Bursa'da Yürürken
Bursa, Osmanlı Devleti'nin başkenti idi, Uludağ'ın çevresinde kurulmuş, ormanların, göllerin çevrelediği, Osmanlı eserleri ile süslenmiş, modern sanayî kurumları ile, üniversitesi, okulları ile, modern bir şehir.
Bursa'ya çok uğradım!
Yalova'da yaşadığım yıllarda, daha sonra, Bursa, mutlaka ziyâret etmek istediğim bir şehirdir. Bursa'da nelerin değiştiğini, nasıl değiştiğini de, ya biliyorum, ya da hissediyorum.
Bursa, çevresi ile de ilginç! ilçelerinin her biri, gezilmeye, incelenmeye değer.
Bursa'da, Heykel'de yürürken, Osmanlı Tiyatrosu'nun getirdiklerini de anımsarım. Ahmet Vefik Paşa'nın anısı tiyatro binâsının önünden çok geçtim. Bursa, bir tiyatro şehriydi geçmişte.
Bursa'nın Çekirge semtine de uğradım, kaplıca hamamlarının arasından geçtim. ailemin büyükleri, daha İsmet İnönü Dönemi'nde, Bursa'ya, Mersin'den gelirlermiş, kaplıca hamamlarını ziyâret ederler, tedâvilerini olurlarmış.
Bursa'da, şiir vardır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Bursa şiirlerini anımsamak iyidir. Şâirler, Bursa'da yaşamayı seçmişlerdir çoğu kez. Nâzım Hikmet Ran, Bursa'da on yıl kadar yaşamıştı! daha yeni Şâirlerimiz de, Bursa'da yaşamayı seçmişlerdir, bazıları ile sohbetlerimiz de olmuştur. Metin Güven, modern şiirimizin bir ustası, bir Matematikçi'dir, Bursa'da yaşadı! Ramis Dara da, Uludağ Üniversitesi öğretim üyeliği sırasında, Bursa'da yaşamış iyi bir şâirimiz.
Yalova, Bursa'ya 75 kilometre kadardır.
Bursa'dan Yalova'ya giden yol, herhâlde dünya'nın en iyi yollarından biridir, manzarası ile, tırmanışları, virajları ile. bu yolda yürümekte yarar vardır. yolda, zeytin'iyle bildiğimiz, Orhan Veli Kanık'ın şiirler adadığı Gemlik vardır. Gemlik ilçesi, Bursa'yı Bursa yapmış kıymetli bir şehirdir, Gemlik Körfezi'ne kurulmuştur.
Orhangazi İlçesi de, Bursa ile Yalova arasında kurulmuş bir ilçedir. Osmanlı Devleti'nin ilk Padişahları'ndan Orhan Gazi'nin anısına kurulmuş bir şehirdir.
Kemalpaşa, Karacabey, Mudanya ilçeleri de, Bursa'ya bir sürü anlam katar, değer katar.
Mudanya'da da yürümüştüm. Mudanya Mütârekesi'nin imzalandığı binâ, şimdi bir Müze. Mudanya kıyıları, Türkiye'nin çok ilginç kıyılarından biridir.
Bursa merkezindeki yürüyüşlerim, Fomara Alanı ile, Heykel ile sınırlı kalmıştı ama, hâlâ, Uludağ'a tırmanma umudu var bende.
Bursa'da yazılmış şiirler, denemeler, romanlar, herhâlde, tarihimizin ilginç belgeleridir. Nâzım Hikmet Ran'ın Bursa'da yazdığı şiirler, tüm dünya'da yayınlanmıştı! "Memleketimden İnsan Manzaraları", "Saat 21-22 Şiirleri", "Kuvayî Milliye Destanı", Nâzım Hikmet Ran'ın Bursa'da yazdığı şiirlerdir ki, sayısını bilmek mümkün değildir.
Bursa'da, Çizakça'ların semtine de uğramıştım. Profesör Murat Çizakça'nın geçmişinin saklı olduğu Çizakça'ların semtinde, "iktisât" açısından Bursa'yı sormuştum. bir sanayî tarihi yazıldığında, mutlaka, Bursa Tarihi yazılır, Bursa, sanayîleşme tarihimizin merkezlerinden biridir. "iktisât" açısından, Bursa, Türkiye'nin çok vergilendirdiği şehirlerden biridir.
Bursa, siyaset açısından da ilginç, ama, Bursa, "siyasî istikrâr"ı sorun hâline getirmiş şehirlerimizden biridir. geçmişte, Bursa'da, Süleyman Demirel'in desteklediği çevreler, yönetici idi, bazı dönemlerde, Ecevit'in desteklediği çevreler yönetmişti, Bursa'yı. ama, tam bir karar, hâlâ, Bursa'lı seçmenlerce verilmedi. belki, Uludağ'ın gölgesi, Bursa'lıları tehdit etmekte, Bursa'ya yönelmiş göçler de, Bursa'daki değişime farklı boyutlar getirmektedir.
Bursa, göçmenlerin şehridir.
bu açıdan, Balkan göçmenlerinin, Kafkas göçmenlerinin birarada yaşamasına bir örnek de, Bursa'dır. ben, uzun süre, Balkan Tarihi, Kafkasya Tarihi okumuştum. Bursa'ya yönelmiş bir tarih idi bu, bir açıdan.
Bursa'da yürürken, Bursa'daki câmileri de görmek gerekir. câmi, Bursa'yı temsil eden bir zenginlik idi, geçmişte de.
Osmanlılar, Bursa'ya çok yatırım yapmışlardı, bir yatırımları da, ipek üretimi idi. Bursa, ipeğin şehridir. ipek, Bursa'da üretildi, Osmanlı, ipeğin olmadığı bir dünya'da yaşanamayacağını anlamış, Bursa'yı desteklemiş idi.
bir tarih'in, Bursa'da nasıl merkezlendiğini anlamak gerekir.
SİNAN ÖNER
About Me
Friday, July 31, 2009
Wednesday, July 29, 2009
Adana'da Yürürken (15)
Adana'da Yürürken
Adana, Türkiye'nin güneyinde, dördüncü büyük kentimiz. Adana, son yıllarda iyice genişledi, yapılaştı, imâr edildi, hatta biraz da aşırı bir yapılaşma yaşandı.
Adana'ya, çocukluğumdan beri giderim!
Adana'da yazlarımı geçirdim, bir yaz, Ceyhan'ın Sarıbahçe Köyü'nde kalmıştım, bir yaz Adana şehir merkezinde kalmıştım, bir yaz da, Kozan'a gidip geldim, çocukluğumda, ilkgençliğimde.
Adana'nın Seyhan Irmağı'nın kıyısında yürümüştüm.
Ceyhan Irmağı da, biraz ötede akar.
Adana'da, eski mahallelerin, sokakların arasında yürümeyi sevmiştim, Küçük Saât'in, Büyük Saât'in çevrelerinde gezdim. Adana'nın eski Garajlar'ına çok giderdim. merkezdeki, Gar çevresini de çok gezdim.
Adana, bana bir sürü tarihsel malzeme getirdi.
bir sürü edebî eserlerin Adana'da meydâna geldiğini biliyorum, çoğunu da iyice okudum.
Adana'da yürüyüşlerim, biraz da hızlı olmuştur, çünkü, ya yaz sıcaklarında yürümüştüm, ya da kışları, yağışlı havalarda.
Adana'da yürümeyi önermekte hiç bir zarar yok!
SİNAN ÖNER
Adana, Türkiye'nin güneyinde, dördüncü büyük kentimiz. Adana, son yıllarda iyice genişledi, yapılaştı, imâr edildi, hatta biraz da aşırı bir yapılaşma yaşandı.
Adana'ya, çocukluğumdan beri giderim!
Adana'da yazlarımı geçirdim, bir yaz, Ceyhan'ın Sarıbahçe Köyü'nde kalmıştım, bir yaz Adana şehir merkezinde kalmıştım, bir yaz da, Kozan'a gidip geldim, çocukluğumda, ilkgençliğimde.
Adana'nın Seyhan Irmağı'nın kıyısında yürümüştüm.
Ceyhan Irmağı da, biraz ötede akar.
Adana'da, eski mahallelerin, sokakların arasında yürümeyi sevmiştim, Küçük Saât'in, Büyük Saât'in çevrelerinde gezdim. Adana'nın eski Garajlar'ına çok giderdim. merkezdeki, Gar çevresini de çok gezdim.
Adana, bana bir sürü tarihsel malzeme getirdi.
bir sürü edebî eserlerin Adana'da meydâna geldiğini biliyorum, çoğunu da iyice okudum.
Adana'da yürüyüşlerim, biraz da hızlı olmuştur, çünkü, ya yaz sıcaklarında yürümüştüm, ya da kışları, yağışlı havalarda.
Adana'da yürümeyi önermekte hiç bir zarar yok!
SİNAN ÖNER
Sunday, July 26, 2009
Sinop'ta Yürürken (14)
Sinop'ta Yürürken
Sinop, Türkiye'nin kuzeyinde, Samsun'a, Kastamonu'ya, Zonguldak'a komşu, tarihsel bir şehir.
Sinop'ta yürürken, Sinop'ta yürümüş tarihsel kişileri düşünmüştüm. meselâ, Sinoplu Diyogen'i! Sinoplu Diyogen, elinde bir mum, Sinop'ta mı yürürmüş, yoksa başka bir Yunan şehrinde mi yürürmüş, bilmiyorum ama, "ne ararsın?" diye soranlara, "adam arıyorum!" dermiş. Sinop, Diyogen gibi bir sürü büyük insan yetiştirmiş, Osmanlılar'ın çok kıymetlendirdiği bir şehirdir.
ben, bir rastlantı ile Sinop'a uğramıştım ama, çocukluğumdan beri Sinop'u merâk ederdim. Sinop Hapishanesi'nde kalmış dostlarımdan biri, usta yazar Kerim Korcan'dı. Kerim Korcan, Türkiye Komünist Partisi üyeliği nedeni ile, 1940'larda, Sinop Hapishanesi'nde kalmıştı, 1940'lardan itibâren, Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142. maddeleri -1990'larda kaldırılmışlardı!- nedeni ile "komünist teşkilâtçılık" yasaklanmıştı. Kerim Korcan, romanları, öyküleri, şiirleri ile edebiyat tarihimizde yerini aldı, Sinop Hapishanesi de, Kerim Korcan'ın "Tatar Ramazan", "İdâmlıklar", "Linç" gibi eserleri ile tüm dünya'da okunan bir yer olmuştur. Sinop Hapishanesi'nde kalmış başka usta yazarlar, şâirler de vardır. Mustafa Suphi, Burhan Felek, Sabahâttin Âli, Doktor Hikmet Kıvılcımlı, Nuri Tahir, bu kişilerden bazılarıdır. Sabahâttin Âli, bir sürü şiirini, Sinop Hapishanesi'nde yazmıştı. Sinop Hapishanesi, 2000'lerde, Ecevit Hükümeti tarafından "Sinop Müzesi" hâline getirildi, binlerce ziyâretçi, Sinop Hapishanesi'ni gezdi.
