Tiflis'de Yürürken
Batum'dan Tiflis'e akşam treni ile geçiyorum.
hiç görmediğim manzaralar arasından, tren ilerliyor, büyük vagonda, herkes Tiflis'e gidiyor olma sevinci içinde, ya dinleniyor, ya sohbet ediyor.
sonra uyumuşum, bütün gün Batum'da yürümek, çevreyi incelemek, bira içmek, biraz da Batum'a ilk kez gelmiş olma kederi ile Karadeniz'i izlemek, yormuş olmalıydı, uyumuşum gece.
uyandığımda, Tiflis'e gelmekteydik, çevreyi izledim yine.
Tiflis, ilk kez geldiğim için belki, etkiledi beni. istasyon'da inerken, nasıl bir şehre geldiğimi bilmiyordum. biraz gezindim çevrede, pazar kurulmuş, kalabalıktı caddeler. halk, Tiflis'in istasyon çevresine dağılmış, sabah'ı sabah ediyor, kurduğu pazarın getireceklerini de düşünmekteydi. Tiflis'in istasyon çevresinde bir süre gezindim, sonra metro'yu keşfettim. Tiflis Metrosu'nun nasıl da garip bir derinliği olduğunu anlatmak mümkün değildir. metro'dan biletimi aldım, yürüyen merdivenle aşağıya, çok aşağıya indim.
Tiflis'in neresi nerede idi, hangi metro istasyonu'nda inmeliydim?
ilk kez geldiğim için, sezgilerime, rastlantı'ya, deneme'ye yönelmiştim. Tavisuplebis Meydânı İstasyonu'nu seçtim. istasyon'da inince, çevrede çok az insanın olduğunu görüp, Tavisuplebis Meydânı'nda yürümeye başladım.
Tavisuplebis, beni hemen etkiledi!
meydânın merkezinde, çok yüksek bir sütûnun tepesinde, bir at üstünde bir adam vardı. çevrede, tarihsel binâlar vardı, merkez, bir park hâline getirilmişti, ileride, yükseklerde heykeller, hiç bir zaman erişilemeyecek anıtlar vardı.
caddeleri geçtim, yokuş aşağı yürüyüp, Tiflis'in içinden geçen bir nehre vardım, nehrin kıyısında bir süre dinlendim. Paris'in Seine Nehri'ni filmlerde, kitaplarda incelemiştim, Seine'i bana hatırlatmaktaydı Tiflis'in içinden geçen nehir.
sonra, çevredeki müzelerden birinin bahçesinde dinlendim.
Tiflis Metrosu'na tekrâr indim, istasyon'un olduğu çevreye gittim yeniden. pazar iyice kalabalıktı. sokaklarda gezindim. Tiflis İstasyonu'nunda, Batum'a giden öğle treninde bilet aldım. bu defâ, uyumayacaktım, Batum'a kadar çevreyi izleyecektim.
Tiflis yürüyüşüm, kısa sürmüş, ama, Tiflis'in bazı özelliklerini anlamakta bana yardımcı olmuş idi. Tiflis Halkı'nın da, beni etkilediğini yazmalıyım. Tiflis'in tarihsel özelliklerini, tümüyle anlamak, zaten, kısa bir gezi ile mümkün değildi. Batum Treni'ndeki yolculuğum, çok iyi bir yolculuk idi.
SİNAN ÖNER
About Me
Thursday, August 27, 2009
Tuesday, August 25, 2009
Batum'da Yürürken (33)
Batum'da Yürürken
Batum merkezinde, ilk kez yürümüştüm.
çevredeki binâlar, esnaflar, bir süre sonra, tarihsel binâlara bıraktı yerini.
kıyıda yürümüştüm önce, Batum'da.
sabah sabah, kıyıda bir restoranda, Karadeniz'i izleyip, Alman Birası Löwenbrau içtim, balık yedim. çevrede, Adjara Özerk Cumhuriyeti'nin devlet binâları vardı, hükümet binâsını, Anayasa Mahkemesi binâsını, bazı başka devlet binâlarını izledim, geçerken.
kıyıdaki restoranda, çok oturdum sanırım, Batumlular'ın restoran'a ilgi gösterdiğini görünce sevindim.
bir süre sonra kalktım, yürümeye başladım.
Tiflis'e aldığım tren bileti de, akşama kadar vaktim olduğunu bana işâret etmekteydi.
Batum'un kıyılarını, tren istasyonu'nun olduğu semt'e kadar yürümeye karar vermiştim.
Batum Limanı'na varmadan önce, kıyıdaki sempâtik bir kafe'ye geçtim, kafe'nin bahçesinde oturdum, bir nescafe söyledim. Karadeniz'i izledim bahçede, Batum'da.
sonra, bir süre geçince, yürümeye devâm edip, Batum Limanı'nı geçtim, Batum'un tepelerini izledim. Batum kıyısında, çiçeklerin arasına bir yere, yaptığım bir resmi, defterden aldım, bıraktım, Batum'a bir hatıra. sonra, iyice yürümüşüm!
bir yerde, bir restoran'a oturdum yine.
