsel özellikleri ile, Konya'nın büyük bir devletin başkenti olma niteliğini -tarihin büyük bir gücü!- Meram'da keşfediyor insan.
Konya, Selçuklu Devleti'nin güçlendiği bir dönemde, başkent idi. ama sonra, Moğol İstilâsı, Konya Sarayı'nda tahribât yaratıyor, Selçuklu Devleti içinde fesât yayılıyor, Alaâddîn Keykubât, bir suikâst sonucu ölüyor. bir süre sonra, Babalılar İsyânı başlıyor, Selçuklu Devleti, otoritesini de, liderliğini de, manevî temizliğini de yitiriyor, bazıları Moğol kuvvetlerine teslim olurken, bazıları da, Bizans'a sığınıyor. Babalılar, ayaklanmalarının bir aşamasında, Osmanlı Beyliği'ne, öteki Beylikler'e kuruculuk yapıyorlar.
Konya, esnâf teşkilâtları ile, Osmanlı Dönemi'nde tarihsel değerlerini korumuş bir şehir.
Konya'da yürürken, Atatürk'ün Konya'ya verdiği değeri de, hatırlar insan. Atatürk, Konya'da, Mevlevî Dergâhı'nda, duâ ederken, Mevlevîler, Atatürk'ü selâmlıyorlar.
asırlardır, Mevlevî Dergâhı, yaşıyor. kâh Selçuklular, kâh Moğollar, kâh Osmanlılar, kâh modern Atatürk Cumhuriyeti, Konya'yı destekliyor, koruyor, Konya'yı dünya'ya örnek bir şehir, dünya'nın merâklandığı bir şehir özellikleri ile beziyor.
Konya'da daha sonra da yürümeyi tasarlıyorum, ama, önce Mesnevî'yi, Selçuklu Tarihi'ni, daha iyi koşullarda okumalıyım. Konya, bir kitap şehridir, bir kütüphâne, bir medrese şehridir.
SİNAN ÖNER

Sunday, August 2, 2009

Nevşehir'de Yürürken (20)

Nevşehir'de Yürürken
Nevşehir'de yürürken, Kapadokya'nın merkezinde olduğumu hissetmiştim! Ürgüp'te, Göreme'de, Avanos'ta, Hacıbektaş'ta yürümüştüm. Nevşehir'de yürürken, Selçuklu'nun, Osmanlı'nın büyük merkezlerinden biri olduğu hâlde, Nevşehir'in, şimdi, neden unutulmuş bir şehir olduğunu da sormuştum. hatta, yürürken bir kahvehane'de dinlenmiştim, dinlenirken, bir esnâf'a, "neden, Nevşehir'de bir üniversite yok?" diye sormuştum.
Nevşehir'in çevresi, Kapadokya'nın çeşitli şehirleri, köyleri, kasabaları, doğal ya da sonradan yapılmış yapıları.
Nevşehir'de yürürken, çevrede nelerin olduğunu seyrettim, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Câmii'ni görünce sevindim, câmii'nin karşısındaki Öğretmenevi bahçesinde dinlendim. burada, bazı notlar almıştım, Nevşehir'e geldiğimi belli eden notlar. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği iyi vezirlerden, sadrazâmlardan biriydi. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı andım, Öğretmenevi bahçesinde.
Nevşehir'in caddeleri, binâlarla çevrilmiş.
sokaklarına pek girmedim, Nevşehir'in, zaten, Nevşehir, konuklarına mesâfeli bir şehirdir.
Nevşehir'de, Nevşehir'in geleceğine merâklanmıştım.
Nevşehir Tarihi, Kapadokya Tarihi'nin bir bölümü idi, Kapadokya'nın bir anlamda başkentlerinden biridir, Nevşehir.
SİNAN ÖNER

Antalya'da Yürürken (19)

Antalya'da Yürürken
Antalya'ya, 1999'daki Marmara Depremi sonrası çok uğramıştım!
daha önce de, uğradım Antalya'ya, 1987'lerde, Antalya'ya, Fethiye'ye, Muğla'ya giderdim.
Antalya'da çok yürüyüş yaptım.
Kaleiçi, Konyaaltı, Lara çevresinde yürümek, Beydağları'nı izlemek, temiz sokaklardan, caddelerden geçmek, ağaçların arasında, tarih'i düşünmek, Antalya'nın geçmişinde gizlenmiş özelliklerini hatırlamak.
Antalya, bir tarih merkezi, bir siyaset merkezi, bir turizm merkezi, bir doğal zenginlik merkezi.
Antalya, insan'ın tarihi ile kavuştuğu merkezlerden biridir.
Antalya'da, şiir yazmadım, deneme de, roman da yazmadım. yalnızca, yürüyüp, izledim şehrin çevresini.
Kaleiçi'ndeki tarihsel eserlerin çevresinde kaldım, kahvaltılarımı Kaleiçi'nin bahçelerinde yaptım. Kaleiçi'ndeki teknelerin arasından geçtim, iskeledeki balıkçı teknelerini inceledim. Kaleiçi'nin Antalya'ya neler kattığını da sordum.
Lara, biraz daha ötede, kıyıda, Beydağları'nı öteden seyreden bir yer.
Lara'dan Konyaaltı'nı izlerken, Beydağları'nda kalmadığıma hayıflandım.
Antalya'daki yürüyüşlerimde, Selçuklu Devleti'nin eserleri beni hiç terk etmez, Alaâddin Keykubât'ın Antalya'ya verdiği değeri hatırlamadan geçip gitmek mümkün değildir.
Antalya'nın komşu illerine de uğrarım. Isparta, Muğla, Mersin, Karaman, Konya, çoğunda yürümüştüm. ama, Antalya'nın insan'da yarattığı izlenimler, öteki kıyı şehirlerinde yoktur, farkları algılamak da, tarihçilerin yeteneğidir, ödevidir.
SİNAN ÖNER

Saturday, August 1, 2009

Karabük'te Yürürken (18)

Karabük'te Yürürken
Karabük, Zonguldak'a bağlı bir ilçeyken, bir yasa ile il yapılmıştı.
Karabük'e, 2000'lerde uğradım. Karabük Demir Çelik Fabrikası'nın çevresinde yürümüştüm. fabrika, insanı korkutuyor, fabrikanın büyüklüğü, islenmiş duvarları, makinelerin yaydığı hastalıklı his, Karabük'te yürürken, beni de korkutmuş idi.
Karabük'ün Safranbolu'ya giden yolu, yürümek isteyenlere çok iyi bir yol. Karabük şehir merkezinde yürürken, bir an önce Safranbolu'ya doğru yürümek istiyor insan.
Karabük, fabrika'ya bağlanmış bir hayat yaşıyor.
Türkiye'de, çok az benzeri vardır Karabük'ün. İskenderun, Kırıkkale, Zonguldak Ereğli, Divriği, geçmişte Silifke, İzmit, Tarsus, Nazilli, fabrikalara bağlanmış hayat yaşamışlardı.
Karabük'te binlerce fabrika işçisi varmış! son yıllarda azaldı mı, bilmiyorum.
Zonguldak Ereğli ile Karabük arasında bir üretim sistemi vardı. Ereğli Demir Çelik, de Ereğli'yi bir işçi şehri yapmıştı.
Karabük Halkı, nasıl yaşıyor, çalışmak dışında? yürürken merâklanıyorum. ama, yanıtı hemen bulmak güç. köylere dağılmış binlerce insan!
biraz ötedeki Zonguldak Madenleri'ne, yazık ki, hiç uğramadım. Zonguldak'taki Taş Kömürü Ocakları'nı hiç görmedim, ama, 1990'lardaki Zonguldak İşçi Hareketleri'ni unutmadım, Türk-İş liderliğinde yapılan yürüyüşleri hatırlarım.
Karabük, genç bir şehir. yürürken, Karabük'te, daha uzun yıllar bir hayat yaşanacağını hissediyorum.
Safranbolu, tarihsel bir şehir. Safranbolu'da Japon misafirlerimi ağırlamıştım. Safranbolu Evleri'nden birinde konaklamıştık. Hatice Hanım Konağı, Safranbolu'nun sempâtik, tarihsel bir konağı. Safranbolu Halkı'nın eserlerini incelemiştik, tarihsel şehrin hatıralarını keşfetmiştik.
Karabük'e bir daha ne zaman giderim, Safranbolu'da kalır mıyım?
yürürken, sormuştum!
SİNAN ÖNER