Sinop'ta, "Sinop Müzesi"ne uğradım, Müze'yi gezdim, Müze'yi bana Sinop Hapishanesi'nin eski bir gardiyanı, şimdilerde belgeselci bir yurttaşımız ile bir öğretmenimiz gezdirdi.
bir akşam da, Sinop Kalesi'nde oturduk, Sinop'tan Karadeniz'i izledik.
fırtınalı Sinop'ta uğradığımız bir yer de, Osmanlı Donanması ile Rusya Donanması'nın savaştığı bir körfez'di.
Sinop'ta yürürken, Sinop Halkı'nın demokrat, iyi, kıymetbilir karakterini de fark ediyordum. Şâir Ahmet Muhip Dranas Müzesi de, Sinop kıyılarında yerini almıştı. kıymetli dost Münire Dranas, Sinop'tan bahsetmekten hiç usanmazken, ben, Ahmet Muhip Dranas'ın şiirlerini anımsamıştım, Müze'yi izlerken.
Sinop'lu biri de Profesör Necmettin Erbakan'dır. Sinop'ta doğmuş Necmettin Erbakan, belki bu nedenle, demokrasi'ye tutkun bir adamdır, Millî Selâmet Partisi yıllarında, darbe olmasın diye, Süleyman Demirel ile, Ecevit ile, hatta çok korkulan Alparslan Türkeş ile uzlaşmalar yapmıştı!
Sinop, yürümekten hiç usanmadığım bir yerdi. bir sabah kahvaltısını, kıyıdaki bir bahçe'de yapmıştık. Sinop'un köylerini, ilçelerini görmek isterdim, Gerze'yi, Erfelek'i, Boyabat'ı. Zonguldak'ın ilçeleri de, Sinop'a komşu idi, Samsun'un, Kastamonu'nun ilçeleri gibi.
Sinop'ta yürürken, Sinop'un bir tepesinde, eski bir NATO üssünün kalıntılarını izlemiştim. Sinop, NATO ile Sovyetler Birliği arasındaki üs merkezlerinden biriydi. Karadeniz'deki Sovyet kıyılarını, öteki "sosyalist blok" kıyılarını izleyen bir üs de, Sinop'ta idi.
Sinop'ta yürürken, coğrafya'nın Sinop'ta aldığı biçimleri izlemekten insan usanmıyor, ama, bir ürkü ya da bir korku olması da doğal. Sinop'un çekiciliği biraz da bu coğrafî koşuldan kaynaklanıyor. sürekli bir keşif, Sinop'un, insan'a getirdiği bir "ruhsal yetenek".
SİNAN ÖNER
Sinop, Türkiye'nin kuzeyinde, Samsun'a, Kastamonu'ya, Zonguldak'a komşu, tarihsel bir şehir.
Sinop'ta yürürken, Sinop'ta yürümüş tarihsel kişileri düşünmüştüm. meselâ, Sinoplu Diyogen'i! Sinoplu Diyogen, elinde bir mum, Sinop'ta mı yürürmüş, yoksa başka bir Yunan şehrinde mi yürürmüş, bilmiyorum ama, "ne ararsın?" diye soranlara, "adam arıyorum!" dermiş. Sinop, Diyogen gibi bir sürü büyük insan yetiştirmiş, Osmanlılar'ın çok kıymetlendirdiği bir şehirdir.
ben, bir rastlantı ile Sinop'a uğramıştım ama, çocukluğumdan beri Sinop'u merâk ederdim. Sinop Hapishanesi'nde kalmış dostlarımdan biri, usta yazar Kerim Korcan'dı. Kerim Korcan, Türkiye Komünist Partisi üyeliği nedeni ile, 1940'larda, Sinop Hapishanesi'nde kalmıştı, 1940'lardan itibâren, Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142. maddeleri -1990'larda kaldırılmışlardı!- nedeni ile "komünist teşkilâtçılık" yasaklanmıştı. Kerim Korcan, romanları, öyküleri, şiirleri ile edebiyat tarihimizde yerini aldı, Sinop Hapishanesi de, Kerim Korcan'ın "Tatar Ramazan", "İdâmlıklar", "Linç" gibi eserleri ile tüm dünya'da okunan bir yer olmuştur. Sinop Hapishanesi'nde kalmış başka usta yazarlar, şâirler de vardır. Mustafa Suphi, Burhan Felek, Sabahâttin Âli, Doktor Hikmet Kıvılcımlı, Nuri Tahir, bu kişilerden bazılarıdır. Sabahâttin Âli, bir sürü şiirini, Sinop Hapishanesi'nde yazmıştı. Sinop Hapishanesi, 2000'lerde, Ecevit Hükümeti tarafından "Sinop Müzesi" hâline getirildi, binlerce ziyâretçi, Sinop Hapishanesi'ni gezdi.
Sinop'ta, "Sinop Müzesi"ne uğradım, Müze'yi gezdim, Müze'yi bana Sinop Hapishanesi'nin eski bir gardiyanı, şimdilerde belgeselci bir yurttaşımız ile bir öğretmenimiz gezdirdi.
bir akşam da, Sinop Kalesi'nde oturduk, Sinop'tan Karadeniz'i izledik.
fırtınalı Sinop'ta uğradığımız bir yer de, Osmanlı Donanması ile Rusya Donanması'nın savaştığı bir körfez'di.
Sinop'ta yürürken, Sinop Halkı'nın demokrat, iyi, kıymetbilir karakterini de fark ediyordum. Şâir Ahmet Muhip Dranas Müzesi de, Sinop kıyılarında yerini almıştı. kıymetli dost Münire Dranas, Sinop'tan bahsetmekten hiç usanmazken, ben, Ahmet Muhip Dranas'ın şiirlerini anımsamıştım, Müze'yi izlerken.
Sinop'lu biri de Profesör Necmettin Erbakan'dır. Sinop'ta doğmuş Necmettin Erbakan, belki bu nedenle, demokrasi'ye tutkun bir adamdır, Millî Selâmet Partisi yıllarında, darbe olmasın diye, Süleyman Demirel ile, Ecevit ile, hatta çok korkulan Alparslan Türkeş ile uzlaşmalar yapmıştı!
Sinop, yürümekten hiç usanmadığım bir yerdi. bir sabah kahvaltısını, kıyıdaki bir bahçe'de yapmıştık. Sinop'un köylerini, ilçelerini görmek isterdim, Gerze'yi, Erfelek'i, Boyabat'ı. Zonguldak'ın ilçeleri de, Sinop'a komşu idi, Samsun'un, Kastamonu'nun ilçeleri gibi.
Sinop'ta yürürken, Sinop'un bir tepesinde, eski bir NATO üssünün kalıntılarını izlemiştim. Sinop, NATO ile Sovyetler Birliği arasındaki üs merkezlerinden biriydi. Karadeniz'deki Sovyet kıyılarını, öteki "sosyalist blok" kıyılarını izleyen bir üs de, Sinop'ta idi.
Sinop'ta yürürken, coğrafya'nın Sinop'ta aldığı biçimleri izlemekten insan usanmıyor, ama, bir ürkü ya da bir korku olması da doğal. Sinop'un çekiciliği biraz da bu coğrafî koşuldan kaynaklanıyor. sürekli bir keşif, Sinop'un, insan'a getirdiği bir "ruhsal yetenek".
SİNAN ÖNER
Thursday, July 23, 2009
Mersin'de Yürürken (13)
Mersin'de Yürürken
Mersin'de yürümek, çok eski bir alışkanlığımdır! 1979'larda, Mersin'de yürümeyi çok sevmiştim. palmiye, hurma ağaçlarının arasında, Akdeniz'den esen sempâtik rüzgârların da getirdiği bir ferahlıkta, Mersin'i hissetmek, çok iyi bir gerçek idi. Mersin, seçkin, içten, kibâr insanların yaşadığı bir şehirdi. Atatürkçülük, Mersin'in tek seçimi idi, ama, Atatürkçülüğü çok iyi anlamış bir halk idi, Mersin Halkı. Türkiye'nin ilk kadın belediye başkanı da, 1950'lerde, Mersin'de seçilmiş, Atatürk'ün "kadınların seçme ve seçilme hakları"nı Türk Halkı'na kazandıran devrimlerinin, Mersin'de iyi uygulandığının bir kanıtı olmuş idi.
Mersin'de yürürken, geçmiş'i düşünmek doğal!
Mersin'in kıyılarında, anıtlar, heykeller, bahçeler, parklar yapılmış. yıllarca, bu kıyılarda yürümüştüm. bazı şiirlerimi, roman notlarımı, denemelerimi, Mersin kıyılarında tasarlamıştım veyâ hissetmiştim. Mersin'deki çevrem de, yürüyüşlerimde bana katılmıştır.
Mersin'in Toros Dağları'na doğru giden caddelerinde, sokaklarında yürümek de, iyi bir deneyimdi. ben, Toros Dağları'nın hatırına, Mersin'de, yıllarca yaşamıştım! Toros Dağları'nı seyreden caddelerde yürürken, Mersin'in geleceğini de sorardım. bahçeler, parklar, uzaklardaki köyler -bazılarını ziyâret de ederdim!-, Mersin'in gelecekte de yaşayacağını kanıtlar gibiydiler.
ama, Mersin, bir "kuşkulanma merkezi"dir de!
antik dönemin "kuşkucu filozofları"nın Mersin'de yetişmiş olmaları doğaldır. çünkü Mersin, çevresi ile, sürekli farklılaşma talep eden bir şehirdir. Toros Dağları'nın sağlam görünen hâllerinde, değiştirme kuvvetleri de saklıdır. "yörükler", Tarihçi Faruk Sümer'in de yazdığı gibi, tarih'in, coğrafya'nın, sosyal koşulların sürekli değiştiği, değişeceği tezini kanıtlarlar.
Mersin'in kıyıları, Taşucu'na, Anamur'a, Gazipaşa'ya kadar gider, öte yönde ise, Adana'nın kıyılarına gider.
Mersin, bir liman şehridir, liman'ında çok oturmuştum, liman'ı çok da seyrettim! Kıbrıs'a giden gemiler, Mersin'den geçerler. ama, Mısır'a, İsrail'e, Suriye'ye giden gemileri, Mersin Limanı'nda bir süre dinlenen gemicileri de anımsamalıdır.
Mersin'in göç almış bir şehir olduğunu herkes bilir!
Araplar, Kürtler, Türkmen Yörükler, Mersin'e göçmüş binlerce insan.
ben, atalarımın bazılarının Hazretî Muhammed'in soyu'ndan geldiğini, bazılarının Kuzey Irak'ın, İran'ın Kürt Beyleri'nin soyu'ndan geldiğini, bazılarının Oğuz Kağan'ın Kayı Boylarının soyu'ndan geldiğini, bazılarının da, Balkanlar'da, Atatürk'ün aile çevresinin soyu'ndan geldiğini bilirim.
Mersin'de yürürken, Hazretî Muhammed'e, Kürt Beyleri'ne, Oğuz Kağan'a, Atatürk'e akraba olduğumu da hissederdim!
tarihçilikte karar almamın bir nedeni, kuşkusuz, "aile tarihi"mdir.