Karadeniz'i izledim bahçede, Batum Kebabı, Coca Cola söyledim. bir süre dinlendim ağaçların arasındaki restoran'da.
istasyon'a geldiğimde, daha vaktim kalmıştı. çevredeki restoranlardan birine gidip, bira içtim, restoran sahibi, yaptığı yemeği getirdi, biraz daha yemek yedim, Batum'un hatırına!
Tiflis Treni'ne bindiğimde, gece olmaktaydı, biraz çevreyi seyrettikten sonra, uyumuştum, sabah uyandığımda, Tiflis'e gelmekteydik.
SİNAN ÖNER
Batum merkezinde, ilk kez yürümüştüm.
çevredeki binâlar, esnaflar, bir süre sonra, tarihsel binâlara bıraktı yerini.
kıyıda yürümüştüm önce, Batum'da.
sabah sabah, kıyıda bir restoranda, Karadeniz'i izleyip, Alman Birası Löwenbrau içtim, balık yedim. çevrede, Adjara Özerk Cumhuriyeti'nin devlet binâları vardı, hükümet binâsını, Anayasa Mahkemesi binâsını, bazı başka devlet binâlarını izledim, geçerken.
kıyıdaki restoranda, çok oturdum sanırım, Batumlular'ın restoran'a ilgi gösterdiğini görünce sevindim.
bir süre sonra kalktım, yürümeye başladım.
Tiflis'e aldığım tren bileti de, akşama kadar vaktim olduğunu bana işâret etmekteydi.
Batum'un kıyılarını, tren istasyonu'nun olduğu semt'e kadar yürümeye karar vermiştim.
Batum Limanı'na varmadan önce, kıyıdaki sempâtik bir kafe'ye geçtim, kafe'nin bahçesinde oturdum, bir nescafe söyledim. Karadeniz'i izledim bahçede, Batum'da.
sonra, bir süre geçince, yürümeye devâm edip, Batum Limanı'nı geçtim, Batum'un tepelerini izledim. Batum kıyısında, çiçeklerin arasına bir yere, yaptığım bir resmi, defterden aldım, bıraktım, Batum'a bir hatıra. sonra, iyice yürümüşüm!
bir yerde, bir restoran'a oturdum yine.
Karadeniz'i izledim bahçede, Batum Kebabı, Coca Cola söyledim. bir süre dinlendim ağaçların arasındaki restoran'da.
istasyon'a geldiğimde, daha vaktim kalmıştı. çevredeki restoranlardan birine gidip, bira içtim, restoran sahibi, yaptığı yemeği getirdi, biraz daha yemek yedim, Batum'un hatırına!
Tiflis Treni'ne bindiğimde, gece olmaktaydı, biraz çevreyi seyrettikten sonra, uyumuştum, sabah uyandığımda, Tiflis'e gelmekteydik.
SİNAN ÖNER
Hopa'da Yürürken (32)
Hopa'da Yürürken
Hopa'ya gece gelmiştim!
Hopa'da yürürken, geçmiş'i düşünmek doğaldır. Türkiye'nin Doğu Karadeniz'inin son yerleşim alanındaydım, Hopa'da. üstelik, Hopa, tarihsel bir şehirdir. Hopa, Karadeniz'in çok önemli bir yerinde kurulmuş bir şehirdir.
Hopa'daki yürüyüşüm pek uzun sürmedi ama, çok memnûn kaldım.
Hopa'dan Sarp Sınır Kapısı'na minibüsle geçtim. Sarp'ta, resmî işlemlerimi yapıp, Batum'a geçtim. Batum merkezine bir araba ile geçmek zorunda kaldım, yürümek mümkün değildi.
Batum'a, Hopa'dan geçmek, ayrıca ilginç bir deneyimdir.
SİNAN ÖNER
Hopa'ya gece gelmiştim!
Hopa'da yürürken, geçmiş'i düşünmek doğaldır. Türkiye'nin Doğu Karadeniz'inin son yerleşim alanındaydım, Hopa'da. üstelik, Hopa, tarihsel bir şehirdir. Hopa, Karadeniz'in çok önemli bir yerinde kurulmuş bir şehirdir.
Hopa'daki yürüyüşüm pek uzun sürmedi ama, çok memnûn kaldım.
Hopa'dan Sarp Sınır Kapısı'na minibüsle geçtim. Sarp'ta, resmî işlemlerimi yapıp, Batum'a geçtim. Batum merkezine bir araba ile geçmek zorunda kaldım, yürümek mümkün değildi.
Batum'a, Hopa'dan geçmek, ayrıca ilginç bir deneyimdir.
SİNAN ÖNER
Erzurum'da Yürürken (31)
Erzurum'da Yürürken
Erzurum'a ilk kez gelmiştim!
Erzurum Kongresi'ni, Atatürk'ün "Nutuk"unda, öteki kaynak belgelerde okumuştum.
şimdi, Erzurum'daydım, yürüyordum.
Erzurum caddelerini tırmanırken, şehrin temiz olduğunu fark edince çok sevindim. Atatürk Üniversitesi'nin önünden geçtim, caddelerde yürürken, tepeleri izledim. Erzurum'un çevresinde küçük ormanlar vardı, serinlemiş bir atmosferde, Erzurum 9. Kolordu Komutanlığı'nın, Erzurum Öğretmenevi'nin önünden geçtim. meydândaki Atatürk Anıtı'nı izledim.