Bolu'da Yürürken (17)

Bolu'da Yürürken
Bolu'da yürürken, Bolu Dağı'nı seyretmiştim!
Bolu Dağı'ndan, binlerce kez geçtim sanırım.
Bolu'ya, 2009'da yine uğradım. ilk kez, şehrin merkezinde yürüyüşler yaptım, parklarında oturdum, bahçelerini izledim, sokaklarında gezindim.
Bolu, Bolu Dağı'nın çevrelediği bir şehir.
Bolu'daki müzelerin biri de, Ressâm Mehmet Yücetürk anısına yapılmış müze. Mehmet Yücetürk, aynı zamanda, Bolu Kız Öğretmen Okulu'nda resim öğretmenliği de yapmış, usta bir Ressâm'dır.
Bolu'nun sokaklarını geçerken, insan büyüleniyor. Şâir Osman Bolulu'nun neden şâir olduğunu, Bolu'da yürürken kavradım. Bolu Dağı'nda şâir olmuş biri de, Köroğlu idi!
Bolu sokakları, caddeleri, gürültüden uzak, hiç bir kötülük çağrıştırmayan, ama, büyüsel birtakım deneyimlerin veyâ doğal bazı büyülerin olduğu izlenimi ile insanı düşündüren sokaklar, caddeler.
Bolu'da yaşamak, Bolu'nun çevresinde keşifler yapmak, Bolu'nun tarihindeki farkları keşfetmek, Bolu'nun geleceğinde neler olacağını hissetmek.
Bolu'da yürürken, Bolulular'ın ötekilerden farklarını keşfetmek mümkün.
"ötekiler", öteki şehirlerdekiler.
ama, Bolu'da yürürken, Bolu dışındaki herkes, "öteki şehirlerdekiler" hâline geliyor. Bolu'dayken, öteki yerleri insan unutuyor! Bolu'dayken, daha uzaklardaki ötekileri hatırlamak da mümkün. Bolu'da, Adapazarı'nı, komşu şehri unutuyor insan, ama, daha ötelerdeki şehirleri, dağların çevrelediği mütevâzi şehirleri hatırlıyor ya da soruyor.
Bolu merkezi, bir sürü açıdan, iyi.
Bolu'ya uğrayıp, Bolu'da yürüdüğüme çok sevinmiştim.
SİNAN ÖNER

Friday, July 31, 2009

Bursa'da Yürürken (16)

Bursa'da Yürürken
Bursa, Osmanlı Devleti'nin başkenti idi, Uludağ'ın çevresinde kurulmuş, ormanların, göllerin çevrelediği, Osmanlı eserleri ile süslenmiş, modern sanayî kurumları ile, üniversitesi, okulları ile, modern bir şehir.
Bursa'ya çok uğradım!
Yalova'da yaşadığım yıllarda, daha sonra, Bursa, mutlaka ziyâret etmek istediğim bir şehirdir. Bursa'da nelerin değiştiğini, nasıl değiştiğini de, ya biliyorum, ya da hissediyorum.
Bursa, çevresi ile de ilginç! ilçelerinin her biri, gezilmeye, incelenmeye değer.
Bursa'da, Heykel'de yürürken, Osmanlı Tiyatrosu'nun getirdiklerini de anımsarım. Ahmet Vefik Paşa'nın anısı tiyatro binâsının önünden çok geçtim. Bursa, bir tiyatro şehriydi geçmişte.
Bursa'nın Çekirge semtine de uğradım, kaplıca hamamlarının arasından geçtim. ailemin büyükleri, daha İsmet İnönü Dönemi'nde, Bursa'ya, Mersin'den gelirlermiş, kaplıca hamamlarını ziyâret ederler, tedâvilerini olurlarmış.
Bursa'da, şiir vardır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Bursa şiirlerini anımsamak iyidir. Şâirler, Bursa'da yaşamayı seçmişlerdir çoğu kez. Nâzım Hikmet Ran, Bursa'da on yıl kadar yaşamıştı! daha yeni Şâirlerimiz de, Bursa'da yaşamayı seçmişlerdir, bazıları ile sohbetlerimiz de olmuştur. Metin Güven, modern şiirimizin bir ustası, bir Matematikçi'dir, Bursa'da yaşadı! Ramis Dara da, Uludağ Üniversitesi öğretim üyeliği sırasında, Bursa'da yaşamış iyi bir şâirimiz.
Yalova, Bursa'ya 75 kilometre kadardır.
Bursa'dan Yalova'ya giden yol, herhâlde dünya'nın en iyi yollarından biridir, manzarası ile, tırmanışları, virajları ile. bu yolda yürümekte yarar vardır. yolda, zeytin'iyle bildiğimiz, Orhan Veli Kanık'ın şiirler adadığı Gemlik vardır. Gemlik ilçesi, Bursa'yı Bursa yapmış kıymetli bir şehirdir, Gemlik Körfezi'ne kurulmuştur.
Orhangazi İlçesi de, Bursa ile Yalova arasında kurulmuş bir ilçedir. Osmanlı Devleti'nin ilk Padişahları'ndan Orhan Gazi'nin anısına kurulmuş bir şehirdir.
Kemalpaşa, Karacabey, Mudanya ilçeleri de, Bursa'ya bir sürü anlam katar, değer katar.
Mudanya'da da yürümüştüm. Mudanya Mütârekesi'nin imzalandığı binâ, şimdi bir Müze. Mudanya kıyıları, Türkiye'nin çok ilginç kıyılarından biridir.
Bursa merkezindeki yürüyüşlerim, Fomara Alanı ile, Heykel ile sınırlı kalmıştı ama, hâlâ, Uludağ'a tırmanma umudu var bende.
Bursa'da yazılmış şiirler, denemeler, romanlar, herhâlde, tarihimizin ilginç belgeleridir. Nâzım Hikmet Ran'ın Bursa'da yazdığı şiirler, tüm dünya'da yayınlanmıştı! "Memleketimden İnsan Manzaraları", "Saat 21-22 Şiirleri", "Kuvayî Milliye Destanı", Nâzım Hikmet Ran'ın Bursa'da yazdığı şiirlerdir ki, sayısını bilmek mümkün değildir.
Bursa'da, Çizakça'ların semtine de uğramıştım. Profesör Murat Çizakça'nın geçmişinin saklı olduğu Çizakça'ların semtinde, "iktisât" açısından Bursa'yı sormuştum. bir sanayî tarihi yazıldığında, mutlaka, Bursa Tarihi yazılır, Bursa, sanayîleşme tarihimizin merkezlerinden biridir. "iktisât" açısından, Bursa, Türkiye'nin çok vergilendirdiği şehirlerden biridir.
Bursa, siyaset açısından da ilginç, ama, Bursa, "siyasî istikrâr"ı sorun hâline getirmiş şehirlerimizden biridir. geçmişte, Bursa'da, Süleyman Demirel'in desteklediği çevreler, yönetici idi, bazı dönemlerde, Ecevit'in desteklediği çevreler yönetmişti, Bursa'yı. ama, tam bir karar, hâlâ, Bursa'lı seçmenlerce verilmedi. belki, Uludağ'ın gölgesi, Bursa'lıları tehdit etmekte, Bursa'ya yönelmiş göçler de, Bursa'daki değişime farklı boyutlar getirmektedir.
Bursa, göçmenlerin şehridir.
bu açıdan, Balkan göçmenlerinin, Kafkas göçmenlerinin birarada yaşamasına bir örnek de, Bursa'dır. ben, uzun süre, Balkan Tarihi, Kafkasya Tarihi okumuştum. Bursa'ya yönelmiş bir tarih idi bu, bir açıdan.
Bursa'da yürürken, Bursa'daki câmileri de görmek gerekir. câmi, Bursa'yı temsil eden bir zenginlik idi, geçmişte de.
Osmanlılar, Bursa'ya çok yatırım yapmışlardı, bir yatırımları da, ipek üretimi idi. Bursa, ipeğin şehridir. ipek, Bursa'da üretildi, Osmanlı, ipeğin olmadığı bir dünya'da yaşanamayacağını anlamış, Bursa'yı desteklemiş idi.
bir tarih'in, Bursa'da nasıl merkezlendiğini anlamak gerekir.
SİNAN ÖNER