Mersin, "aile tarihi"min bir bölümünde yer almış bir şehirdir.
Mersin'in geçmişte, bir sanayî merkezi olması da, ilginç bir olgu.
Mersin, bir işçi şehri idi. seçkin sanayîcileri vardı, Mersin'in. tarımsal alandaki reformların da sonucu ile, Mersin'de, sanayîleşme, hızla gerçekleşmiş idi.
Mersin'de, "soy"umu olduğu gibi, "modern sanayî devrimleri"ni de hissetmiştim.
Mersin'in seçkin işçi liderlerinden biri de, Babam Askerî Öner'di. hatta, Askerî Öner, 1980'lerde, Türkiye Komünist Partisi Davası'nda yargılanmış, sendika faâliyetleri nedeniyle soruşturulmuş bir adamdı. aynı zamanda, Tarsus Belediyesi'nde Müdürlük yapmış bir adamdı, Askerî Öner. işçi liderliği, bir şaka değildi ki, Mersin çevresindeki bir sürü işçi mitinglerinde, grevlerde, işçi siyaseti'nin yapıldığı merkezlerde, Babam Askerî Öner'in kişiliği hissedilmekteydi. elbette, yalnız değildi, Askerî Öner! Kaya Mutlu, İsmet Demir, Derviş Sabır, Derviş Sefa Özşenoğlu, Mustafa İstemihan Talay, Ali Kaplan, Doktor Yüksel Burgutoğlu gibi, Mersin'de siyaset yapmış, işçi faâliyetleri yapmış kişileri de anımsamalıdır.
Mersin'de, yıllar sonra, yıllarca yine kalmıştım, 2000'lerde.
artık, Mersin, bir sanayî merkezi değildi. Mersin'deki işçi sayısı iyice azalmıştı. sanayîcilerimiz de, Mersin'den uzaklaşmışlardı.
sanayîleşme tarihi alanında bazı okumalar yapmıştım, üniversitede, hatta, bazı tezler de yazmıştım.
ama, Mersin Tarımı, hâlâ izlenmeye değerdir. tarım tarihi'mizin ilginç sahneleri, Mersin'de yaşanmıştır. Silifke, Erdemli, Anamur, Tarsus gibi ilçeleri, Mersin'in tarımsal üretim alanındaki merkezleridir. narenciye, pamuk, buğday, fasulye, çiçekçilik gibi tarım üretim alanları, Mersin'de, hâlâ yaygındır. ama, çok büyük narenciye bahçelerinin, Özal Yönetimi sırasında, Mersin'de yok edildiğini, bahçe arsalarının "yapılaşma"ya yönlendirildiğini izlerken, insan, elbette, ızdırap hisseder! Mersin'in kıyılarının bir bölümü, "yağma" edilmiş, yüksek binâlarca "işgâl" edilmiş, Mersin'in tarihsel, doğal yapısı zedelenmiş, siyaset de hasar görmüştür.
Mersin'de yürürken, şiir de yazmak mümkündür!
ızdıraplar, şiirlere dönüşürler.
ama, Mersin'in Toros Dağları'na açılan tepelerinin, ormanlarının daha gerçek olduklarını da kabûllenmek gerekir. belki, Mersin'in kıyıları, Toros Dağları kadar gerçek değildir.
SİNAN ÖNER
Mersin'de yürümek, çok eski bir alışkanlığımdır! 1979'larda, Mersin'de yürümeyi çok sevmiştim. palmiye, hurma ağaçlarının arasında, Akdeniz'den esen sempâtik rüzgârların da getirdiği bir ferahlıkta, Mersin'i hissetmek, çok iyi bir gerçek idi. Mersin, seçkin, içten, kibâr insanların yaşadığı bir şehirdi. Atatürkçülük, Mersin'in tek seçimi idi, ama, Atatürkçülüğü çok iyi anlamış bir halk idi, Mersin Halkı. Türkiye'nin ilk kadın belediye başkanı da, 1950'lerde, Mersin'de seçilmiş, Atatürk'ün "kadınların seçme ve seçilme hakları"nı Türk Halkı'na kazandıran devrimlerinin, Mersin'de iyi uygulandığının bir kanıtı olmuş idi.
Mersin'de yürürken, geçmiş'i düşünmek doğal!
Mersin'in kıyılarında, anıtlar, heykeller, bahçeler, parklar yapılmış. yıllarca, bu kıyılarda yürümüştüm. bazı şiirlerimi, roman notlarımı, denemelerimi, Mersin kıyılarında tasarlamıştım veyâ hissetmiştim. Mersin'deki çevrem de, yürüyüşlerimde bana katılmıştır.
Mersin'in Toros Dağları'na doğru giden caddelerinde, sokaklarında yürümek de, iyi bir deneyimdi. ben, Toros Dağları'nın hatırına, Mersin'de, yıllarca yaşamıştım! Toros Dağları'nı seyreden caddelerde yürürken, Mersin'in geleceğini de sorardım. bahçeler, parklar, uzaklardaki köyler -bazılarını ziyâret de ederdim!-, Mersin'in gelecekte de yaşayacağını kanıtlar gibiydiler.
ama, Mersin, bir "kuşkulanma merkezi"dir de!
antik dönemin "kuşkucu filozofları"nın Mersin'de yetişmiş olmaları doğaldır. çünkü Mersin, çevresi ile, sürekli farklılaşma talep eden bir şehirdir. Toros Dağları'nın sağlam görünen hâllerinde, değiştirme kuvvetleri de saklıdır. "yörükler", Tarihçi Faruk Sümer'in de yazdığı gibi, tarih'in, coğrafya'nın, sosyal koşulların sürekli değiştiği, değişeceği tezini kanıtlarlar.
Mersin'in kıyıları, Taşucu'na, Anamur'a, Gazipaşa'ya kadar gider, öte yönde ise, Adana'nın kıyılarına gider.
Mersin, bir liman şehridir, liman'ında çok oturmuştum, liman'ı çok da seyrettim! Kıbrıs'a giden gemiler, Mersin'den geçerler. ama, Mısır'a, İsrail'e, Suriye'ye giden gemileri, Mersin Limanı'nda bir süre dinlenen gemicileri de anımsamalıdır.
Mersin'in göç almış bir şehir olduğunu herkes bilir!
Araplar, Kürtler, Türkmen Yörükler, Mersin'e göçmüş binlerce insan.
ben, atalarımın bazılarının Hazretî Muhammed'in soyu'ndan geldiğini, bazılarının Kuzey Irak'ın, İran'ın Kürt Beyleri'nin soyu'ndan geldiğini, bazılarının Oğuz Kağan'ın Kayı Boylarının soyu'ndan geldiğini, bazılarının da, Balkanlar'da, Atatürk'ün aile çevresinin soyu'ndan geldiğini bilirim.
Mersin'de yürürken, Hazretî Muhammed'e, Kürt Beyleri'ne, Oğuz Kağan'a, Atatürk'e akraba olduğumu da hissederdim!
tarihçilikte karar almamın bir nedeni, kuşkusuz, "aile tarihi"mdir.
Mersin, "aile tarihi"min bir bölümünde yer almış bir şehirdir.
Mersin'in geçmişte, bir sanayî merkezi olması da, ilginç bir olgu.
Mersin, bir işçi şehri idi. seçkin sanayîcileri vardı, Mersin'in. tarımsal alandaki reformların da sonucu ile, Mersin'de, sanayîleşme, hızla gerçekleşmiş idi.
Mersin'de, "soy"umu olduğu gibi, "modern sanayî devrimleri"ni de hissetmiştim.
Mersin'in seçkin işçi liderlerinden biri de, Babam Askerî Öner'di. hatta, Askerî Öner, 1980'lerde, Türkiye Komünist Partisi Davası'nda yargılanmış, sendika faâliyetleri nedeniyle soruşturulmuş bir adamdı. aynı zamanda, Tarsus Belediyesi'nde Müdürlük yapmış bir adamdı, Askerî Öner. işçi liderliği, bir şaka değildi ki, Mersin çevresindeki bir sürü işçi mitinglerinde, grevlerde, işçi siyaseti'nin yapıldığı merkezlerde, Babam Askerî Öner'in kişiliği hissedilmekteydi. elbette, yalnız değildi, Askerî Öner! Kaya Mutlu, İsmet Demir, Derviş Sabır, Derviş Sefa Özşenoğlu, Mustafa İstemihan Talay, Ali Kaplan, Doktor Yüksel Burgutoğlu gibi, Mersin'de siyaset yapmış, işçi faâliyetleri yapmış kişileri de anımsamalıdır.
Mersin'de, yıllar sonra, yıllarca yine kalmıştım, 2000'lerde.
artık, Mersin, bir sanayî merkezi değildi. Mersin'deki işçi sayısı iyice azalmıştı. sanayîcilerimiz de, Mersin'den uzaklaşmışlardı.
sanayîleşme tarihi alanında bazı okumalar yapmıştım, üniversitede, hatta, bazı tezler de yazmıştım.
ama, Mersin Tarımı, hâlâ izlenmeye değerdir. tarım tarihi'mizin ilginç sahneleri, Mersin'de yaşanmıştır. Silifke, Erdemli, Anamur, Tarsus gibi ilçeleri, Mersin'in tarımsal üretim alanındaki merkezleridir. narenciye, pamuk, buğday, fasulye, çiçekçilik gibi tarım üretim alanları, Mersin'de, hâlâ yaygındır. ama, çok büyük narenciye bahçelerinin, Özal Yönetimi sırasında, Mersin'de yok edildiğini, bahçe arsalarının "yapılaşma"ya yönlendirildiğini izlerken, insan, elbette, ızdırap hisseder! Mersin'in kıyılarının bir bölümü, "yağma" edilmiş, yüksek binâlarca "işgâl" edilmiş, Mersin'in tarihsel, doğal yapısı zedelenmiş, siyaset de hasar görmüştür.
Mersin'de yürürken, şiir de yazmak mümkündür!
ızdıraplar, şiirlere dönüşürler.
ama, Mersin'in Toros Dağları'na açılan tepelerinin, ormanlarının daha gerçek olduklarını da kabûllenmek gerekir. belki, Mersin'in kıyıları, Toros Dağları kadar gerçek değildir.
SİNAN ÖNER
Wednesday, July 22, 2009
Muğla'da Yürürken (12)
Muğla'da Yürürken
Muğla, Güneybatı Anadolu'da eski bir kent! Muğla, çevresi ile, Anadolu'nun antik dönemlerden beri merkezlerinden biridir. Muğla, Ege'ye, Akdeniz'e, Batı Toroslar'a açılan bir şehirdir.
Muğla'daki yürüyüşlerim, şehrin mütevâzi yapısına da uyumlu idi.
Muğla'nın temiz caddelerinde yürürken, tarih'e de mesâfeli idim, bugün'e de.
Muğla'da, 1987'lerde yürümüştüm ilk kez. Gökova Körfezi'ni incelemek amacı ile, bir süre Gökova'da kalmıştım. "Yarın Edebiyat Gençlik Dergisi"nin de yardımları ile, Muğla'da, Gökova'da kalmıştım. Gökova Körfezi, bir tartışma konusu idi!