Erzurum'un birbirini kesen caddelerinden birinde sakallarımı kestirdim.
bir süre daha, Erzurum'daki ilk ziyâretimin anlamlarını keşfettim.
akşam, Erzurum'dan Artvin'e, Hopa'ya doğru otobüse bindim.
Erzurum'daki ilk yürüyüşüm, şehrin merkezinde, pek kalabalık olmayan bir günde, bir keşif gezisi idi.
Erzurum'a gelirken, yolda rastladığım şehirleri, kasabaları, köyleri de anlatmalıyım.
SİNAN ÖNER
Erzurum'a ilk kez gelmiştim!
Erzurum Kongresi'ni, Atatürk'ün "Nutuk"unda, öteki kaynak belgelerde okumuştum.
şimdi, Erzurum'daydım, yürüyordum.
Erzurum caddelerini tırmanırken, şehrin temiz olduğunu fark edince çok sevindim. Atatürk Üniversitesi'nin önünden geçtim, caddelerde yürürken, tepeleri izledim. Erzurum'un çevresinde küçük ormanlar vardı, serinlemiş bir atmosferde, Erzurum 9. Kolordu Komutanlığı'nın, Erzurum Öğretmenevi'nin önünden geçtim. meydândaki Atatürk Anıtı'nı izledim.
Erzurum'un birbirini kesen caddelerinden birinde sakallarımı kestirdim.
bir süre daha, Erzurum'daki ilk ziyâretimin anlamlarını keşfettim.
akşam, Erzurum'dan Artvin'e, Hopa'ya doğru otobüse bindim.
Erzurum'daki ilk yürüyüşüm, şehrin merkezinde, pek kalabalık olmayan bir günde, bir keşif gezisi idi.
Erzurum'a gelirken, yolda rastladığım şehirleri, kasabaları, köyleri de anlatmalıyım.
SİNAN ÖNER
Sunday, August 9, 2009
Silifke'de Yürürken (30)
Silifke'de Yürürken
Silifke, Mersin'in bir ilçesi, ama, Mersin'e saatlerce uzakta, Toros Dağları'nın çevresinde, Göksu Nehri'nin geçtiği, Taşucu, Anamur gibi komşu ilçeleri ile farklı bir şehir. Frederick Barbarossa'nın, Selevkiler'in savaş alanlarından biriydi Silifke, uzun süre de, Selevkiler yönetmiş Silifke'yi.
Silifke'de çok yürümüştüm!
daha çocukken, Silifke Kalesi'ne tırmanmıştım, Silifke Kalesi, Toros Dağları'nı, Silifke'yi tepeden seyreden bir yerde kurulmuş. Göksu Nehri'nin akışını da -coşkun akar Göksu!- Silifke Kalesi'nden seyrederiz.
Silifke'deki yürüyüşlerim, çocukken, şehrin sokaklarında yaşadığım edebî hisleri de içermekteydi, şiir, Silifke'de vardır, öykü vardır, hatta biraz daha aşırı düşünülürse, roman da yazılır, Silifke'de.
Silifke, gücünden hiç yitirmedi, yıllar süresince. geçen yıllarda, Silifke'ye çok uğradım, Silifke sokaklarından geçtim. Göksu Nehri, yine coşkun akmaktaydı, çevresinde dinlendim, hatta, Silifke'de yaşamış atalarımızı hatırlayıp ağlasam mı, diye de sordum. Silifke, atalarımızın sürekli uğradığı, sürekli görüp gezmek istedikleri bir şehirdi. Göksu Nehri'ni seyrederken, bu geçmiş'i hatırlamak doğaldı.
Silifke, Atatürkçü, sosyal demokrat, çevreci bir halk'ın şehridir. halk, Silifke'de, temizdir, hassastır, içtendir, düşüncelidir, doğal koşullara yönelik bir hassasiyet taşır.
Silifke'de yürürken, Silifke Halkı'nın da, köylerde, Silifke çevresinde yaşayan Silifke Halkı'nın da, beni iyileştirici, tedâvi edici bir ruhsal koşul içinde yaşadıklarını hissetmiştim. Mersin'in yalnızlıklarından, gerginliklerinden, yanılgılarından uzaklaşıp Silifke'ye gelmek, insan'ı tedâvi ediyor, insan'a hakikâtleri, doğal koşulları, insanca yetenekleri hatırlatıyor.
Silifke'de yürürken, Silifke'nin endüstri ile, tarım ile, kıyı balıkçılığı ile, okullaşmış nüfûsu ile, tüm hayat koşullarının farkında idim. Silifke, Selevkiler'in neden merkezi olmuştur, anlıyordum, Silifke'de yürürken. Silifke, hâlâ, bir tarih merkezi olarak, yaşıyor, daha uzun asırlar, Silifke'nin dünya'ya bir anlam vereceğini de biliyorum.
SİNAN ÖNER
Silifke, Mersin'in bir ilçesi, ama, Mersin'e saatlerce uzakta, Toros Dağları'nın çevresinde, Göksu Nehri'nin geçtiği, Taşucu, Anamur gibi komşu ilçeleri ile farklı bir şehir. Frederick Barbarossa'nın, Selevkiler'in savaş alanlarından biriydi Silifke, uzun süre de, Selevkiler yönetmiş Silifke'yi.