Wednesday, July 29, 2009

Adana'da Yürürken (15)

Adana'da Yürürken
Adana, Türkiye'nin güneyinde, dördüncü büyük kentimiz. Adana, son yıllarda iyice genişledi, yapılaştı, imâr edildi, hatta biraz da aşırı bir yapılaşma yaşandı.
Adana'ya, çocukluğumdan beri giderim!
Adana'da yazlarımı geçirdim, bir yaz, Ceyhan'ın Sarıbahçe Köyü'nde kalmıştım, bir yaz Adana şehir merkezinde kalmıştım, bir yaz da, Kozan'a gidip geldim, çocukluğumda, ilkgençliğimde.
Adana'nın Seyhan Irmağı'nın kıyısında yürümüştüm.
Ceyhan Irmağı da, biraz ötede akar.
Adana'da, eski mahallelerin, sokakların arasında yürümeyi sevmiştim, Küçük Saât'in, Büyük Saât'in çevrelerinde gezdim. Adana'nın eski Garajlar'ına çok giderdim. merkezdeki, Gar çevresini de çok gezdim.
Adana, bana bir sürü tarihsel malzeme getirdi.
bir sürü edebî eserlerin Adana'da meydâna geldiğini biliyorum, çoğunu da iyice okudum.
Adana'da yürüyüşlerim, biraz da hızlı olmuştur, çünkü, ya yaz sıcaklarında yürümüştüm, ya da kışları, yağışlı havalarda.
Adana'da yürümeyi önermekte hiç bir zarar yok!
SİNAN ÖNER

Sunday, July 26, 2009

Sinop'ta Yürürken (14)

Sinop'ta Yürürken
Sinop, Türkiye'nin kuzeyinde, Samsun'a, Kastamonu'ya, Zonguldak'a komşu, tarihsel bir şehir.
Sinop'ta yürürken, Sinop'ta yürümüş tarihsel kişileri düşünmüştüm. meselâ, Sinoplu Diyogen'i! Sinoplu Diyogen, elinde bir mum, Sinop'ta mı yürürmüş, yoksa başka bir Yunan şehrinde mi yürürmüş, bilmiyorum ama, "ne ararsın?" diye soranlara, "adam arıyorum!" dermiş. Sinop, Diyogen gibi bir sürü büyük insan yetiştirmiş, Osmanlılar'ın çok kıymetlendirdiği bir şehirdir.
ben, bir rastlantı ile Sinop'a uğramıştım ama, çocukluğumdan beri Sinop'u merâk ederdim. Sinop Hapishanesi'nde kalmış dostlarımdan biri, usta yazar Kerim Korcan'dı. Kerim Korcan, Türkiye Komünist Partisi üyeliği nedeni ile, 1940'larda, Sinop Hapishanesi'nde kalmıştı, 1940'lardan itibâren, Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142. maddeleri -1990'larda kaldırılmışlardı!- nedeni ile "komünist teşkilâtçılık" yasaklanmıştı. Kerim Korcan, romanları, öyküleri, şiirleri ile edebiyat tarihimizde yerini aldı, Sinop Hapishanesi de, Kerim Korcan'ın "Tatar Ramazan", "İdâmlıklar", "Linç" gibi eserleri ile tüm dünya'da okunan bir yer olmuştur. Sinop Hapishanesi'nde kalmış başka usta yazarlar, şâirler de vardır. Mustafa Suphi, Burhan Felek, Sabahâttin Âli, Doktor Hikmet Kıvılcımlı, Nuri Tahir, bu kişilerden bazılarıdır. Sabahâttin Âli, bir sürü şiirini, Sinop Hapishanesi'nde yazmıştı. Sinop Hapishanesi, 2000'lerde, Ecevit Hükümeti tarafından "Sinop Müzesi" hâline getirildi, binlerce ziyâretçi, Sinop Hapishanesi'ni gezdi.
Sinop'ta, "Sinop Müzesi"ne uğradım, Müze'yi gezdim, Müze'yi bana Sinop Hapishanesi'nin eski bir gardiyanı, şimdilerde belgeselci bir yurttaşımız ile bir öğretmenimiz gezdirdi.
bir akşam da, Sinop Kalesi'nde oturduk, Sinop'tan Karadeniz'i izledik.
fırtınalı Sinop'ta uğradığımız bir yer de, Osmanlı Donanması ile Rusya Donanması'nın savaştığı bir körfez'di.
Sinop'ta yürürken, Sinop Halkı'nın demokrat, iyi, kıymetbilir karakterini de fark ediyordum. Şâir Ahmet Muhip Dranas Müzesi de, Sinop kıyılarında yerini almıştı. kıymetli dost Münire Dranas, Sinop'tan bahsetmekten hiç usanmazken, ben, Ahmet Muhip Dranas'ın şiirlerini anımsamıştım, Müze'yi izlerken.
Sinop'lu biri de Profesör Necmettin Erbakan'dır. Sinop'ta doğmuş Necmettin Erbakan, belki bu nedenle, demokrasi'ye tutkun bir adamdır, Millî Selâmet Partisi yıllarında, darbe olmasın diye, Süleyman Demirel ile, Ecevit ile, hatta çok korkulan Alparslan Türkeş ile uzlaşmalar yapmıştı!
Sinop, yürümekten hiç usanmadığım bir yerdi. bir sabah kahvaltısını, kıyıdaki bir bahçe'de yapmıştık. Sinop'un köylerini, ilçelerini görmek isterdim, Gerze'yi, Erfelek'i, Boyabat'ı. Zonguldak'ın ilçeleri de, Sinop'a komşu idi, Samsun'un, Kastamonu'nun ilçeleri gibi.
Sinop'ta yürürken, Sinop'un bir tepesinde, eski bir NATO üssünün kalıntılarını izlemiştim. Sinop, NATO ile Sovyetler Birliği arasındaki üs merkezlerinden biriydi. Karadeniz'deki Sovyet kıyılarını, öteki "sosyalist blok" kıyılarını izleyen bir üs de, Sinop'ta idi.
Sinop'ta yürürken, coğrafya'nın Sinop'ta aldığı biçimleri izlemekten insan usanmıyor, ama, bir ürkü ya da bir korku olması da doğal. Sinop'un çekiciliği biraz da bu coğrafî koşuldan kaynaklanıyor. sürekli bir keşif, Sinop'un, insan'a getirdiği bir "ruhsal yetenek".
SİNAN ÖNER

Thursday, July 23, 2009

Mersin'de Yürürken (13)