Muğla'ya, daha sonra da uğradım. Marmara Depremi sonrası, Muğla'da aylarca kaldım. makaleler, denemeler, şiirler yazdım, Muğla'da.
Muğla Pazarı'nı, Muğla Parkları'nı, Muğla'nın çevresini, bu sürede gezdim.
Muğla'nın ilçelerine de geziler yaptım. Marmaris'e, Köyceğiz'e, Fethiye'ye, Yatağan'a, Milas'a geziler yaptım. Muğla kasabalarında kaldım. Muğla'nın ilçelerinin bazıları kıyı ilçeleri idi. kıyılarda yürümüştüm!
Muğla, sosyal demokrat, Atatürkçü bir şehirdir, ilçelerinin de çoğunu Cumhuriyet Halk Partisi yönetir. Deniz Baykal da, Antalyalı olduğu için, Muğla'ya çok bağlı bir sosyal demokrat liderdir.
Muğla, komşu illerle iyi ilişkilere sahip bir şehir. Aydın, Antalya, İzmir, Denizli, Isparta gibi şehirlerle Muğla'nın iyi ilişkileri vardır.
Muğla'da kaldığım dönemlerde, antik tarih'i de düşünmüştüm. Muğla, Miletos'un merkeziydi, İonia'ya komşu idi, Lydia'ya komşu idi. Miletos, Thales'i yetiştirmiş bir şehir devlet! bugünkü Milas, Miletos'un merkeziydi. Thales, ilk büyük filozof idi. Muğla çevresinde yaşamış, Thales.
Muğla'nın, doğal yapısı da çok ilginç. toprakları verimlidir, Muğla'nın, bahçeleri, tarlaları verimlidir.
kıyılarda balıkçılık yapılır, Muğla'da.
Muğla'nın geleceğini de, Muğla'da yürürken düşünmüştüm, sanırım, binlerce yıllık tarih, Muğla'nın geleceğini de koşullandırır.
SİNAN ÖNER
Muğla, Güneybatı Anadolu'da eski bir kent! Muğla, çevresi ile, Anadolu'nun antik dönemlerden beri merkezlerinden biridir. Muğla, Ege'ye, Akdeniz'e, Batı Toroslar'a açılan bir şehirdir.
Muğla'daki yürüyüşlerim, şehrin mütevâzi yapısına da uyumlu idi.
Muğla'nın temiz caddelerinde yürürken, tarih'e de mesâfeli idim, bugün'e de.
Muğla'da, 1987'lerde yürümüştüm ilk kez. Gökova Körfezi'ni incelemek amacı ile, bir süre Gökova'da kalmıştım. "Yarın Edebiyat Gençlik Dergisi"nin de yardımları ile, Muğla'da, Gökova'da kalmıştım. Gökova Körfezi, bir tartışma konusu idi!
Muğla'ya, daha sonra da uğradım. Marmara Depremi sonrası, Muğla'da aylarca kaldım. makaleler, denemeler, şiirler yazdım, Muğla'da.
Muğla Pazarı'nı, Muğla Parkları'nı, Muğla'nın çevresini, bu sürede gezdim.
Muğla'nın ilçelerine de geziler yaptım. Marmaris'e, Köyceğiz'e, Fethiye'ye, Yatağan'a, Milas'a geziler yaptım. Muğla kasabalarında kaldım. Muğla'nın ilçelerinin bazıları kıyı ilçeleri idi. kıyılarda yürümüştüm!
Muğla, sosyal demokrat, Atatürkçü bir şehirdir, ilçelerinin de çoğunu Cumhuriyet Halk Partisi yönetir. Deniz Baykal da, Antalyalı olduğu için, Muğla'ya çok bağlı bir sosyal demokrat liderdir.
Muğla, komşu illerle iyi ilişkilere sahip bir şehir. Aydın, Antalya, İzmir, Denizli, Isparta gibi şehirlerle Muğla'nın iyi ilişkileri vardır.
Muğla'da kaldığım dönemlerde, antik tarih'i de düşünmüştüm. Muğla, Miletos'un merkeziydi, İonia'ya komşu idi, Lydia'ya komşu idi. Miletos, Thales'i yetiştirmiş bir şehir devlet! bugünkü Milas, Miletos'un merkeziydi. Thales, ilk büyük filozof idi. Muğla çevresinde yaşamış, Thales.
Muğla'nın, doğal yapısı da çok ilginç. toprakları verimlidir, Muğla'nın, bahçeleri, tarlaları verimlidir.
kıyılarda balıkçılık yapılır, Muğla'da.
Muğla'nın geleceğini de, Muğla'da yürürken düşünmüştüm, sanırım, binlerce yıllık tarih, Muğla'nın geleceğini de koşullandırır.
SİNAN ÖNER
Monday, July 20, 2009
Eskişehir'de Yürürken (11)
Eskişehir'de Yürürken
Eskişehir'deki yürüyüşlerim de, bana çok yararlı olmuştur.
Porsuk Nehri'nin kıyısındaki yürüyüşlerim, geceyarısı bir konser dönüşü, üniversite kampüslerinden şehir merkezine yaptığım yürüyüş, Eskişehir'in merkezinde yaptığım yürüyüşler.
Eskişehir, sosyal demokrat, Atatürkçü bir şehir, bir üniversite şehri. geçmişte, bir sanayî şehri idi, Eskişehir.
şimdi, iyice sosyalleşmiş, bir zenginlik merkezi.
Anadolu Tarihi açısından da, Eskişehir'in ilginç özellikleri vardır.
Osmanlılar'ın, Bilecik, Kütahya, Eskişehir çevresinde devletlerini kurdukları anımsanır. Bizans ile Selçuklular, sonra da Osmanlılar arasındaki ilişkilerde, Eskişehir'in bir yeri vardır.
Eskişehir, geçmişte, "sosyal eleştiri" faâliyetleri açısından da ilginç bir merkezdi, sonra, şehirde kurulan üniversiteler ile, "sosyal eleştiri", daha bilimsel, daha akademik biçimlere kavuşmuştur.
sanayîleşme açısından, Eskişehir, "model" bir şehir idi. Zeytinoğlu Holding'in çabaları, Eskişehir'de, bir "işçi sınıfı"nın yetişmesinde rol oynamıştır.
Eskişehir'de yürürken, Eskişehirspor Kulübü'nün futboldaki başarılarını da anımsamıştım! 1970'lerde, Eskişehirspor Kulübü, dünya'ca bilinen bir futbol kulübü olmuştur.
Eskişehir, bir spor merkeziydi, spor merkezidir.
Eskişehir, aynı zamanda, "sinema eğitimi"nin merkezlerinden biriydi, geçmişte. Seçil Büker, Atillâ Dorsay, Mutlu Parkan, Nijat Özon gibi sinema uzmanları, Eskişehir'deki "Sinema TV Okulu"nda dersler vermişlerdi.
Eskişehir'de yürürken, bir yalnızlık da hissetmiştim!
"modernliğin yalnızlığı" mı, yoksa, gittikçe kişiliği tehdit edilen bir şehirdeki "zorunlu bir yalnızlık" mı, düşünmüştüm!
Eskişehir, elbette, gelecek açısından, hâlâ, kıymetli bir şehir.
SİNAN ÖNER
Eskişehir'deki yürüyüşlerim de, bana çok yararlı olmuştur.
Porsuk Nehri'nin kıyısındaki yürüyüşlerim, geceyarısı bir konser dönüşü, üniversite kampüslerinden şehir merkezine yaptığım yürüyüş, Eskişehir'in merkezinde yaptığım yürüyüşler.
Eskişehir, sosyal demokrat, Atatürkçü bir şehir, bir üniversite şehri. geçmişte, bir sanayî şehri idi, Eskişehir.
şimdi, iyice sosyalleşmiş, bir zenginlik merkezi.
Anadolu Tarihi açısından da, Eskişehir'in ilginç özellikleri vardır.
Osmanlılar'ın, Bilecik, Kütahya, Eskişehir çevresinde devletlerini kurdukları anımsanır. Bizans ile Selçuklular, sonra da Osmanlılar arasındaki ilişkilerde, Eskişehir'in bir yeri vardır.
Eskişehir, geçmişte, "sosyal eleştiri" faâliyetleri açısından da ilginç bir merkezdi, sonra, şehirde kurulan üniversiteler ile, "sosyal eleştiri", daha bilimsel, daha akademik biçimlere kavuşmuştur.
sanayîleşme açısından, Eskişehir, "model" bir şehir idi. Zeytinoğlu Holding'in çabaları, Eskişehir'de, bir "işçi sınıfı"nın yetişmesinde rol oynamıştır.
Eskişehir'de yürürken, Eskişehirspor Kulübü'nün futboldaki başarılarını da anımsamıştım! 1970'lerde, Eskişehirspor Kulübü, dünya'ca bilinen bir futbol kulübü olmuştur.
Eskişehir, bir spor merkeziydi, spor merkezidir.
Eskişehir, aynı zamanda, "sinema eğitimi"nin merkezlerinden biriydi, geçmişte. Seçil Büker, Atillâ Dorsay, Mutlu Parkan, Nijat Özon gibi sinema uzmanları, Eskişehir'deki "Sinema TV Okulu"nda dersler vermişlerdi.
Eskişehir'de yürürken, bir yalnızlık da hissetmiştim!
"modernliğin yalnızlığı" mı, yoksa, gittikçe kişiliği tehdit edilen bir şehirdeki "zorunlu bir yalnızlık" mı, düşünmüştüm!
Eskişehir, elbette, gelecek açısından, hâlâ, kıymetli bir şehir.
SİNAN ÖNER
Saturday, July 18, 2009
Adapazarı'nda Yürürken (10)
Adapazarı'nda Yürürken
İzmit'den Adapazarı'na giden yol, Marmara Depremi'nde yıkılmış, sonra da onarılmıştı. bu yoldan, herhâlde, binlerce defâ geçmiştim! ama, önce bu yol, geçtiğim yol, "E 5" diye bilinmekteydi, sonra yenilendi, birazı da taşındı yolun.
Adapazarı'nın merkezinde, büyük yıkıntılar olmuştur, Marmara Depremi'nde. çok katlı bir sürü binâ yıkılmıştı. binlerce yurttaşımız, Adapazarı'ndaki depremde ölmüşlerdir. Adapazarı'na girerken, son yıllarda, depremi hissediyorum.
Adapazarı'nın çevresinde yürümek, ilginç bir deneyim. çevrede, Adapazarı ormanları, dağlar, temiz mahalleler.
Adapazarı'nın merkezine doğru, Adapazarı'nın ne kadar mütevâzi bir şehir olduğunu anlıyor insan.