Silifke'de çok yürümüştüm!
daha çocukken, Silifke Kalesi'ne tırmanmıştım, Silifke Kalesi, Toros Dağları'nı, Silifke'yi tepeden seyreden bir yerde kurulmuş. Göksu Nehri'nin akışını da -coşkun akar Göksu!- Silifke Kalesi'nden seyrederiz.
Silifke'deki yürüyüşlerim, çocukken, şehrin sokaklarında yaşadığım edebî hisleri de içermekteydi, şiir, Silifke'de vardır, öykü vardır, hatta biraz daha aşırı düşünülürse, roman da yazılır, Silifke'de.
Silifke, gücünden hiç yitirmedi, yıllar süresince. geçen yıllarda, Silifke'ye çok uğradım, Silifke sokaklarından geçtim. Göksu Nehri, yine coşkun akmaktaydı, çevresinde dinlendim, hatta, Silifke'de yaşamış atalarımızı hatırlayıp ağlasam mı, diye de sordum. Silifke, atalarımızın sürekli uğradığı, sürekli görüp gezmek istedikleri bir şehirdi. Göksu Nehri'ni seyrederken, bu geçmiş'i hatırlamak doğaldı.
Silifke, Atatürkçü, sosyal demokrat, çevreci bir halk'ın şehridir. halk, Silifke'de, temizdir, hassastır, içtendir, düşüncelidir, doğal koşullara yönelik bir hassasiyet taşır.
Silifke'de yürürken, Silifke Halkı'nın da, köylerde, Silifke çevresinde yaşayan Silifke Halkı'nın da, beni iyileştirici, tedâvi edici bir ruhsal koşul içinde yaşadıklarını hissetmiştim. Mersin'in yalnızlıklarından, gerginliklerinden, yanılgılarından uzaklaşıp Silifke'ye gelmek, insan'ı tedâvi ediyor, insan'a hakikâtleri, doğal koşulları, insanca yetenekleri hatırlatıyor.
Silifke'de yürürken, Silifke'nin endüstri ile, tarım ile, kıyı balıkçılığı ile, okullaşmış nüfûsu ile, tüm hayat koşullarının farkında idim. Silifke, Selevkiler'in neden merkezi olmuştur, anlıyordum, Silifke'de yürürken. Silifke, hâlâ, bir tarih merkezi olarak, yaşıyor, daha uzun asırlar, Silifke'nin dünya'ya bir anlam vereceğini de biliyorum.
SİNAN ÖNER
Thursday, August 6, 2009
Tarsus'ta Yürürken (29)
Tarsus'ta Yürürken
Tarsus, Mersin'in ilçesi, ama, yüzbinlerce kişinin yaşadığı bir şehir. Tarsus'ta, çok yürümüştüm!
hatta, çocukluğumda, tüm Tarsus'un çevresinde yürürken, Tarsus'un tarihsel, doğal özelliklerini de, iyice öğrenmiştim. kâh bir meyva bahçesinin, kâh bir pamuk tarlasının, kâh bir baraj gölü'nün, kâh bir şelâle'nin, kâh bir çam parkı'nın, kâh bir ırmak kıyısının, kâh eski bir Roma kalıntısı yapı'nın, kâh bir Ermeni yapısı'nın, kâh Atatürk'ün yaptırdığı bir okul binâsı'nın çevresinde, yürüdükçe yürümekteydim.
1979'larda, okumayı, yazmayı, Tarsus'ta öğrenmiştim, artık dünya edebiyatı'ndan örnek kitaplar okuyordum. "Sefiller"i, "Romeo ve Juliet"i, "Nutuk"u, "Ana"yı, "Macera"yı, "Baba"yı, "Anadolu Masalları"nı, Samed Behrengi'nin kitaplarını, Tarsus'ta, ilkokul yıllarımda okumuştum. basın'ı izlemeyi de, ilkokul yıllarımda, Tarsus'ta öğrenmiştim, "Cumhuriyet"i, "Aydınlık"ı, "Politika"yı, "Demokrat"ı, "Tercüman"ı, "Milliyet"i, "Son Havadis"i, ilkokul yıllarımda okurdum.
Tarsus, bir "kültür", bir "tarih", bir "endüstri", bir "tarım" şehri idi!
Tarsus'ta yürümek, Paris'de, ya da bir Latin Amerika şehrinde yürümek gibiydi herhâlde. sonradan, Frunze'nin de Tarsus'a benzediğini keşfetmiştim. Mareşal Frunze, 1920'lerde, Atatürk'ün misafiri olarak, aylarca, cephelerin olduğu şehirlerde kalmıştı, Türkiye'de. Tarsus'a da geldi mi, bilmiyorum, herhâlde gelmiş, çevre illere uğradığını hatırlıyorum.
Tarsus'a gelmiş biri de, 1940'larda, Yazar Sabahattin Âli, bir hafta kalmış Tarsus'ta!