Mersin'de Yürürken
Mersin'de yürümek, çok eski bir alışkanlığımdır! 1979'larda, Mersin'de yürümeyi çok sevmiştim. palmiye, hurma ağaçlarının arasında, Akdeniz'den esen sempâtik rüzgârların da getirdiği bir ferahlıkta, Mersin'i hissetmek, çok iyi bir gerçek idi. Mersin, seçkin, içten, kibâr insanların yaşadığı bir şehirdi. Atatürkçülük, Mersin'in tek seçimi idi, ama, Atatürkçülüğü çok iyi anlamış bir halk idi, Mersin Halkı. Türkiye'nin ilk kadın belediye başkanı da, 1950'lerde, Mersin'de seçilmiş, Atatürk'ün "kadınların seçme ve seçilme hakları"nı Türk Halkı'na kazandıran devrimlerinin, Mersin'de iyi uygulandığının bir kanıtı olmuş idi.
Mersin'de yürürken, geçmiş'i düşünmek doğal!
Mersin'in kıyılarında, anıtlar, heykeller, bahçeler, parklar yapılmış. yıllarca, bu kıyılarda yürümüştüm. bazı şiirlerimi, roman notlarımı, denemelerimi, Mersin kıyılarında tasarlamıştım veyâ hissetmiştim. Mersin'deki çevrem de, yürüyüşlerimde bana katılmıştır.
Mersin'in Toros Dağları'na doğru giden caddelerinde, sokaklarında yürümek de, iyi bir deneyimdi. ben, Toros Dağları'nın hatırına, Mersin'de, yıllarca yaşamıştım! Toros Dağları'nı seyreden caddelerde yürürken, Mersin'in geleceğini de sorardım. bahçeler, parklar, uzaklardaki köyler -bazılarını ziyâret de ederdim!-, Mersin'in gelecekte de yaşayacağını kanıtlar gibiydiler.
ama, Mersin, bir "kuşkulanma merkezi"dir de!
antik dönemin "kuşkucu filozofları"nın Mersin'de yetişmiş olmaları doğaldır. çünkü Mersin, çevresi ile, sürekli farklılaşma talep eden bir şehirdir. Toros Dağları'nın sağlam görünen hâllerinde, değiştirme kuvvetleri de saklıdır. "yörükler", Tarihçi Faruk Sümer'in de yazdığı gibi, tarih'in, coğrafya'nın, sosyal koşulların sürekli değiştiği, değişeceği tezini kanıtlarlar.
Mersin'in kıyıları, Taşucu'na, Anamur'a, Gazipaşa'ya kadar gider, öte yönde ise, Adana'nın kıyılarına gider.
Mersin, bir liman şehridir, liman'ında çok oturmuştum, liman'ı çok da seyrettim! Kıbrıs'a giden gemiler, Mersin'den geçerler. ama, Mısır'a, İsrail'e, Suriye'ye giden gemileri, Mersin Limanı'nda bir süre dinlenen gemicileri de anımsamalıdır.
Mersin'in göç almış bir şehir olduğunu herkes bilir!
Araplar, Kürtler, Türkmen Yörükler, Mersin'e göçmüş binlerce insan.
ben, atalarımın bazılarının Hazretî Muhammed'in soyu'ndan geldiğini, bazılarının Kuzey Irak'ın, İran'ın Kürt Beyleri'nin soyu'ndan geldiğini, bazılarının Oğuz Kağan'ın Kayı Boylarının soyu'ndan geldiğini, bazılarının da, Balkanlar'da, Atatürk'ün aile çevresinin soyu'ndan geldiğini bilirim.
Mersin'de yürürken, Hazretî Muhammed'e, Kürt Beyleri'ne, Oğuz Kağan'a, Atatürk'e akraba olduğumu da hissederdim!
tarihçilikte karar almamın bir nedeni, kuşkusuz, "aile tarihi"mdir.
Mersin, "aile tarihi"min bir bölümünde yer almış bir şehirdir.
Mersin'in geçmişte, bir sanayî merkezi olması da, ilginç bir olgu.
Mersin, bir işçi şehri idi. seçkin sanayîcileri vardı, Mersin'in. tarımsal alandaki reformların da sonucu ile, Mersin'de, sanayîleşme, hızla gerçekleşmiş idi.
Mersin'de, "soy"umu olduğu gibi, "modern sanayî devrimleri"ni de hissetmiştim.
Mersin'in seçkin işçi liderlerinden biri de, Babam Askerî Öner'di. hatta, Askerî Öner, 1980'lerde, Türkiye Komünist Partisi Davası'nda yargılanmış, sendika faâliyetleri nedeniyle soruşturulmuş bir adamdı. aynı zamanda, Tarsus Belediyesi'nde Müdürlük yapmış bir adamdı, Askerî Öner. işçi liderliği, bir şaka değildi ki, Mersin çevresindeki bir sürü işçi mitinglerinde, grevlerde, işçi siyaseti'nin yapıldığı merkezlerde, Babam Askerî Öner'in kişiliği hissedilmekteydi. elbette, yalnız değildi, Askerî Öner! Kaya Mutlu, İsmet Demir, Derviş Sabır, Derviş Sefa Özşenoğlu, Mustafa İstemihan Talay, Ali Kaplan, Doktor Yüksel Burgutoğlu gibi, Mersin'de siyaset yapmış, işçi faâliyetleri yapmış kişileri de anımsamalıdır.
Mersin'de, yıllar sonra, yıllarca yine kalmıştım, 2000'lerde.
artık, Mersin, bir sanayî merkezi değildi. Mersin'deki işçi sayısı iyice azalmıştı. sanayîcilerimiz de, Mersin'den uzaklaşmışlardı.
sanayîleşme tarihi alanında bazı okumalar yapmıştım, üniversitede, hatta, bazı tezler de yazmıştım.
ama, Mersin Tarımı, hâlâ izlenmeye değerdir. tarım tarihi'mizin ilginç sahneleri, Mersin'de yaşanmıştır. Silifke, Erdemli, Anamur, Tarsus gibi ilçeleri, Mersin'in tarımsal üretim alanındaki merkezleridir. narenciye, pamuk, buğday, fasulye, çiçekçilik gibi tarım üretim alanları, Mersin'de, hâlâ yaygındır. ama, çok büyük narenciye bahçelerinin, Özal Yönetimi sırasında, Mersin'de yok edildiğini, bahçe arsalarının "yapılaşma"ya yönlendirildiğini izlerken, insan, elbette, ızdırap hisseder! Mersin'in kıyılarının bir bölümü, "yağma" edilmiş, yüksek binâlarca "işgâl" edilmiş, Mersin'in tarihsel, doğal yapısı zedelenmiş, siyaset de hasar görmüştür.
Mersin'de yürürken, şiir de yazmak mümkündür!
ızdıraplar, şiirlere dönüşürler.
ama, Mersin'in Toros Dağları'na açılan tepelerinin, ormanlarının daha gerçek olduklarını da kabûllenmek gerekir. belki, Mersin'in kıyıları, Toros Dağları kadar gerçek değildir.
SİNAN ÖNER

Wednesday, July 22, 2009

Muğla'da Yürürken (12)

Muğla'da Yürürken
Muğla, Güneybatı Anadolu'da eski bir kent! Muğla, çevresi ile, Anadolu'nun antik dönemlerden beri merkezlerinden biridir. Muğla, Ege'ye, Akdeniz'e, Batı Toroslar'a açılan bir şehirdir.
Muğla'daki yürüyüşlerim, şehrin mütevâzi yapısına da uyumlu idi.
Muğla'nın temiz caddelerinde yürürken, tarih'e de mesâfeli idim, bugün'e de.
Muğla'da, 1987'lerde yürümüştüm ilk kez. Gökova Körfezi'ni incelemek amacı ile, bir süre Gökova'da kalmıştım. "Yarın Edebiyat Gençlik Dergisi"nin de yardımları ile, Muğla'da, Gökova'da kalmıştım. Gökova Körfezi, bir tartışma konusu idi!
Muğla'ya, daha sonra da uğradım. Marmara Depremi sonrası, Muğla'da aylarca kaldım. makaleler, denemeler, şiirler yazdım, Muğla'da.
Muğla Pazarı'nı, Muğla Parkları'nı, Muğla'nın çevresini, bu sürede gezdim.
Muğla'nın ilçelerine de geziler yaptım. Marmaris'e, Köyceğiz'e, Fethiye'ye, Yatağan'a, Milas'a geziler yaptım. Muğla kasabalarında kaldım. Muğla'nın ilçelerinin bazıları kıyı ilçeleri idi. kıyılarda yürümüştüm!
Muğla, sosyal demokrat, Atatürkçü bir şehirdir, ilçelerinin de çoğunu Cumhuriyet Halk Partisi yönetir. Deniz Baykal da, Antalyalı olduğu için, Muğla'ya çok bağlı bir sosyal demokrat liderdir.
Muğla, komşu illerle iyi ilişkilere sahip bir şehir. Aydın, Antalya, İzmir, Denizli, Isparta gibi şehirlerle Muğla'nın iyi ilişkileri vardır.
Muğla'da kaldığım dönemlerde, antik tarih'i de düşünmüştüm. Muğla, Miletos'un merkeziydi, İonia'ya komşu idi, Lydia'ya komşu idi. Miletos, Thales'i yetiştirmiş bir şehir devlet! bugünkü Milas, Miletos'un merkeziydi. Thales, ilk büyük filozof idi. Muğla çevresinde yaşamış, Thales.
Muğla'nın, doğal yapısı da çok ilginç. toprakları verimlidir, Muğla'nın, bahçeleri, tarlaları verimlidir.
kıyılarda balıkçılık yapılır, Muğla'da.
Muğla'nın geleceğini de, Muğla'da yürürken düşünmüştüm, sanırım, binlerce yıllık tarih, Muğla'nın geleceğini de koşullandırır.
SİNAN ÖNER