Sait Faik, Kerim Korcan gibi romancılarımız, Adapazarı'nda doğmuşlardı. ben de, öteden beri, Adapazarı'nı merâk ederdim, özellikle de köylerini, çevredeki gölleri, meselâ Sapanca Gölü'nün çevresini. İznik Gölü de, çok uzak değildir, Adapazarı'na! İznik'te, evlerine bir gezi yaptığımız Tiyatro Dekorcusu Metin Deniz'in İznik'e duyduğu sevgiyi de hissetmiştik, Metin Deniz, İznik çevresinde bazı yapıların mimârlığını yapmıştı. İznik Müzesi'ni de görmüştük, Metin Deniz'in rehberliğinde.
Adapazarı merkezinde yürürken, İstasyon'a doğru, esnafın sessiz, kendiliğinden gelen bir akılgücü ile, depremzede kentin geleceğini düşündüklerini de hissediyorum. çocuklar, gençler, Adapazarı'nı koruyor, köylerin çalışkan üreticileri de, Adapazarı merkezine destek olmakta.
Adapazarı'nın bir üniversitesi de var!
Sakarya Üniversitesi'ne yaptığım ziyâretlerde kendimi iyi hissetmiştim. Japon misafirlerimize Sakarya Üniversitesi'nde öğle yemeği vermişlerdi. Sakarya Üniversitesi'nin bahçesi, çok iyi bir bahçedir. öğrencilerin, şehir merkezindeki yıkıntı kederinden biraz daha uzakta yaşadıkları bir bahçe.
Adapazarı'nın Bolu'ya doğru akıp giden yolu, yürümek için iyi bir yol! Bolu Dağı'nı tırmanmak da iyi. Bolu Dağı'nın, hâlâ tam keşfedilmediğini kabûl edelim. iyi ki de, tam keşfedilmedi, Bolu Dağı!
SİNAN ÖNER
İzmit'den Adapazarı'na giden yol, Marmara Depremi'nde yıkılmış, sonra da onarılmıştı. bu yoldan, herhâlde, binlerce defâ geçmiştim! ama, önce bu yol, geçtiğim yol, "E 5" diye bilinmekteydi, sonra yenilendi, birazı da taşındı yolun.
Adapazarı'nın merkezinde, büyük yıkıntılar olmuştur, Marmara Depremi'nde. çok katlı bir sürü binâ yıkılmıştı. binlerce yurttaşımız, Adapazarı'ndaki depremde ölmüşlerdir. Adapazarı'na girerken, son yıllarda, depremi hissediyorum.
Adapazarı'nın çevresinde yürümek, ilginç bir deneyim. çevrede, Adapazarı ormanları, dağlar, temiz mahalleler.
Adapazarı'nın merkezine doğru, Adapazarı'nın ne kadar mütevâzi bir şehir olduğunu anlıyor insan.
Sait Faik, Kerim Korcan gibi romancılarımız, Adapazarı'nda doğmuşlardı. ben de, öteden beri, Adapazarı'nı merâk ederdim, özellikle de köylerini, çevredeki gölleri, meselâ Sapanca Gölü'nün çevresini. İznik Gölü de, çok uzak değildir, Adapazarı'na! İznik'te, evlerine bir gezi yaptığımız Tiyatro Dekorcusu Metin Deniz'in İznik'e duyduğu sevgiyi de hissetmiştik, Metin Deniz, İznik çevresinde bazı yapıların mimârlığını yapmıştı. İznik Müzesi'ni de görmüştük, Metin Deniz'in rehberliğinde.
Adapazarı merkezinde yürürken, İstasyon'a doğru, esnafın sessiz, kendiliğinden gelen bir akılgücü ile, depremzede kentin geleceğini düşündüklerini de hissediyorum. çocuklar, gençler, Adapazarı'nı koruyor, köylerin çalışkan üreticileri de, Adapazarı merkezine destek olmakta.
Adapazarı'nın bir üniversitesi de var!
Sakarya Üniversitesi'ne yaptığım ziyâretlerde kendimi iyi hissetmiştim. Japon misafirlerimize Sakarya Üniversitesi'nde öğle yemeği vermişlerdi. Sakarya Üniversitesi'nin bahçesi, çok iyi bir bahçedir. öğrencilerin, şehir merkezindeki yıkıntı kederinden biraz daha uzakta yaşadıkları bir bahçe.
Adapazarı'nın Bolu'ya doğru akıp giden yolu, yürümek için iyi bir yol! Bolu Dağı'nı tırmanmak da iyi. Bolu Dağı'nın, hâlâ tam keşfedilmediğini kabûl edelim. iyi ki de, tam keşfedilmedi, Bolu Dağı!
SİNAN ÖNER
Friday, July 17, 2009
İzmit'te Yürürken (10)
İzmit'te Yürürken
Marmara Depremi'nin bir merkezi de, İzmit idi, 1999'da.
İzmit'e çok önceden de giderdim. Yalova ile İzmit arasındaki yolda çok yürümüştüm. yol, çok kullanılan bir yol, hâlâ, çok araç gider gelir, Yalova ile İzmit arasında. bu yolda, sanayî tesisleri, feribot iskelesi, tepelerdeki köyler yer alır.
İzmit, bir liman şehridir, bir körfez'de kurulmuş bir şehirdir. büyükçe bir rafinerisi vardır, İzmit'in. fabrikalar, şehre kadar yayılmıştır.
şehir merkezinde çok yürümüştüm!
İzmit'e, Japon ressâmları, heykeltraşları dâvet etmiştim, deprem sonrasında. onlarca Japon ressâm, heykeltraş, eserleri ile, İzmit depremzedelerine destek oldular. şimdi eserleri, Kocaeli Üniversitesi'nde korunmakta.
Yalova'dan İzmit'e giderken, Altınova, Karamürsel, Değirmendere, Gölcük gibi şehirler vardır. yazık ki, depremde, buradaki binâların çoğu yıkılmıştı. bu şehirler, yeniden kuruluyor yıllardır.
İzmit'te, kıyıda yürürken, körfez manzarası ile, sanayileşme tarihimizi düşünürüm. İzmit, bir dönem, işçi sınıfımızın merkezlerinden biriydi, sendikacılık hareketlerimizin merkeziydi. Kocaeli Sendikalar Birliği, çok eski bir sendikal birlik idi, 1940'larda çok faâl bir sendika hareketi vardır, İzmit'te. hatta, Demokrat Parti'nin hükümet olmasında, İzmit işçilerinin liderliği de vardır.
İzmit merkezinde yürürken, sokaklara girdiğimde, İzmit'in eski binâlarını, daha "şiirsel" sahnelerini fark ediyorum. İzmit, Şâirlerimizin sevdiği bir şehirdi, Nâzım Hikmet Ran, "Memleketimden İnsan Manzaraları"nda, İzmit'e çok yer verir! İzmit, Atatürk'ün çok kıymetlendirdiği bir şehirdi, Kurtuluş Savaşı'mızın kazanılmasında, İzmit köylülerinin de kahramanlıkları saklıydı.
İzmit'te, mitinglere, yürüyüşlere katılmıştım.
İzmit Halkı, toplu davranmayı seçen bir halk. iyice sosyalleşmiş bir halk, İzmit Halkı. depremde bir sürü iyi yurttaşımız, İzmit'te vefât ederken, İzmit Tarihi, gene de tümüyle yok olmamıştır.
SİNAN ÖNER
Marmara Depremi'nin bir merkezi de, İzmit idi, 1999'da.
İzmit'e çok önceden de giderdim. Yalova ile İzmit arasındaki yolda çok yürümüştüm. yol, çok kullanılan bir yol, hâlâ, çok araç gider gelir, Yalova ile İzmit arasında. bu yolda, sanayî tesisleri, feribot iskelesi, tepelerdeki köyler yer alır.
İzmit, bir liman şehridir, bir körfez'de kurulmuş bir şehirdir. büyükçe bir rafinerisi vardır, İzmit'in. fabrikalar, şehre kadar yayılmıştır.
şehir merkezinde çok yürümüştüm!
İzmit'e, Japon ressâmları, heykeltraşları dâvet etmiştim, deprem sonrasında. onlarca Japon ressâm, heykeltraş, eserleri ile, İzmit depremzedelerine destek oldular. şimdi eserleri, Kocaeli Üniversitesi'nde korunmakta.
Yalova'dan İzmit'e giderken, Altınova, Karamürsel, Değirmendere, Gölcük gibi şehirler vardır. yazık ki, depremde, buradaki binâların çoğu yıkılmıştı. bu şehirler, yeniden kuruluyor yıllardır.
İzmit'te, kıyıda yürürken, körfez manzarası ile, sanayileşme tarihimizi düşünürüm. İzmit, bir dönem, işçi sınıfımızın merkezlerinden biriydi, sendikacılık hareketlerimizin merkeziydi. Kocaeli Sendikalar Birliği, çok eski bir sendikal birlik idi, 1940'larda çok faâl bir sendika hareketi vardır, İzmit'te. hatta, Demokrat Parti'nin hükümet olmasında, İzmit işçilerinin liderliği de vardır.
İzmit merkezinde yürürken, sokaklara girdiğimde, İzmit'in eski binâlarını, daha "şiirsel" sahnelerini fark ediyorum. İzmit, Şâirlerimizin sevdiği bir şehirdi, Nâzım Hikmet Ran, "Memleketimden İnsan Manzaraları"nda, İzmit'e çok yer verir! İzmit, Atatürk'ün çok kıymetlendirdiği bir şehirdi, Kurtuluş Savaşı'mızın kazanılmasında, İzmit köylülerinin de kahramanlıkları saklıydı.
İzmit'te, mitinglere, yürüyüşlere katılmıştım.
İzmit Halkı, toplu davranmayı seçen bir halk. iyice sosyalleşmiş bir halk, İzmit Halkı. depremde bir sürü iyi yurttaşımız, İzmit'te vefât ederken, İzmit Tarihi, gene de tümüyle yok olmamıştır.
SİNAN ÖNER
Thursday, July 16, 2009
Yalova'da Yürürken (9)
Yalova'da Yürürken
Yalova, eski bir kent, Marmara Denizi'nin güneyinde, tarihsel, doğal özellikleri ile, hâlâ ilginç bir kent, bir depremzede kent, bir "ormankent".
Yalova'da çok şiir yazmıştım!
Atatürk'ün, tatillerinde mutlaka geldiği Yalova'nın çevresinde çok kaldım. Yalova Köyleri, dünya'da örnek köylerdir. Yalova'dan Termal Kaplıcaları'na giden yol'da çok yürümüştüm. bu yol, 18 kilometre kadar süren, Gökçedere Barajı'ndan geçen, çok iyi bir yürüyüş alanıdır.
Termal'deki Atatürk Köşkü Müzesi'ni de gezmiştim, 1930'larda yapılmış çok modern bir binâ. Atatürk'ün nasıl bir insan olduğunu da, Atatürk Köşkü'nde anlamak mümkündür.
Yalova'da yürümek, bir alışkanlık. yaz aylarında, akşam saatlerinde, Yalova'da, herkes yürür!
Yalova'nın şiir yazmayı teşvik ettiğini, herhâlde, iyi Şâirler kabûl ederler. geçmişte, Yalova'da Şiir Akşamları da yapılmıştı. Salim Rıza Kırkpınar, Aziz Nesin, Vecihi Timuroğlu, Arif Damar, Melisa Gürpınar, Ataol Behramoğlu, Hüsen Portakal gibi yazarlar, Şâirler, Yalova'daki Şiir Akşamları'na katılmışlardı.