Atatürk, Tarsus'a çok gelmiş, Millî Kurtuluş Savaşı yıllarında, Tarsus'ta, fabrikatör Rasim Dokur'a, Sadık Eliyeşil'e -aile dostumuz!- misafir olmuş, Eliyeşil'in bahçesinde Lâtife Hanım'la birlikte fotoğrafları var.
Atatürk, Tarsus'u, modern endüstri merkezlerinden biri yapmıştı, ama, tarımsal üretimi de sürekli teşvik etmekteydi, Tarsus'ta.
Tarsus'ta, yıllarca yürümüştüm.
1980 12 Eylül Darbesi'nde, Tarsus'taydım, bir süre yürüyememiştim, sokaklarda yürümek yasaklanmıştı. bu yüzden, okumayı alışkanlık edindim, 1980'ler sonrasında, sokaklar, uzun süre, "sıkıyönetim" ile ya da "olağanüstü yasalar" ile yönetilmiş, okul'daki derslerde, ortaokul, lise yıllarımda, bilgilerimi çoğaltmıştım.
matematik, fizik, kimya, biyoloji bilimlerini öğrenmekten hoşlanmıştım bu sürede, sürekli problemler çözmekten, denklem formüle etmekten, geometrik biçimleri çizmekten, dünya'yı bir fizik dünya olarak algılamaktan hoşlandığım yıllar!
bu sürede, çok yürümüştüm, Darbe'den bir süre sonra.
1982'de Anayasa Referândumu ile, biraz daha serbest bir rejim'de yaşamaya başlamıştık.
1983'deki seçimler ile, Türk Siyaseti'nde, "demokrasi rejimi" gündeme gelmiş, "şiddet"in olmadığı bir siyaset rejimi, halk tarafından kabûl edilmişti.
Özal, İnönü, Gürkan, Calp, Sunalp gibi liderler, 1987'ye kadar, Türkiye'yi yönetmişlerdi, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı'nda, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Aziz Nesin gibi bazı yazarlar da, bu yönetim'e katkıda bulunmuşlardı.
Tarsus, bir Roma şehri idi, hâlâ!
ben de, İtalyan edebiyatı eserlerini okumaktaydım. İtalya ile ilgili ne varsa okumak istiyordum, bu yıllarda. yürüyüşlerimde, Tarsus'un çeşitli yerlerinde dinlenirken, İtalya Tarihi'ni düşünmekteydim, İtalyanlar'ın, Tarsus'a kadar neden geldiklerini de sormaktaydım.
Tarsus'ta, Rusya'yı, Sovyet Tarihi'ni, Mikhail Gorbachev Akımı'nı da okumaktaydım, izlemekteydim, 1987'lerde, artık, daha da ciddî bir siyasî tarihçi olmuştum.
Tarsus'da yürürken, Süleyman Demirel'i, Ecevit'i, Behice Boran'ı, Türkeş'i de tartışırdım, tarihimiz açısından yerlerini, anlamlarını, fayda ya da zararlarını. darbeler, ihtilâller uzmanı olmuştum, ama, "çok partili demokratik rejim"in Türkiye'deki unsurlarının da uzmanı olmuştum. bazıları, "Demirelci" bilirdi beni, bazıları "Ecevitçi", bazıları da "TKP'ci". ama, aslında, Tarsus Halkı'nın daha iyi koşullarda yaşamasını istiyordum, gençliğimin heyecânları ile, şiirler de yazmıştım, Tarsus'ta, denemeler de.
Atatürk'ün Tarsus'a kattıklarını, hâlâ hiç kimse tanımlayamıyor.
Tarsus, Tarsus olarak var idiyse, 1920'lerden 1945'lere, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Tarsus'a yaptıkları katkıları, verdikleri değeri, Tarsus'u düşünüp gerçekleştirdiklerini unutmak mümkün değildir. elbette, artık, Tarsus, 1980'lerdeki, hatta 1990'lardaki Tarsus değildir. endüstri iflâs etti, Tarsus'ta, tarımsal üretim azaldı, okullaşma azaldı.
ama, Tarsus, hâlâ, bir tarih'i bugün'e getirmektedir.
Tarsus'ta yürürken, atalarımızın Tarsus'a sadâkatlerini anmadan yapamayız. Tarsus'un karakterinde, sadâkat vardır, Roma Valisi Cicero'nun yazdıklarındaki gibi. sonra, uzun asırlar, Tarsus'u Türkmen Ramazanoğlu Beyliği yönetmiş. Osmanlılar, çok sonra Tarsus'u almışlar. uzun bir süre de, Ermeniler, Tarsus'u yönetmişler. Tarsus'un tarihsel yöneticileri, birbirinden farklı çevreler, yöneticiler, hatta devletler olmuştur.
belki, Tarsus'ta bu kadar uzun süre kalmamın, yürüyüşlerimin bir nedeni de bu.
Tarsus'un geleceğinde, Tarsus'un geçmişi, koşullayıcıdır.