Monday, July 20, 2009

Eskişehir'de Yürürken (11)

Eskişehir'de Yürürken
Eskişehir'deki yürüyüşlerim de, bana çok yararlı olmuştur.
Porsuk Nehri'nin kıyısındaki yürüyüşlerim, geceyarısı bir konser dönüşü, üniversite kampüslerinden şehir merkezine yaptığım yürüyüş, Eskişehir'in merkezinde yaptığım yürüyüşler.
Eskişehir, sosyal demokrat, Atatürkçü bir şehir, bir üniversite şehri. geçmişte, bir sanayî şehri idi, Eskişehir.
şimdi, iyice sosyalleşmiş, bir zenginlik merkezi.
Anadolu Tarihi açısından da, Eskişehir'in ilginç özellikleri vardır.
Osmanlılar'ın, Bilecik, Kütahya, Eskişehir çevresinde devletlerini kurdukları anımsanır. Bizans ile Selçuklular, sonra da Osmanlılar arasındaki ilişkilerde, Eskişehir'in bir yeri vardır.
Eskişehir, geçmişte, "sosyal eleştiri" faâliyetleri açısından da ilginç bir merkezdi, sonra, şehirde kurulan üniversiteler ile, "sosyal eleştiri", daha bilimsel, daha akademik biçimlere kavuşmuştur.
sanayîleşme açısından, Eskişehir, "model" bir şehir idi. Zeytinoğlu Holding'in çabaları, Eskişehir'de, bir "işçi sınıfı"nın yetişmesinde rol oynamıştır.
Eskişehir'de yürürken, Eskişehirspor Kulübü'nün futboldaki başarılarını da anımsamıştım! 1970'lerde, Eskişehirspor Kulübü, dünya'ca bilinen bir futbol kulübü olmuştur.
Eskişehir, bir spor merkeziydi, spor merkezidir.
Eskişehir, aynı zamanda, "sinema eğitimi"nin merkezlerinden biriydi, geçmişte. Seçil Büker, Atillâ Dorsay, Mutlu Parkan, Nijat Özon gibi sinema uzmanları, Eskişehir'deki "Sinema TV Okulu"nda dersler vermişlerdi.
Eskişehir'de yürürken, bir yalnızlık da hissetmiştim!
"modernliğin yalnızlığı" mı, yoksa, gittikçe kişiliği tehdit edilen bir şehirdeki "zorunlu bir yalnızlık" mı, düşünmüştüm!
Eskişehir, elbette, gelecek açısından, hâlâ, kıymetli bir şehir.
SİNAN ÖNER

Saturday, July 18, 2009

Adapazarı'nda Yürürken (10)

Adapazarı'nda Yürürken
İzmit'den Adapazarı'na giden yol, Marmara Depremi'nde yıkılmış, sonra da onarılmıştı. bu yoldan, herhâlde, binlerce defâ geçmiştim! ama, önce bu yol, geçtiğim yol, "E 5" diye bilinmekteydi, sonra yenilendi, birazı da taşındı yolun.
Adapazarı'nın merkezinde, büyük yıkıntılar olmuştur, Marmara Depremi'nde. çok katlı bir sürü binâ yıkılmıştı. binlerce yurttaşımız, Adapazarı'ndaki depremde ölmüşlerdir. Adapazarı'na girerken, son yıllarda, depremi hissediyorum.
Adapazarı'nın çevresinde yürümek, ilginç bir deneyim. çevrede, Adapazarı ormanları, dağlar, temiz mahalleler.
Adapazarı'nın merkezine doğru, Adapazarı'nın ne kadar mütevâzi bir şehir olduğunu anlıyor insan.
Sait Faik, Kerim Korcan gibi romancılarımız, Adapazarı'nda doğmuşlardı. ben de, öteden beri, Adapazarı'nı merâk ederdim, özellikle de köylerini, çevredeki gölleri, meselâ Sapanca Gölü'nün çevresini. İznik Gölü de, çok uzak değildir, Adapazarı'na! İznik'te, evlerine bir gezi yaptığımız Tiyatro Dekorcusu Metin Deniz'in İznik'e duyduğu sevgiyi de hissetmiştik, Metin Deniz, İznik çevresinde bazı yapıların mimârlığını yapmıştı. İznik Müzesi'ni de görmüştük, Metin Deniz'in rehberliğinde.
Adapazarı merkezinde yürürken, İstasyon'a doğru, esnafın sessiz, kendiliğinden gelen bir akılgücü ile, depremzede kentin geleceğini düşündüklerini de hissediyorum. çocuklar, gençler, Adapazarı'nı koruyor, köylerin çalışkan üreticileri de, Adapazarı merkezine destek olmakta.
Adapazarı'nın bir üniversitesi de var!
Sakarya Üniversitesi'ne yaptığım ziyâretlerde kendimi iyi hissetmiştim. Japon misafirlerimize Sakarya Üniversitesi'nde öğle yemeği vermişlerdi. Sakarya Üniversitesi'nin bahçesi, çok iyi bir bahçedir. öğrencilerin, şehir merkezindeki yıkıntı kederinden biraz daha uzakta yaşadıkları bir bahçe.
Adapazarı'nın Bolu'ya doğru akıp giden yolu, yürümek için iyi bir yol! Bolu Dağı'nı tırmanmak da iyi. Bolu Dağı'nın, hâlâ tam keşfedilmediğini kabûl edelim. iyi ki de, tam keşfedilmedi, Bolu Dağı!
SİNAN ÖNER

Friday, July 17, 2009

İzmit'te Yürürken (10)

İzmit'te Yürürken
Marmara Depremi'nin bir merkezi de, İzmit idi, 1999'da.
İzmit'e çok önceden de giderdim. Yalova ile İzmit arasındaki yolda çok yürümüştüm. yol, çok kullanılan bir yol, hâlâ, çok araç gider gelir, Yalova ile İzmit arasında. bu yolda, sanayî tesisleri, feribot iskelesi, tepelerdeki köyler yer alır.
İzmit, bir liman şehridir, bir körfez'de kurulmuş bir şehirdir. büyükçe bir rafinerisi vardır, İzmit'in. fabrikalar, şehre kadar yayılmıştır.
şehir merkezinde çok yürümüştüm!
İzmit'e, Japon ressâmları, heykeltraşları dâvet etmiştim, deprem sonrasında. onlarca Japon ressâm, heykeltraş, eserleri ile, İzmit depremzedelerine destek oldular. şimdi eserleri, Kocaeli Üniversitesi'nde korunmakta.
Yalova'dan İzmit'e giderken, Altınova, Karamürsel, Değirmendere, Gölcük gibi şehirler vardır. yazık ki, depremde, buradaki binâların çoğu yıkılmıştı. bu şehirler, yeniden kuruluyor yıllardır.
İzmit'te, kıyıda yürürken, körfez manzarası ile, sanayileşme tarihimizi düşünürüm. İzmit, bir dönem, işçi sınıfımızın merkezlerinden biriydi, sendikacılık hareketlerimizin merkeziydi. Kocaeli Sendikalar Birliği, çok eski bir sendikal birlik idi, 1940'larda çok faâl bir sendika hareketi vardır, İzmit'te. hatta, Demokrat Parti'nin hükümet olmasında, İzmit işçilerinin liderliği de vardır.
İzmit merkezinde yürürken, sokaklara girdiğimde, İzmit'in eski binâlarını, daha "şiirsel" sahnelerini fark ediyorum. İzmit, Şâirlerimizin sevdiği bir şehirdi, Nâzım Hikmet Ran, "Memleketimden İnsan Manzaraları"nda, İzmit'e çok yer verir! İzmit, Atatürk'ün çok kıymetlendirdiği bir şehirdi, Kurtuluş Savaşı'mızın kazanılmasında, İzmit köylülerinin de kahramanlıkları saklıydı.
İzmit'te, mitinglere, yürüyüşlere katılmıştım.
İzmit Halkı, toplu davranmayı seçen bir halk. iyice sosyalleşmiş bir halk, İzmit Halkı. depremde bir sürü iyi yurttaşımız, İzmit'te vefât ederken, İzmit Tarihi, gene de tümüyle yok olmamıştır.
SİNAN ÖNER