1999 Depremi sonrası da, dünya'daki bir sürü ülkeden Şâirler, Yalova'ya geldiler, Şiir Akşamları yaptılar.
Yalova, iyi ağaçlandırılmış bir şehirdir. çevresinde, Hayrettin Karaca'nın "Ağaç Müzesi", Atatürk Bahçe Kültürlerini Araştırma Enstitüsü, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün ağaçlandırılmış alanları yer alır.
Yalova, yürümek isteyen bir insan'ın yaşaması gereken bir yer!
SİNAN ÖNER
Yalova, eski bir kent, Marmara Denizi'nin güneyinde, tarihsel, doğal özellikleri ile, hâlâ ilginç bir kent, bir depremzede kent, bir "ormankent".
Yalova'da çok şiir yazmıştım!
Atatürk'ün, tatillerinde mutlaka geldiği Yalova'nın çevresinde çok kaldım. Yalova Köyleri, dünya'da örnek köylerdir. Yalova'dan Termal Kaplıcaları'na giden yol'da çok yürümüştüm. bu yol, 18 kilometre kadar süren, Gökçedere Barajı'ndan geçen, çok iyi bir yürüyüş alanıdır.
Termal'deki Atatürk Köşkü Müzesi'ni de gezmiştim, 1930'larda yapılmış çok modern bir binâ. Atatürk'ün nasıl bir insan olduğunu da, Atatürk Köşkü'nde anlamak mümkündür.
Yalova'da yürümek, bir alışkanlık. yaz aylarında, akşam saatlerinde, Yalova'da, herkes yürür!
Yalova'nın şiir yazmayı teşvik ettiğini, herhâlde, iyi Şâirler kabûl ederler. geçmişte, Yalova'da Şiir Akşamları da yapılmıştı. Salim Rıza Kırkpınar, Aziz Nesin, Vecihi Timuroğlu, Arif Damar, Melisa Gürpınar, Ataol Behramoğlu, Hüsen Portakal gibi yazarlar, Şâirler, Yalova'daki Şiir Akşamları'na katılmışlardı.
1999 Depremi sonrası da, dünya'daki bir sürü ülkeden Şâirler, Yalova'ya geldiler, Şiir Akşamları yaptılar.
Yalova, iyi ağaçlandırılmış bir şehirdir. çevresinde, Hayrettin Karaca'nın "Ağaç Müzesi", Atatürk Bahçe Kültürlerini Araştırma Enstitüsü, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün ağaçlandırılmış alanları yer alır.
Yalova, yürümek isteyen bir insan'ın yaşaması gereken bir yer!
SİNAN ÖNER
Wednesday, July 15, 2009
İzmir'de Yürürken (8)
İzmir'de Yürürken (4)
İzmir, sosyal demokrat bir halkın yaşadığı, Atatürk'ün eserlerinin yer aldığı, Türkiye'nin Batı'ya açılan bir merkezidir. Yunan adalarının çevrelediği İzmir'de, Yunanlılar'ın modern yönlerinin yansıdığını da fark ederiz. İzmir'de yürürken, Yunanistan'dan bir "tehdit" değil, bir "destek" geldiğini hissederdim. günümüzün Yunan Halkı, elbette, İzmir'e hâlâ sempâti besler. Yunan adalarındaki Yunan köylüler, balıkçılar, esnâf, İzmir Halkı ile bir sorun yaşamak istemediğini belli eder, İzmir'in sosyal demokrat, Atatürkçü bir yönetim ile yaşamasını tercih eder.
İzmir çevresi de, Yunan Halkı'nca çoğu kez desteklenmiştir.
ama, Yunanistan, çok hassas bir ülkedir, nüfûs'u sınırlı olduğu için titiz davranır, İzmir'i kırmadan ama, İzmir'in Yunanistan'a zarar vermesini de engelleyip, Batı geleneklerini de uygulayıp yaşamayı seçer.
Yunan devlet adamlarının çoğunu bilirdim, bilirim de! İzmir'i desteklemek amacı ile, İzmir'e gelmekten hoşlanan bir sürü Yunan devlet adamı vardır. geçmişte, Kostas Simitis, Andreas Papandreu, Konstantin Karamanlis gibi devlet adamları, İzmir'i düşünmeyi alışkanlık yapmışlardı. Yunan yazarlar, Şâirler de, İzmir'e tutkulu idiler. Yannis Ritsos, Yorgo Seferis, Andronis Samarakis, daha geçmişte, Nikos Kazancakis, İzmir'i, Yunan Tarihi'nin bir merkezi olarak algılamış yazarlardı, Şâirlerdi.
İzmir'de yürürken, Atina'yı, Mora'yı, Pire'yi, Selânik'i de düşünmek, İzmir'in geleceğinde bir Yunan izinin de olacağını hissetmek, bir Tarihçi açısından bir zorunluluk idi.
SİNAN ÖNER
İzmir, sosyal demokrat bir halkın yaşadığı, Atatürk'ün eserlerinin yer aldığı, Türkiye'nin Batı'ya açılan bir merkezidir. Yunan adalarının çevrelediği İzmir'de, Yunanlılar'ın modern yönlerinin yansıdığını da fark ederiz. İzmir'de yürürken, Yunanistan'dan bir "tehdit" değil, bir "destek" geldiğini hissederdim. günümüzün Yunan Halkı, elbette, İzmir'e hâlâ sempâti besler. Yunan adalarındaki Yunan köylüler, balıkçılar, esnâf, İzmir Halkı ile bir sorun yaşamak istemediğini belli eder, İzmir'in sosyal demokrat, Atatürkçü bir yönetim ile yaşamasını tercih eder.
İzmir çevresi de, Yunan Halkı'nca çoğu kez desteklenmiştir.
ama, Yunanistan, çok hassas bir ülkedir, nüfûs'u sınırlı olduğu için titiz davranır, İzmir'i kırmadan ama, İzmir'in Yunanistan'a zarar vermesini de engelleyip, Batı geleneklerini de uygulayıp yaşamayı seçer.
Yunan devlet adamlarının çoğunu bilirdim, bilirim de! İzmir'i desteklemek amacı ile, İzmir'e gelmekten hoşlanan bir sürü Yunan devlet adamı vardır. geçmişte, Kostas Simitis, Andreas Papandreu, Konstantin Karamanlis gibi devlet adamları, İzmir'i düşünmeyi alışkanlık yapmışlardı. Yunan yazarlar, Şâirler de, İzmir'e tutkulu idiler. Yannis Ritsos, Yorgo Seferis, Andronis Samarakis, daha geçmişte, Nikos Kazancakis, İzmir'i, Yunan Tarihi'nin bir merkezi olarak algılamış yazarlardı, Şâirlerdi.
İzmir'de yürürken, Atina'yı, Mora'yı, Pire'yi, Selânik'i de düşünmek, İzmir'in geleceğinde bir Yunan izinin de olacağını hissetmek, bir Tarihçi açısından bir zorunluluk idi.
SİNAN ÖNER
İzmir'de Yürürken (7)
İzmir'de Yürürken (3)
İzmir, "zeybekler"i ile de anılmaktaydı!
"zeybekler", İzmir'in tarihsel karakterlerinden biridir. ben, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir yörelerinin türkülerini, sanatlarını, tarihlerini öğrenmeye merâklı bir Tarihçi'ydim.
bir süre, Ruhi Su'nun "Zeybekler"de topladığı türküleri dinlemiştim!
Ruhi Su, "Zeybekler"i çok incelemiş, "Zeybekler"in tarihsel özelliklerini, "zeybek türküleri"ni söylerken dinleyicilerine de anlatmıştı.
"Yörük Ali Efe", "Çakırcalı", "Demirci Efe", Muğla, Aydın çevrelerinin "efeler"i, Ruhi Su "Zeybekler"inde yaşamaktaydılar.
İzmir'in kentleşmesi, belki bazı "Zeybek" özelliklerinin unutulmasına neden olmuştur.
ama, aslında, İzmir, 1980'lere kadar, kentleşme açısından örnek bir şehirdi. İzmir, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Bülent Ecevit'in çok kıymet verdiği bir şehirdir, İzmir'in iyi bir kent olması için, Cumhuriyet'in kurucuları çok çabalamışlardı!
İzmir'in sokaklarında, caddelerinde yürürken, İzmir'in tarihinin gittikçe az hissedildiğini, gittikçe unutulduğunu da fark ediyorum.
SİNAN ÖNER
İzmir, "zeybekler"i ile de anılmaktaydı!
"zeybekler", İzmir'in tarihsel karakterlerinden biridir. ben, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir yörelerinin türkülerini, sanatlarını, tarihlerini öğrenmeye merâklı bir Tarihçi'ydim.
bir süre, Ruhi Su'nun "Zeybekler"de topladığı türküleri dinlemiştim!
Ruhi Su, "Zeybekler"i çok incelemiş, "Zeybekler"in tarihsel özelliklerini, "zeybek türküleri"ni söylerken dinleyicilerine de anlatmıştı.
"Yörük Ali Efe", "Çakırcalı", "Demirci Efe", Muğla, Aydın çevrelerinin "efeler"i, Ruhi Su "Zeybekler"inde yaşamaktaydılar.
İzmir'in kentleşmesi, belki bazı "Zeybek" özelliklerinin unutulmasına neden olmuştur.
ama, aslında, İzmir, 1980'lere kadar, kentleşme açısından örnek bir şehirdi. İzmir, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Bülent Ecevit'in çok kıymet verdiği bir şehirdir, İzmir'in iyi bir kent olması için, Cumhuriyet'in kurucuları çok çabalamışlardı!
İzmir'in sokaklarında, caddelerinde yürürken, İzmir'in tarihinin gittikçe az hissedildiğini, gittikçe unutulduğunu da fark ediyorum.
SİNAN ÖNER
İzmir'de Yürürken (6)
İzmir'de Yürürken (2)
Tarihçi George Thomson, "Tarihöncesi Ege" kitabında, Ege Bölgesi'nin antik dönemlerdeki tarihini yazar. bu kitabı, lise yıllarımda okumuştum. İzmir'e bir anlamda tutkulu bir Tarihçi idi, George Thomson. ama, yalnızca İzmir'e değil, tüm Ege kentlerini yazmıştı, George Thomson.
ben, yazık ki, Yunanistan'a hiç gitmedim. ama, Türk tarafındaki tüm Ege'yi adım adım gezdim! Muğla kıyılarından Çanakkale kıyılarına, Ege Kıyıları, artık bana ait bir yerdir. Didim, Dikili, Bergama, Ayvalık, Çanakkale gibi yerlerden geçtim, ya da bu yerleşme merkezlerinde kaldım.
İzmir'in Çeşme, Urla, Foça gibi ilçelerini de gezdim, bazılarında konakladım, kıyılarında çok yürüdüğümü yazmalıyım.
İzmir Tarihi, elbette, modern Türk Tarihi açısından da, antik uygarlıklar tarihi açısından da, merkezî bir tarihsel alandır.