SİNAN ÖNER
Tarsus, Mersin'in ilçesi, ama, yüzbinlerce kişinin yaşadığı bir şehir. Tarsus'ta, çok yürümüştüm!
hatta, çocukluğumda, tüm Tarsus'un çevresinde yürürken, Tarsus'un tarihsel, doğal özelliklerini de, iyice öğrenmiştim. kâh bir meyva bahçesinin, kâh bir pamuk tarlasının, kâh bir baraj gölü'nün, kâh bir şelâle'nin, kâh bir çam parkı'nın, kâh bir ırmak kıyısının, kâh eski bir Roma kalıntısı yapı'nın, kâh bir Ermeni yapısı'nın, kâh Atatürk'ün yaptırdığı bir okul binâsı'nın çevresinde, yürüdükçe yürümekteydim.
1979'larda, okumayı, yazmayı, Tarsus'ta öğrenmiştim, artık dünya edebiyatı'ndan örnek kitaplar okuyordum. "Sefiller"i, "Romeo ve Juliet"i, "Nutuk"u, "Ana"yı, "Macera"yı, "Baba"yı, "Anadolu Masalları"nı, Samed Behrengi'nin kitaplarını, Tarsus'ta, ilkokul yıllarımda okumuştum. basın'ı izlemeyi de, ilkokul yıllarımda, Tarsus'ta öğrenmiştim, "Cumhuriyet"i, "Aydınlık"ı, "Politika"yı, "Demokrat"ı, "Tercüman"ı, "Milliyet"i, "Son Havadis"i, ilkokul yıllarımda okurdum.
Tarsus, bir "kültür", bir "tarih", bir "endüstri", bir "tarım" şehri idi!
Tarsus'ta yürümek, Paris'de, ya da bir Latin Amerika şehrinde yürümek gibiydi herhâlde. sonradan, Frunze'nin de Tarsus'a benzediğini keşfetmiştim. Mareşal Frunze, 1920'lerde, Atatürk'ün misafiri olarak, aylarca, cephelerin olduğu şehirlerde kalmıştı, Türkiye'de. Tarsus'a da geldi mi, bilmiyorum, herhâlde gelmiş, çevre illere uğradığını hatırlıyorum.
Tarsus'a gelmiş biri de, 1940'larda, Yazar Sabahattin Âli, bir hafta kalmış Tarsus'ta!
Atatürk, Tarsus'a çok gelmiş, Millî Kurtuluş Savaşı yıllarında, Tarsus'ta, fabrikatör Rasim Dokur'a, Sadık Eliyeşil'e -aile dostumuz!- misafir olmuş, Eliyeşil'in bahçesinde Lâtife Hanım'la birlikte fotoğrafları var.
Atatürk, Tarsus'u, modern endüstri merkezlerinden biri yapmıştı, ama, tarımsal üretimi de sürekli teşvik etmekteydi, Tarsus'ta.
Tarsus'ta, yıllarca yürümüştüm.
1980 12 Eylül Darbesi'nde, Tarsus'taydım, bir süre yürüyememiştim, sokaklarda yürümek yasaklanmıştı. bu yüzden, okumayı alışkanlık edindim, 1980'ler sonrasında, sokaklar, uzun süre, "sıkıyönetim" ile ya da "olağanüstü yasalar" ile yönetilmiş, okul'daki derslerde, ortaokul, lise yıllarımda, bilgilerimi çoğaltmıştım.
matematik, fizik, kimya, biyoloji bilimlerini öğrenmekten hoşlanmıştım bu sürede, sürekli problemler çözmekten, denklem formüle etmekten, geometrik biçimleri çizmekten, dünya'yı bir fizik dünya olarak algılamaktan hoşlandığım yıllar!
bu sürede, çok yürümüştüm, Darbe'den bir süre sonra.
1982'de Anayasa Referândumu ile, biraz daha serbest bir rejim'de yaşamaya başlamıştık.
1983'deki seçimler ile, Türk Siyaseti'nde, "demokrasi rejimi" gündeme gelmiş, "şiddet"in olmadığı bir siyaset rejimi, halk tarafından kabûl edilmişti.
Özal, İnönü, Gürkan, Calp, Sunalp gibi liderler, 1987'ye kadar, Türkiye'yi yönetmişlerdi, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı'nda, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Aziz Nesin gibi bazı yazarlar da, bu yönetim'e katkıda bulunmuşlardı.
Tarsus, bir Roma şehri idi, hâlâ!
ben de, İtalyan edebiyatı eserlerini okumaktaydım. İtalya ile ilgili ne varsa okumak istiyordum, bu yıllarda. yürüyüşlerimde, Tarsus'un çeşitli yerlerinde dinlenirken, İtalya Tarihi'ni düşünmekteydim, İtalyanlar'ın, Tarsus'a kadar neden geldiklerini de sormaktaydım.
Tarsus'ta, Rusya'yı, Sovyet Tarihi'ni, Mikhail Gorbachev Akımı'nı da okumaktaydım, izlemekteydim, 1987'lerde, artık, daha da ciddî bir siyasî tarihçi olmuştum.
Tarsus'da yürürken, Süleyman Demirel'i, Ecevit'i, Behice Boran'ı, Türkeş'i de tartışırdım, tarihimiz açısından yerlerini, anlamlarını, fayda ya da zararlarını. darbeler, ihtilâller uzmanı olmuştum, ama, "çok partili demokratik rejim"in Türkiye'deki unsurlarının da uzmanı olmuştum. bazıları, "Demirelci" bilirdi beni, bazıları "Ecevitçi", bazıları da "TKP'ci". ama, aslında, Tarsus Halkı'nın daha iyi koşullarda yaşamasını istiyordum, gençliğimin heyecânları ile, şiirler de yazmıştım, Tarsus'ta, denemeler de.