Thursday, July 16, 2009

Yalova'da Yürürken (9)

Yalova'da Yürürken
Yalova, eski bir kent, Marmara Denizi'nin güneyinde, tarihsel, doğal özellikleri ile, hâlâ ilginç bir kent, bir depremzede kent, bir "ormankent".
Yalova'da çok şiir yazmıştım!
Atatürk'ün, tatillerinde mutlaka geldiği Yalova'nın çevresinde çok kaldım. Yalova Köyleri, dünya'da örnek köylerdir. Yalova'dan Termal Kaplıcaları'na giden yol'da çok yürümüştüm. bu yol, 18 kilometre kadar süren, Gökçedere Barajı'ndan geçen, çok iyi bir yürüyüş alanıdır.
Termal'deki Atatürk Köşkü Müzesi'ni de gezmiştim, 1930'larda yapılmış çok modern bir binâ. Atatürk'ün nasıl bir insan olduğunu da, Atatürk Köşkü'nde anlamak mümkündür.
Yalova'da yürümek, bir alışkanlık. yaz aylarında, akşam saatlerinde, Yalova'da, herkes yürür!
Yalova'nın şiir yazmayı teşvik ettiğini, herhâlde, iyi Şâirler kabûl ederler. geçmişte, Yalova'da Şiir Akşamları da yapılmıştı. Salim Rıza Kırkpınar, Aziz Nesin, Vecihi Timuroğlu, Arif Damar, Melisa Gürpınar, Ataol Behramoğlu, Hüsen Portakal gibi yazarlar, Şâirler, Yalova'daki Şiir Akşamları'na katılmışlardı.
1999 Depremi sonrası da, dünya'daki bir sürü ülkeden Şâirler, Yalova'ya geldiler, Şiir Akşamları yaptılar.
Yalova, iyi ağaçlandırılmış bir şehirdir. çevresinde, Hayrettin Karaca'nın "Ağaç Müzesi", Atatürk Bahçe Kültürlerini Araştırma Enstitüsü, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün ağaçlandırılmış alanları yer alır.
Yalova, yürümek isteyen bir insan'ın yaşaması gereken bir yer!
SİNAN ÖNER

Wednesday, July 15, 2009

İzmir'de Yürürken (8)

İzmir'de Yürürken (4)
İzmir, sosyal demokrat bir halkın yaşadığı, Atatürk'ün eserlerinin yer aldığı, Türkiye'nin Batı'ya açılan bir merkezidir. Yunan adalarının çevrelediği İzmir'de, Yunanlılar'ın modern yönlerinin yansıdığını da fark ederiz. İzmir'de yürürken, Yunanistan'dan bir "tehdit" değil, bir "destek" geldiğini hissederdim. günümüzün Yunan Halkı, elbette, İzmir'e hâlâ sempâti besler. Yunan adalarındaki Yunan köylüler, balıkçılar, esnâf, İzmir Halkı ile bir sorun yaşamak istemediğini belli eder, İzmir'in sosyal demokrat, Atatürkçü bir yönetim ile yaşamasını tercih eder.
İzmir çevresi de, Yunan Halkı'nca çoğu kez desteklenmiştir.
ama, Yunanistan, çok hassas bir ülkedir, nüfûs'u sınırlı olduğu için titiz davranır, İzmir'i kırmadan ama, İzmir'in Yunanistan'a zarar vermesini de engelleyip, Batı geleneklerini de uygulayıp yaşamayı seçer.
Yunan devlet adamlarının çoğunu bilirdim, bilirim de! İzmir'i desteklemek amacı ile, İzmir'e gelmekten hoşlanan bir sürü Yunan devlet adamı vardır. geçmişte, Kostas Simitis, Andreas Papandreu, Konstantin Karamanlis gibi devlet adamları, İzmir'i düşünmeyi alışkanlık yapmışlardı. Yunan yazarlar, Şâirler de, İzmir'e tutkulu idiler. Yannis Ritsos, Yorgo Seferis, Andronis Samarakis, daha geçmişte, Nikos Kazancakis, İzmir'i, Yunan Tarihi'nin bir merkezi olarak algılamış yazarlardı, Şâirlerdi.
İzmir'de yürürken, Atina'yı, Mora'yı, Pire'yi, Selânik'i de düşünmek, İzmir'in geleceğinde bir Yunan izinin de olacağını hissetmek, bir Tarihçi açısından bir zorunluluk idi.
SİNAN ÖNER

İzmir'de Yürürken (7)

İzmir'de Yürürken (3)
İzmir, "zeybekler"i ile de anılmaktaydı!
"zeybekler", İzmir'in tarihsel karakterlerinden biridir. ben, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir yörelerinin türkülerini, sanatlarını, tarihlerini öğrenmeye merâklı bir Tarihçi'ydim.
bir süre, Ruhi Su'nun "Zeybekler"de topladığı türküleri dinlemiştim!
Ruhi Su, "Zeybekler"i çok incelemiş, "Zeybekler"in tarihsel özelliklerini, "zeybek türküleri"ni söylerken dinleyicilerine de anlatmıştı.
"Yörük Ali Efe", "Çakırcalı", "Demirci Efe", Muğla, Aydın çevrelerinin "efeler"i, Ruhi Su "Zeybekler"inde yaşamaktaydılar.
İzmir'in kentleşmesi, belki bazı "Zeybek" özelliklerinin unutulmasına neden olmuştur.
ama, aslında, İzmir, 1980'lere kadar, kentleşme açısından örnek bir şehirdi. İzmir, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Bülent Ecevit'in çok kıymet verdiği bir şehirdir, İzmir'in iyi bir kent olması için, Cumhuriyet'in kurucuları çok çabalamışlardı!
İzmir'in sokaklarında, caddelerinde yürürken, İzmir'in tarihinin gittikçe az hissedildiğini, gittikçe unutulduğunu da fark ediyorum.
SİNAN ÖNER

İzmir'de Yürürken (6)

İzmir'de Yürürken (2)
Tarihçi George Thomson, "Tarihöncesi Ege" kitabında, Ege Bölgesi'nin antik dönemlerdeki tarihini yazar. bu kitabı, lise yıllarımda okumuştum. İzmir'e bir anlamda tutkulu bir Tarihçi idi, George Thomson. ama, yalnızca İzmir'e değil, tüm Ege kentlerini yazmıştı, George Thomson.
ben, yazık ki, Yunanistan'a hiç gitmedim. ama, Türk tarafındaki tüm Ege'yi adım adım gezdim! Muğla kıyılarından Çanakkale kıyılarına, Ege Kıyıları, artık bana ait bir yerdir. Didim, Dikili, Bergama, Ayvalık, Çanakkale gibi yerlerden geçtim, ya da bu yerleşme merkezlerinde kaldım.
İzmir'in Çeşme, Urla, Foça gibi ilçelerini de gezdim, bazılarında konakladım, kıyılarında çok yürüdüğümü yazmalıyım.
İzmir Tarihi, elbette, modern Türk Tarihi açısından da, antik uygarlıklar tarihi açısından da, merkezî bir tarihsel alandır.
Profesör Ekrem Akurgal, Ege Uygarlıkları'nı okumaktan, yazmaktan hoşlanırdı.
bir dönem, İzmir'in eski filozoflarını okumak, bir alışkanlığım idi! George Thomson'un "İlk Filozoflar" kitabında, İzmir'in eski filozoflarını, Thales'i, Herakletios'u, Aristoteles'i anlattığı bölümlerinin insanı nasıl sardığını anımsarım. İonia Yöresi, İzmir'in, Miletos yöresi ile birlikte, bir uygarlık merkezi idi. "şehir devletleri"nin geçerli olduğu bir dönemde, İonia, uygarlıkların merkezlerinden biriydi!
İzmir'de yürürken, tüm bu eski dönemleri de düşünmüşümdür.
SİNAN ÖNER