Profesör Ekrem Akurgal, Ege Uygarlıkları'nı okumaktan, yazmaktan hoşlanırdı.
bir dönem, İzmir'in eski filozoflarını okumak, bir alışkanlığım idi! George Thomson'un "İlk Filozoflar" kitabında, İzmir'in eski filozoflarını, Thales'i, Herakletios'u, Aristoteles'i anlattığı bölümlerinin insanı nasıl sardığını anımsarım. İonia Yöresi, İzmir'in, Miletos yöresi ile birlikte, bir uygarlık merkezi idi. "şehir devletleri"nin geçerli olduğu bir dönemde, İonia, uygarlıkların merkezlerinden biriydi!
İzmir'de yürürken, tüm bu eski dönemleri de düşünmüşümdür.
SİNAN ÖNER
Tarihçi George Thomson, "Tarihöncesi Ege" kitabında, Ege Bölgesi'nin antik dönemlerdeki tarihini yazar. bu kitabı, lise yıllarımda okumuştum. İzmir'e bir anlamda tutkulu bir Tarihçi idi, George Thomson. ama, yalnızca İzmir'e değil, tüm Ege kentlerini yazmıştı, George Thomson.
ben, yazık ki, Yunanistan'a hiç gitmedim. ama, Türk tarafındaki tüm Ege'yi adım adım gezdim! Muğla kıyılarından Çanakkale kıyılarına, Ege Kıyıları, artık bana ait bir yerdir. Didim, Dikili, Bergama, Ayvalık, Çanakkale gibi yerlerden geçtim, ya da bu yerleşme merkezlerinde kaldım.
İzmir'in Çeşme, Urla, Foça gibi ilçelerini de gezdim, bazılarında konakladım, kıyılarında çok yürüdüğümü yazmalıyım.
İzmir Tarihi, elbette, modern Türk Tarihi açısından da, antik uygarlıklar tarihi açısından da, merkezî bir tarihsel alandır.
Profesör Ekrem Akurgal, Ege Uygarlıkları'nı okumaktan, yazmaktan hoşlanırdı.
bir dönem, İzmir'in eski filozoflarını okumak, bir alışkanlığım idi! George Thomson'un "İlk Filozoflar" kitabında, İzmir'in eski filozoflarını, Thales'i, Herakletios'u, Aristoteles'i anlattığı bölümlerinin insanı nasıl sardığını anımsarım. İonia Yöresi, İzmir'in, Miletos yöresi ile birlikte, bir uygarlık merkezi idi. "şehir devletleri"nin geçerli olduğu bir dönemde, İonia, uygarlıkların merkezlerinden biriydi!
İzmir'de yürürken, tüm bu eski dönemleri de düşünmüşümdür.
SİNAN ÖNER
İzmir'de Yürürken (5)
İzmir'de Yürürken (1)
İzmir, yürümek isteyen biri açısından, çok iyi bir kent!
çok eskiden, Eski Yunanlılar yürürmüş İzmir'de. sonra, geçen yüzyılda, Atatürk, İzmir'den evlenince, İzmir'de çok yürürmüş. İzmir Halkı, İzmir'de yürümeyi günlük bir alışkanlık yapmıştır.
ben, İzmir'in çeşitli semtlerinde yaşadım, ilçelerinde kaldım, çevresini iyice gezdim.
geçen yıllarda, meselâ, Fahrettin Altay'dan Alsancak'a yürümüştüm. Kordon'a giden kıyı'da yürürken, insan, tarih'in farklı aşamalarını düşünüyor.
Hatay semtinde kaldığım yıllarda, İzmir'in farklı bir çevresini gezerdim, Hatay'daki Yeşilyurt Hastahanesi'nden kıyı'ya inerken, çeşitli sahnelerine tanık olurdum, İzmir'in.
İzmir'deki bir yürüyüş anısı da, 2004'te, İnciraltı'nda, bir konser'i izledikten sonra, geceyarısı, İnciraltı ile Konak arasındaki yürüyüşümdür, sabaha karşı, Konak'taki "Şükrân Oteli"ne gelmiştim, konser'in izlenimleri ile.
saatler süren yürüyüşler yapmak mümkün, İzmir'de.
bir kez de, Karşıyaka'dan Konak'a yürümüştüm.
Konak, elbette, İzmir'in merkezidir.
Konak Alanı'nda, insan, hiç bir yere gitmeyi düşünmeden saatlerce kalır!
SİNAN ÖNER
İzmir, yürümek isteyen biri açısından, çok iyi bir kent!
çok eskiden, Eski Yunanlılar yürürmüş İzmir'de. sonra, geçen yüzyılda, Atatürk, İzmir'den evlenince, İzmir'de çok yürürmüş. İzmir Halkı, İzmir'de yürümeyi günlük bir alışkanlık yapmıştır.
ben, İzmir'in çeşitli semtlerinde yaşadım, ilçelerinde kaldım, çevresini iyice gezdim.
geçen yıllarda, meselâ, Fahrettin Altay'dan Alsancak'a yürümüştüm. Kordon'a giden kıyı'da yürürken, insan, tarih'in farklı aşamalarını düşünüyor.
Hatay semtinde kaldığım yıllarda, İzmir'in farklı bir çevresini gezerdim, Hatay'daki Yeşilyurt Hastahanesi'nden kıyı'ya inerken, çeşitli sahnelerine tanık olurdum, İzmir'in.
İzmir'deki bir yürüyüş anısı da, 2004'te, İnciraltı'nda, bir konser'i izledikten sonra, geceyarısı, İnciraltı ile Konak arasındaki yürüyüşümdür, sabaha karşı, Konak'taki "Şükrân Oteli"ne gelmiştim, konser'in izlenimleri ile.
saatler süren yürüyüşler yapmak mümkün, İzmir'de.
bir kez de, Karşıyaka'dan Konak'a yürümüştüm.
Konak, elbette, İzmir'in merkezidir.
Konak Alanı'nda, insan, hiç bir yere gitmeyi düşünmeden saatlerce kalır!
SİNAN ÖNER
Tuesday, July 14, 2009
Ankara'da Yürürken (4)
Ankara'da Yürürken (4)
Ankara'da, yürümeyi seçtiğim bir yol da, Gaziosmanpaşa'dan Çankaya'yı tırmanan yol idi. burası, Ankara'yı tam tepe'den gören, sempatik bir yükselti gibidir, ağaçlandırılmış bir yol, çevrede, lojmanlar, seçkin dükkânlar, temiz caddeler vardır.
Çankaya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün çevresinde, çoğu öğle sonralarım geçmiştir, Çankaya Konutu'nun konukları hep değişirdi, meselâ, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı sırasında, Kenan Paşa'nın yaşadığı Çankaya Konutu'nun çevresinden çok geçerdim! sonra, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, geldiler, Çankaya Konutu'nda Cumhurbaşkanlığı yaptılar, ben de, Çankaya Konutu'nun çevresinde gezinen bir Tarihçi'ydim!
Çankaya çevresinde yürümek, Tarih'i daha iyi hissetmek açısından çok iyidir. geçmişteki Ankara, çok az nüfûs'a sahip, temiz, saygın, disiplinli bir şehirdi. Anayasal tüm devlet kurumlarının merkezleri, Ankara'da idi. çoğunun çevresinden geçerdim. Ankara'da yürümek, bir anlamda, Atatürk Cumhuriyeti'nin Tarihi'ne tanıklığın bir yolu idi.
Dikmen Çevresi de, Çankaya'nın ardından geçtiğim bir yerdir. Polis Müdürlüğü'nün olduğu Dikmen'de, geçmişte, Alevî halk çoğunlukta idi. Dikmen'den yokuş aşağı inmek, geçerken bazı sokaklarda dinlenmek, tüm Ankara'yı izlemek, neden burada olduğumu sormak, Tarihçiliğimi zenginleştirmeyi amaçladığım öğrenciliğimde bir alışkanlığımdı.
SİNAN ÖNER
Ankara'da, yürümeyi seçtiğim bir yol da, Gaziosmanpaşa'dan Çankaya'yı tırmanan yol idi. burası, Ankara'yı tam tepe'den gören, sempatik bir yükselti gibidir, ağaçlandırılmış bir yol, çevrede, lojmanlar, seçkin dükkânlar, temiz caddeler vardır.
Çankaya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün çevresinde, çoğu öğle sonralarım geçmiştir, Çankaya Konutu'nun konukları hep değişirdi, meselâ, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı sırasında, Kenan Paşa'nın yaşadığı Çankaya Konutu'nun çevresinden çok geçerdim! sonra, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, geldiler, Çankaya Konutu'nda Cumhurbaşkanlığı yaptılar, ben de, Çankaya Konutu'nun çevresinde gezinen bir Tarihçi'ydim!
Çankaya çevresinde yürümek, Tarih'i daha iyi hissetmek açısından çok iyidir. geçmişteki Ankara, çok az nüfûs'a sahip, temiz, saygın, disiplinli bir şehirdi. Anayasal tüm devlet kurumlarının merkezleri, Ankara'da idi. çoğunun çevresinden geçerdim. Ankara'da yürümek, bir anlamda, Atatürk Cumhuriyeti'nin Tarihi'ne tanıklığın bir yolu idi.
Dikmen Çevresi de, Çankaya'nın ardından geçtiğim bir yerdir. Polis Müdürlüğü'nün olduğu Dikmen'de, geçmişte, Alevî halk çoğunlukta idi. Dikmen'den yokuş aşağı inmek, geçerken bazı sokaklarda dinlenmek, tüm Ankara'yı izlemek, neden burada olduğumu sormak, Tarihçiliğimi zenginleştirmeyi amaçladığım öğrenciliğimde bir alışkanlığımdı.
SİNAN ÖNER
Ankara'da Yürürken (3)
Ankara'da Yürürken (3)
Ankara'da, öğle yemeklerimi, genellikle, Kızılay'da yerim, ya bir "ekmek arası balık", ya "tavuk", ya da "ucuz dört çeşit yemek".
sonra, bir kafe'de kahve'mi içerim.
yürüyüş yönüm, biraz değişir, Kolej'e doğru yürürüm önce, sonra, Cebeci'ye doğru giderim, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin çevresinde dinlenirim, gençleri izlerim, SBF'nin Tarihi'ni düşünürüm, Hukuk Fakültesi'nin pencerelerini görürüm, sonra da, Cebeci çevresinde bir kafe'de nescafe ya da çay içerim.
Cebeci, Ankara'nın eski bir semtidir. burada çok kaldım! Cebeci Camiî'nin çevresinde, üniversite öğrenciliğim geçmiştir, ben Ankara'da okumadım ama, çevremdeki gençlerin çoğu, Ankara'daki üniversitelerde okumuşlardır.
Cebeci'den Abidinpaşa'ya geçtiğim de olur, sonra, başka bir yol'dan Samanpazarı'na, Sıhhiye'ye, Ulus'a, Gençlik Parkı'na geçerim.
Gençlik Parkı, Ankara'nın çok sempatik bir bahçesidir. çevresindeki kahvehanelerde, "semâver"de çay içtiğim çok olmuştur.