Atatürk'ün Tarsus'a kattıklarını, hâlâ hiç kimse tanımlayamıyor.
Tarsus, Tarsus olarak var idiyse, 1920'lerden 1945'lere, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Tarsus'a yaptıkları katkıları, verdikleri değeri, Tarsus'u düşünüp gerçekleştirdiklerini unutmak mümkün değildir. elbette, artık, Tarsus, 1980'lerdeki, hatta 1990'lardaki Tarsus değildir. endüstri iflâs etti, Tarsus'ta, tarımsal üretim azaldı, okullaşma azaldı.
ama, Tarsus, hâlâ, bir tarih'i bugün'e getirmektedir.
Tarsus'ta yürürken, atalarımızın Tarsus'a sadâkatlerini anmadan yapamayız. Tarsus'un karakterinde, sadâkat vardır, Roma Valisi Cicero'nun yazdıklarındaki gibi. sonra, uzun asırlar, Tarsus'u Türkmen Ramazanoğlu Beyliği yönetmiş. Osmanlılar, çok sonra Tarsus'u almışlar. uzun bir süre de, Ermeniler, Tarsus'u yönetmişler. Tarsus'un tarihsel yöneticileri, birbirinden farklı çevreler, yöneticiler, hatta devletler olmuştur.
belki, Tarsus'ta bu kadar uzun süre kalmamın, yürüyüşlerimin bir nedeni de bu.
Tarsus'un geleceğinde, Tarsus'un geçmişi, koşullayıcıdır.
SİNAN ÖNER
Wednesday, August 5, 2009
Van'da Yürürken (28)
Van'da Yürürken
Van'a gittiğimde, çok gençtim!
Van Gölü kıyılarında yürümüştüm.
Van'a, Diyarbakır, Bitlis, Tatvan, Adilcevaz, Ahlât gibi şehirleri geçip ulaşmıştım.
Van Gölü, derin sessizliği ile, çevresinin sessiz ormanları ile, çevre şehirlerdeki sade yaşayışı ile beni etkilemiş idi.
Van, 1987'lerde, garip bir yalnızlık içinde yaşamaktaydı.
memûr akrabalarımın misafiri idim, memûr lojmanlarında kaldım bir süre.
Van Gölü'nden başka bir şey düşünmek istemiyordum!
ama, Van Gölü, "ketûm" olduğu gibi, "hareketsiz" bir göl idi. belki, Ahlât, Adilcevaz gibi çevre şehirlerdeyken, iyi hissetmiştim kendimi. ama, herhâlde en çok, Edremit iyiydi! Tatvan, Van Gölü'nün çevresinde tarihsel bir şehirdi.
Van'daki şehir gezintilerim, kendiliğindendi, esnâfların sade yaşayışlarına tanık olmuştum. Van'ın tarihi ile ilgili bir şey hissetmedim ilk anda, hatta, meselâ, Van'ın eski bir Ermeni şehri olduğunun da farkında değildim sanki.
Van'ın Erciş İlçesi'ne de uğramıştım, doktor bir akrabam vardı. Erciş, tam anlamıyla bir Doğu Anadolu şehri idi. sonradan, Erciş çevresinde Kırgızlar'ın yaşadığını öğrendiğimde, biraz şaşırdım sanırım, çünkü, bu tarihsel gerçeği, Frunze'de, Manas Üniversitesi Rektörü Profesör Süleyman Kayıpov'un yazdıklarından okumuştum. Profesör Süleyman Kayıpov da, bir edebiyat tarihçisi olarak, Van'da, Erciş'de kalmış, Kırgız köylerinde incelemeler yapmış, makaleler yazmıştı.
Van'ı, sanırım bir defâ daha gezmeliyim.
SİNAN ÖNER
Van'a gittiğimde, çok gençtim!
Van Gölü kıyılarında yürümüştüm.
Van'a, Diyarbakır, Bitlis, Tatvan, Adilcevaz, Ahlât gibi şehirleri geçip ulaşmıştım.
Van Gölü, derin sessizliği ile, çevresinin sessiz ormanları ile, çevre şehirlerdeki sade yaşayışı ile beni etkilemiş idi.
Van, 1987'lerde, garip bir yalnızlık içinde yaşamaktaydı.
memûr akrabalarımın misafiri idim, memûr lojmanlarında kaldım bir süre.
Van Gölü'nden başka bir şey düşünmek istemiyordum!
ama, Van Gölü, "ketûm" olduğu gibi, "hareketsiz" bir göl idi. belki, Ahlât, Adilcevaz gibi çevre şehirlerdeyken, iyi hissetmiştim kendimi. ama, herhâlde en çok, Edremit iyiydi! Tatvan, Van Gölü'nün çevresinde tarihsel bir şehirdi.
Van'daki şehir gezintilerim, kendiliğindendi, esnâfların sade yaşayışlarına tanık olmuştum. Van'ın tarihi ile ilgili bir şey hissetmedim ilk anda, hatta, meselâ, Van'ın eski bir Ermeni şehri olduğunun da farkında değildim sanki.