İzmir'de Yürürken (5)

İzmir'de Yürürken (1)
İzmir, yürümek isteyen biri açısından, çok iyi bir kent!
çok eskiden, Eski Yunanlılar yürürmüş İzmir'de. sonra, geçen yüzyılda, Atatürk, İzmir'den evlenince, İzmir'de çok yürürmüş. İzmir Halkı, İzmir'de yürümeyi günlük bir alışkanlık yapmıştır.
ben, İzmir'in çeşitli semtlerinde yaşadım, ilçelerinde kaldım, çevresini iyice gezdim.
geçen yıllarda, meselâ, Fahrettin Altay'dan Alsancak'a yürümüştüm. Kordon'a giden kıyı'da yürürken, insan, tarih'in farklı aşamalarını düşünüyor.
Hatay semtinde kaldığım yıllarda, İzmir'in farklı bir çevresini gezerdim, Hatay'daki Yeşilyurt Hastahanesi'nden kıyı'ya inerken, çeşitli sahnelerine tanık olurdum, İzmir'in.
İzmir'deki bir yürüyüş anısı da, 2004'te, İnciraltı'nda, bir konser'i izledikten sonra, geceyarısı, İnciraltı ile Konak arasındaki yürüyüşümdür, sabaha karşı, Konak'taki "Şükrân Oteli"ne gelmiştim, konser'in izlenimleri ile.
saatler süren yürüyüşler yapmak mümkün, İzmir'de.
bir kez de, Karşıyaka'dan Konak'a yürümüştüm.
Konak, elbette, İzmir'in merkezidir.
Konak Alanı'nda, insan, hiç bir yere gitmeyi düşünmeden saatlerce kalır!
SİNAN ÖNER

Tuesday, July 14, 2009

Ankara'da Yürürken (4)

Ankara'da Yürürken (4)
Ankara'da, yürümeyi seçtiğim bir yol da, Gaziosmanpaşa'dan Çankaya'yı tırmanan yol idi. burası, Ankara'yı tam tepe'den gören, sempatik bir yükselti gibidir, ağaçlandırılmış bir yol, çevrede, lojmanlar, seçkin dükkânlar, temiz caddeler vardır.
Çankaya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün çevresinde, çoğu öğle sonralarım geçmiştir, Çankaya Konutu'nun konukları hep değişirdi, meselâ, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı sırasında, Kenan Paşa'nın yaşadığı Çankaya Konutu'nun çevresinden çok geçerdim! sonra, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, geldiler, Çankaya Konutu'nda Cumhurbaşkanlığı yaptılar, ben de, Çankaya Konutu'nun çevresinde gezinen bir Tarihçi'ydim!
Çankaya çevresinde yürümek, Tarih'i daha iyi hissetmek açısından çok iyidir. geçmişteki Ankara, çok az nüfûs'a sahip, temiz, saygın, disiplinli bir şehirdi. Anayasal tüm devlet kurumlarının merkezleri, Ankara'da idi. çoğunun çevresinden geçerdim. Ankara'da yürümek, bir anlamda, Atatürk Cumhuriyeti'nin Tarihi'ne tanıklığın bir yolu idi.
Dikmen Çevresi de, Çankaya'nın ardından geçtiğim bir yerdir. Polis Müdürlüğü'nün olduğu Dikmen'de, geçmişte, Alevî halk çoğunlukta idi. Dikmen'den yokuş aşağı inmek, geçerken bazı sokaklarda dinlenmek, tüm Ankara'yı izlemek, neden burada olduğumu sormak, Tarihçiliğimi zenginleştirmeyi amaçladığım öğrenciliğimde bir alışkanlığımdı.
SİNAN ÖNER

Ankara'da Yürürken (3)

Ankara'da Yürürken (3)
Ankara'da, öğle yemeklerimi, genellikle, Kızılay'da yerim, ya bir "ekmek arası balık", ya "tavuk", ya da "ucuz dört çeşit yemek".
sonra, bir kafe'de kahve'mi içerim.
yürüyüş yönüm, biraz değişir, Kolej'e doğru yürürüm önce, sonra, Cebeci'ye doğru giderim, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin çevresinde dinlenirim, gençleri izlerim, SBF'nin Tarihi'ni düşünürüm, Hukuk Fakültesi'nin pencerelerini görürüm, sonra da, Cebeci çevresinde bir kafe'de nescafe ya da çay içerim.
Cebeci, Ankara'nın eski bir semtidir. burada çok kaldım! Cebeci Camiî'nin çevresinde, üniversite öğrenciliğim geçmiştir, ben Ankara'da okumadım ama, çevremdeki gençlerin çoğu, Ankara'daki üniversitelerde okumuşlardır.
Cebeci'den Abidinpaşa'ya geçtiğim de olur, sonra, başka bir yol'dan Samanpazarı'na, Sıhhiye'ye, Ulus'a, Gençlik Parkı'na geçerim.
Gençlik Parkı, Ankara'nın çok sempatik bir bahçesidir. çevresindeki kahvehanelerde, "semâver"de çay içtiğim çok olmuştur.
Gençlik Parkı'nın ardından, Ulus'tan Kızılay'a yürümek, zorunlu bir alışkanlık gibiydi.
SİNAN ÖNER

Ankara'da Yürürken (2)

Ankara'da Yürürken (2)
Ankara'da, bir yürüyüş güzergâhım da, Ankara Garı'ndan ya da Garajlar'dan Tandoğan Alanı'na geçmek, sonra, Anıtkabir'e uğrayıp, Mustafa Kemal Atatürk'ü, İsmet İnönü'yü, Atatürk Müzesi'ni ziyâret edip, saygı duruşundan bulunmak, daha sonra da, Beşevler'e doğru yürümek. Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi'nde, Demokratik Sol Parti'nin önünde Ecevitler'i düşünmek, sonra, Millî Kütüphane'ye doğru, Anıtkabir'in kıyısından yürümek.
bu güzergâh da, iyidir. yürürken, insan, pek çok konuyu daha iyi düşünür. çevre, temizdir, okullar vardır, ağaçların arasında, iyi bir insan olmak mümkündür.
bu yürüyüş alışkanlığım yıllardır sürüyor! Ankara Garı, Tandoğan, Anıtkabir, Beşevler, Millî Kütüphane, Genelkurmay Başkanlığı, Meclis.
SİNAN ÖNER

Ankara'da Yürürken (1)

Ankara'da Yürürken (1)
Ankara'da çok yürümüştüm!
Ankara Garı'nda ya da Garajlar'da indikten sonra, İbni Sina Hastahanesi'ne giden Köprü'ye doğru tırmanırdım, sonra da, Devlet Opera ve Balesi'nin, Ankara Radyosu'nun, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin yer aldığı ana cadde'den, Necatibey Caddesi'ne yürümekten hoşlanırdım. bir süre, Sıhhiye Köprüsü'nün altındaki kahvehanelerde dinlenirdim, berberlerde sakalımı kestirip, bir sabah simidi yedikten sonra, Kızılay'a doğru yürümek, Ankara Sabahları'mın vazgeçmediğim bir alışkanlığı idi.
Sıhhiye Orduevi'nin pencerelerini, bahçesini izlerdim. Kızılay'a, İnkılâp Sokak'tan girmeyi de, ana cadde'den girmeyi de seçerdim. Güven Park'ın orada, biraz dinlenir, sonra da, GİMA'nın yer aldığı yaya geçidi'nden Kızılay'dan Bakanlıklar'a tırmanan yola geçerdim.
Ankara Sabahları'mın ne kadar iyi olduğunu anlatamam!
Bakanlıklar'da yürümek, Meclis'i uzaktan izleyip, Büyükelçilikler'e doğru tırmanmak, Kuğulu Park'ta bir kahve daha içmek. Kavaklıdere'ye uğrayıp, Kocatepe Camii'nde dinlenmek, sonra da, kalacağım yere geçmek.
bu yürüyüş güzergâhı, sabah yürüyüşlerimin güzergâhıdır.
SİNAN ÖNER

Wednesday, July 1, 2009

Frunze'de Yürümek (3)