Gençlik Parkı'nın ardından, Ulus'tan Kızılay'a yürümek, zorunlu bir alışkanlık gibiydi.
SİNAN ÖNER
Ankara'da, öğle yemeklerimi, genellikle, Kızılay'da yerim, ya bir "ekmek arası balık", ya "tavuk", ya da "ucuz dört çeşit yemek".
sonra, bir kafe'de kahve'mi içerim.
yürüyüş yönüm, biraz değişir, Kolej'e doğru yürürüm önce, sonra, Cebeci'ye doğru giderim, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin çevresinde dinlenirim, gençleri izlerim, SBF'nin Tarihi'ni düşünürüm, Hukuk Fakültesi'nin pencerelerini görürüm, sonra da, Cebeci çevresinde bir kafe'de nescafe ya da çay içerim.
Cebeci, Ankara'nın eski bir semtidir. burada çok kaldım! Cebeci Camiî'nin çevresinde, üniversite öğrenciliğim geçmiştir, ben Ankara'da okumadım ama, çevremdeki gençlerin çoğu, Ankara'daki üniversitelerde okumuşlardır.
Cebeci'den Abidinpaşa'ya geçtiğim de olur, sonra, başka bir yol'dan Samanpazarı'na, Sıhhiye'ye, Ulus'a, Gençlik Parkı'na geçerim.
Gençlik Parkı, Ankara'nın çok sempatik bir bahçesidir. çevresindeki kahvehanelerde, "semâver"de çay içtiğim çok olmuştur.
Gençlik Parkı'nın ardından, Ulus'tan Kızılay'a yürümek, zorunlu bir alışkanlık gibiydi.
SİNAN ÖNER
Ankara'da Yürürken (2)
Ankara'da Yürürken (2)
Ankara'da, bir yürüyüş güzergâhım da, Ankara Garı'ndan ya da Garajlar'dan Tandoğan Alanı'na geçmek, sonra, Anıtkabir'e uğrayıp, Mustafa Kemal Atatürk'ü, İsmet İnönü'yü, Atatürk Müzesi'ni ziyâret edip, saygı duruşundan bulunmak, daha sonra da, Beşevler'e doğru yürümek. Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi'nde, Demokratik Sol Parti'nin önünde Ecevitler'i düşünmek, sonra, Millî Kütüphane'ye doğru, Anıtkabir'in kıyısından yürümek.
bu güzergâh da, iyidir. yürürken, insan, pek çok konuyu daha iyi düşünür. çevre, temizdir, okullar vardır, ağaçların arasında, iyi bir insan olmak mümkündür.
bu yürüyüş alışkanlığım yıllardır sürüyor! Ankara Garı, Tandoğan, Anıtkabir, Beşevler, Millî Kütüphane, Genelkurmay Başkanlığı, Meclis.
SİNAN ÖNER
Ankara'da, bir yürüyüş güzergâhım da, Ankara Garı'ndan ya da Garajlar'dan Tandoğan Alanı'na geçmek, sonra, Anıtkabir'e uğrayıp, Mustafa Kemal Atatürk'ü, İsmet İnönü'yü, Atatürk Müzesi'ni ziyâret edip, saygı duruşundan bulunmak, daha sonra da, Beşevler'e doğru yürümek. Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi'nde, Demokratik Sol Parti'nin önünde Ecevitler'i düşünmek, sonra, Millî Kütüphane'ye doğru, Anıtkabir'in kıyısından yürümek.
bu güzergâh da, iyidir. yürürken, insan, pek çok konuyu daha iyi düşünür. çevre, temizdir, okullar vardır, ağaçların arasında, iyi bir insan olmak mümkündür.
bu yürüyüş alışkanlığım yıllardır sürüyor! Ankara Garı, Tandoğan, Anıtkabir, Beşevler, Millî Kütüphane, Genelkurmay Başkanlığı, Meclis.
SİNAN ÖNER
Ankara'da Yürürken (1)
Ankara'da Yürürken (1)
Ankara'da çok yürümüştüm!
Ankara Garı'nda ya da Garajlar'da indikten sonra, İbni Sina Hastahanesi'ne giden Köprü'ye doğru tırmanırdım, sonra da, Devlet Opera ve Balesi'nin, Ankara Radyosu'nun, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin yer aldığı ana cadde'den, Necatibey Caddesi'ne yürümekten hoşlanırdım. bir süre, Sıhhiye Köprüsü'nün altındaki kahvehanelerde dinlenirdim, berberlerde sakalımı kestirip, bir sabah simidi yedikten sonra, Kızılay'a doğru yürümek, Ankara Sabahları'mın vazgeçmediğim bir alışkanlığı idi.
Sıhhiye Orduevi'nin pencerelerini, bahçesini izlerdim. Kızılay'a, İnkılâp Sokak'tan girmeyi de, ana cadde'den girmeyi de seçerdim. Güven Park'ın orada, biraz dinlenir, sonra da, GİMA'nın yer aldığı yaya geçidi'nden Kızılay'dan Bakanlıklar'a tırmanan yola geçerdim.
Ankara Sabahları'mın ne kadar iyi olduğunu anlatamam!
Bakanlıklar'da yürümek, Meclis'i uzaktan izleyip, Büyükelçilikler'e doğru tırmanmak, Kuğulu Park'ta bir kahve daha içmek. Kavaklıdere'ye uğrayıp, Kocatepe Camii'nde dinlenmek, sonra da, kalacağım yere geçmek.
bu yürüyüş güzergâhı, sabah yürüyüşlerimin güzergâhıdır.
SİNAN ÖNER
Ankara'da çok yürümüştüm!
Ankara Garı'nda ya da Garajlar'da indikten sonra, İbni Sina Hastahanesi'ne giden Köprü'ye doğru tırmanırdım, sonra da, Devlet Opera ve Balesi'nin, Ankara Radyosu'nun, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin yer aldığı ana cadde'den, Necatibey Caddesi'ne yürümekten hoşlanırdım. bir süre, Sıhhiye Köprüsü'nün altındaki kahvehanelerde dinlenirdim, berberlerde sakalımı kestirip, bir sabah simidi yedikten sonra, Kızılay'a doğru yürümek, Ankara Sabahları'mın vazgeçmediğim bir alışkanlığı idi.
Sıhhiye Orduevi'nin pencerelerini, bahçesini izlerdim. Kızılay'a, İnkılâp Sokak'tan girmeyi de, ana cadde'den girmeyi de seçerdim. Güven Park'ın orada, biraz dinlenir, sonra da, GİMA'nın yer aldığı yaya geçidi'nden Kızılay'dan Bakanlıklar'a tırmanan yola geçerdim.
Ankara Sabahları'mın ne kadar iyi olduğunu anlatamam!
Bakanlıklar'da yürümek, Meclis'i uzaktan izleyip, Büyükelçilikler'e doğru tırmanmak, Kuğulu Park'ta bir kahve daha içmek. Kavaklıdere'ye uğrayıp, Kocatepe Camii'nde dinlenmek, sonra da, kalacağım yere geçmek.
bu yürüyüş güzergâhı, sabah yürüyüşlerimin güzergâhıdır.
SİNAN ÖNER
Wednesday, July 1, 2009
Frunze'de Yürümek (3)
Frunze'de yürüdüğüm caddelerden biri de, üniversitelerin yer aldığı bir cadde idi!
Slav halklarının Türk halkları ile berâber yaşadığının kanıtlarından biri de, Frunze'nin üniversiteleridir. Rusça, tüm halkların birarada yaşamasını mümkün kılmış "iletişim aracı"dır. Rusça, "fonetiği", "semantik"i, "edebî işlenmişliği" gibi özellikleri ile, Frunze caddelerinde hissedilmektedir.
Frunze'yi anlatmam, elbette mümkün değil. çok az kaldım Frunze'de, yazık ki, amaçladığım kadar, Kırgızistan'da kalmam mümkün olmadı. ama, Frunze, hep davetkârdır, iyi düşünen, sempâtisini gizlemeyen, merâk eden yurttaşlara davetkâr bir "ormanşehir"dir.
Frunze sokaklarında, "korku"nun da yer aldığı bir gerçek. Frunze'de, "korkusuz" yaşamak, "ormanşehir"in tüm özelliklerini kavramak ile mümkün olur. ama, öyle olmuyor, genellikle, Frunze'nin birtakım çevrelerine, sokaklarına, binâlarına, insan "demir atıyor". öylece kalakalıyor! "korku", azaltılıyor.
Rus tarih, Frunze'nin tarihi'dir, unutulması ya da yok sayılması mümkün değildir. Rus tarih'in bir özelliği de, "korku yaratmak".
Frunze'de, ölmekten değil de, "başka biri olmak"tan korkanlar da az değildir. ama, Frunze'de yürürken, "başka biri olmayı denemek"te bir sürü yarar ya da bir sürü ihtimâl olduğunu da, insan keşfediyor.
"Frunze'de yürümek" bahsine sonra devâm ederim. şimdilik, Frunze'ye kadar yaptığım yolculuğun, aynı zamanda, çok uzak bir Asya kentinde "yürümek" anlamını da taşıdığını yazmalıyım.
SİNAN ÖNER
Slav halklarının Türk halkları ile berâber yaşadığının kanıtlarından biri de, Frunze'nin üniversiteleridir. Rusça, tüm halkların birarada yaşamasını mümkün kılmış "iletişim aracı"dır. Rusça, "fonetiği", "semantik"i, "edebî işlenmişliği" gibi özellikleri ile, Frunze caddelerinde hissedilmektedir.
Frunze'yi anlatmam, elbette mümkün değil. çok az kaldım Frunze'de, yazık ki, amaçladığım kadar, Kırgızistan'da kalmam mümkün olmadı. ama, Frunze, hep davetkârdır, iyi düşünen, sempâtisini gizlemeyen, merâk eden yurttaşlara davetkâr bir "ormanşehir"dir.
Frunze sokaklarında, "korku"nun da yer aldığı bir gerçek. Frunze'de, "korkusuz" yaşamak, "ormanşehir"in tüm özelliklerini kavramak ile mümkün olur. ama, öyle olmuyor, genellikle, Frunze'nin birtakım çevrelerine, sokaklarına, binâlarına, insan "demir atıyor". öylece kalakalıyor! "korku", azaltılıyor.
Rus tarih, Frunze'nin tarihi'dir, unutulması ya da yok sayılması mümkün değildir. Rus tarih'in bir özelliği de, "korku yaratmak".
Frunze'de, ölmekten değil de, "başka biri olmak"tan korkanlar da az değildir. ama, Frunze'de yürürken, "başka biri olmayı denemek"te bir sürü yarar ya da bir sürü ihtimâl olduğunu da, insan keşfediyor.
"Frunze'de yürümek" bahsine sonra devâm ederim. şimdilik, Frunze'ye kadar yaptığım yolculuğun, aynı zamanda, çok uzak bir Asya kentinde "yürümek" anlamını da taşıdığını yazmalıyım.
SİNAN ÖNER
Subscribe to:
Posts (Atom)