Frunze'de yürüdüğüm caddelerden biri de, üniversitelerin yer aldığı bir cadde idi!
Slav halklarının Türk halkları ile berâber yaşadığının kanıtlarından biri de, Frunze'nin üniversiteleridir. Rusça, tüm halkların birarada yaşamasını mümkün kılmış "iletişim aracı"dır. Rusça, "fonetiği", "semantik"i, "edebî işlenmişliği" gibi özellikleri ile, Frunze caddelerinde hissedilmektedir.
Frunze'yi anlatmam, elbette mümkün değil. çok az kaldım Frunze'de, yazık ki, amaçladığım kadar, Kırgızistan'da kalmam mümkün olmadı. ama, Frunze, hep davetkârdır, iyi düşünen, sempâtisini gizlemeyen, merâk eden yurttaşlara davetkâr bir "ormanşehir"dir.
Frunze sokaklarında, "korku"nun da yer aldığı bir gerçek. Frunze'de, "korkusuz" yaşamak, "ormanşehir"in tüm özelliklerini kavramak ile mümkün olur. ama, öyle olmuyor, genellikle, Frunze'nin birtakım çevrelerine, sokaklarına, binâlarına, insan "demir atıyor". öylece kalakalıyor! "korku", azaltılıyor.
Rus tarih, Frunze'nin tarihi'dir, unutulması ya da yok sayılması mümkün değildir. Rus tarih'in bir özelliği de, "korku yaratmak".
Frunze'de, ölmekten değil de, "başka biri olmak"tan korkanlar da az değildir. ama, Frunze'de yürürken, "başka biri olmayı denemek"te bir sürü yarar ya da bir sürü ihtimâl olduğunu da, insan keşfediyor.
"Frunze'de yürümek" bahsine sonra devâm ederim. şimdilik, Frunze'ye kadar yaptığım yolculuğun, aynı zamanda, çok uzak bir Asya kentinde "yürümek" anlamını da taşıdığını yazmalıyım.
SİNAN ÖNER

Monday, June 29, 2009

Frunze'de Yürümek (2)

Frunze'de yürümek, bir "keşfetme" duyuşu ile gerçekleşiyor. hiç yürümediğim bir sokak'ta, neden burada olduğumu da soruyorum ama, Frunze'nin nasıl bir tarih'ten geldiğini de merâk ediyorum. Frunze gibi, çok genç bir şehir'de, bir Tarihçi'nin ne kadar Tarihçi olacağını da sormuştum! hatta, 1830'larda kurulmuş Frunze'nin, bir Tarihçi olmam yönünde değil de, bir Şâir ya da bir Romancı olmam yönünde, beni teşvik edeceğini hissetmekteydim.
belki, farklı bir tarihsel süreç yaşıyor olsaydık, Kırgızistan'da yerleşirdim, bir "devlet dâiresi"nde mesâi yapardım. hatta, Kırgızistan Cumhuriyeti'ne, daha ciddî yararlar getirmek için çaba harcardım!
ama, yürürken, Frunze'nin, "vâde" anlamında, bana, ilk aşamada pek şans vermediğini fark ediyordum. Frunze'de, caddeler geçilirken, tasarılar da değişmektedir. yürürkenki izlenimler, tarihsel bir binânın çevresinde başka izlenimlere dönüşürler.
Kırgızca, Rusça, Kazakça arasındaki "işbirliği", çok ciddî tarihsel kaynaklara sahip!
sokaklarda, caddelerde, "Kiril Alfâbesi" ile yazılmış bir sürü ilânların arasında, Kırgızca ile Rusça ya da Kazakça "kelimeler"i ayrıştırmak da, ilk aşamada mümkün değildir.
"halkların birarada, barış içinde yaşaması" ilkesinin, Sovyetler Birliği'nin Anayasal ilkesinin, Frunze'deki gerçekliğini keşfederken, biraz da "hayret"e kapıldım! demek ki, insan, Asya'da, daha ciddî, daha dinamik ama, daha ilkeli yaşamasını bilmekteydi.
Rus edebiyat eserlerindeki "sosyalleşmiş birey", Frunze'de, gerçek. ama, toplum da, "bireyleşmiş". bireyler, "sosyal" çevrelerin içinde yaşıyorken, toplum, bireysel bir yalnızlığı da yaşıyor. bireyler, sosyalken, sosyal kurumlar, bireyleşmiş.
Frunze'de yürürken, hiç kimse, bana bir özel bir dikkât göstermedi!
bu da, "hayret" nedeniydi, çünkü, Frunze'ye misafir olduğum belliydi, ama, misafirliğimin bir "şaka" olduğunu bana anlatan Kırgızistan yurttaşları da az değildi.
SİNAN ÖNER

Frunze'de Yürümek (1)

Kırgızistan'ın başkenti Frunze'de yürüyeceğimi, ilkokul yıllarımda Sovyet Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov'un romanlarını okurken düşlerdim! Frunze, adını, Sovyet Generali, Atatürk'ün de, Kurtuluş Savaşı yıllarında misafiri olmuş, Mareşal Frunze'den almaktaydı. sonraları, Kırgızistan, 1990'larda "bağımsız" bir devlet olmayı kararlaştırdığında, Frunze'nin öteki adı Bişkek diye ilân edildi.
Bişkek'te, ya da Frunze'de yürümek, Anadolu şehirlerinden birinde yürümekten çok farklı!
binlerce ağacın şehri kapladığı Frunze'de, ağaçların arasında, 1920'lerde, Anadolu'ya, Atatürk'ü desteklemek amacı ile gelmiş Mareşal Frunze'yi anmak, Frunze'nin ziyâretini yanıtlamak, çok ilginç bir deneyimdir.
Mareşal Frunze, Bişkek kentinin kurucusu, Bişkek'te, Ruslar'ın, Kırgızlar'ın, Kazaklar'ın, Özbekler'in, öteki milletlerin, berâberce yaşayacağı bir başkent yaratmış. şehri ağaçlandırmış, Tanrı Dağları'nın kuşattığı bir "ormanşehir" inşâ edilmesine liderlik yapmış.
Frunze'de yürürken, Vladimir Lenin'in, İshak Razzakov'un, Kırgızistan'ın tarihsel karakterlerinin, büyük kadın şahsiyetlerin heykellerine, büstlerine rastladım. Kırgızistan Parlamentosu'nun çevresinde yer almış onlarca heykel, onlarca büst, onlarca tarihsel eser, Frunze şehrine, dünya'nın her yerinden "turist"leri, bilim adamlarını, siyasetçileri dâvet eder gibi, geliyorlar da!
Kırgızistan, Birleşmiş Milletler'in, Dünya Ticâret Örgütü'nün, Bağımsız Devletler Topluluğu'nun, "Şanghay Topluluğu"nun saygın bir üyesi.
Frunze, ya da Bişkek, çevre başkentlerin de sempâtisine sahip!
Taşkent, Alma Ata, Urumchi, Duşanbe gibi büyük yerleşim merkezleri, Frunze'ye sempâtilerini gizlemiyorlar.
Frunze sokaklarında, caddelerinde yürürken, Rus Halkı'nın kıymetli yurttaşları ile selâmlaşmak, Kırgız yurttaşların "doğal" davranışları ile heyecanlanmak, Kazaklar'ın daha "derin anlamlı" bazı davranışlarına şahit olmak, Özbekler'in "hassas" davranışları ile birarada yaşamak, daha da çoğu, mümkün!
öyle de yaşadım.
Kırgızistan'ın doktorları ile, öğretmenleri ile, sürücüleri ile, devlet adamları ile, esnafları ile, Profesörleri ile, işçileri ile, memûrları ile, aynı caddelerde yürürken, Sovyetler Birliği'nin tarihsel gücünü, anlamını, yarattığı atmosferi hissettim!
Frunze'de yürürken, Frunze'de yetişmiş ağaçların da, hayvanların da, öteki "maddî" şahitlerimin de, bana hiç de uzak olmadıklarını, beni çoktan beri dâvet ettiklerini fark ediyordum.
"yürümek" bahsine, Frunze'den başlamakta yarar görüyorum.
SİNAN ÖNER