Van'ın Erciş İlçesi'ne de uğramıştım, doktor bir akrabam vardı. Erciş, tam anlamıyla bir Doğu Anadolu şehri idi. sonradan, Erciş çevresinde Kırgızlar'ın yaşadığını öğrendiğimde, biraz şaşırdım sanırım, çünkü, bu tarihsel gerçeği, Frunze'de, Manas Üniversitesi Rektörü Profesör Süleyman Kayıpov'un yazdıklarından okumuştum. Profesör Süleyman Kayıpov da, bir edebiyat tarihçisi olarak, Van'da, Erciş'de kalmış, Kırgız köylerinde incelemeler yapmış, makaleler yazmıştı.
Van'ı, sanırım bir defâ daha gezmeliyim.
SİNAN ÖNER
Siirt'te Yürürken (27)
Siirt'te Yürürken
Siirt'te de yürümüştüm!
1987'lerde, gençken, Siirt sokaklarında, caddelerinde yürümüştüm. Siirt'e, Siirt'in Kozluk ilçesinde doktorluk yapan akrabalarımın dâveti ile gitmiştim, Kozluk'a giderken, ilk defâ Güneydoğu Anadolu'ya gittiğimin farkındaydım, harita'yı incelemiştim gitmeden.
Gaziantep'i, Urfa'yı, Diyarbakır'ı geçtikten sonra, Batman'ı, Malabadî'yi geçtikten sonra, Kozluk'a varmıştım. Batman'dan geçmiyordum ama, Batman'ın bazı ilçelerine komşuydum geçerken.
Kozluk'ta haftalarca misafir kalmıştım. çevreyi incelemiştim, şiirler, notlar yazmıştım, köylerde aşı kampanyalarına katılmıştım.
Batman'ı, Hasankeyf'i, Baykan'ı ziyâret etmiştik. sonra da, Siirt'i ziyâret etmiştik, Veysel Karanî'yi ziyâret ettiğimiz gibi. Siirt, şiirsel bir şehirdi. Siirt pazarlarında battaniyeleri incelemiştim, Siirt fıstığını, Siirt'in ürünlerini görmüştüm. Siirt'in "büryan"nı da iyiydi, bir tür "kuyu tandırı".
Siirt caddelerinde yürürken, 1987'deki Kasım seçimlerinin hazırlıkları sürmekteydi. aynı sırada, 16 Kasım 1987'de, TBKP Liderleri Doktor Nihat Sargın ile Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) Türkiye'ye gelmişlerdi. Siirt'te, öteki illerde, "olağanüstü hal" vardı, sanırım, Hayri Kozakçıoğlu, Bölge Valisi idi.
ama, Siirt'de demokrasi vardı!
Profesör Erdal İnönü, Siirt'teki seçimleri kazanmaktaydı, belediye başkanlığı da, Profesör Erdal İnönü'nün taraftarlarınca yönetilmekteydi.
Siirt'in Kozluk ilçesi, bugün Batman'a bağlıdır.
Kozluk köylerini de gezmiştim, köylerdeki okulları, jandarma karakollarını, muhtarları ziyâret etmiştim.
Siirt'in çevresinde, Garzan Nehri gibi, doğal zenginlikler de vardır, Hasankeyf'i incelerken, şehrin insanları ile de sohbetler etmiştim. Batman'daki sokaklarda, caddelerde yürümüştüm.
Siirt'e, Kozluk'a varmadan önce geldiğim Diyarbakır'da, Suriçi'nde bir kahvehanede çay içmiştim, Doktor Mahmut Ortakaya'yı da ziyâret etmiştik, Diyarbakır'ın saygın yöneticilerinden biriydi, Mahmut Ortakaya.
Ziya Gökalp Müzesi'ni, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi'ni de ziyâret etmiştim, Diyarbakır'da, 1987'lerde.
1987'lerden beri Siirt'te yürümedim!SİNAN ÖNER
Siirt'te de yürümüştüm!
1987'lerde, gençken, Siirt sokaklarında, caddelerinde yürümüştüm. Siirt'e, Siirt'in Kozluk ilçesinde doktorluk yapan akrabalarımın dâveti ile gitmiştim, Kozluk'a giderken, ilk defâ Güneydoğu Anadolu'ya gittiğimin farkındaydım, harita'yı incelemiştim gitmeden.
Gaziantep'i, Urfa'yı, Diyarbakır'ı geçtikten sonra, Batman'ı, Malabadî'yi geçtikten sonra, Kozluk'a varmıştım. Batman'dan geçmiyordum ama, Batman'ın bazı ilçelerine komşuydum geçerken.
Kozluk'ta haftalarca misafir kalmıştım. çevreyi incelemiştim, şiirler, notlar yazmıştım, köylerde aşı kampanyalarına katılmıştım.
Batman'ı, Hasankeyf'i, Baykan'ı ziyâret etmiştik. sonra da, Siirt'i ziyâret etmiştik, Veysel Karanî'yi ziyâret ettiğimiz gibi. Siirt, şiirsel bir şehirdi. Siirt pazarlarında battaniyeleri incelemiştim, Siirt fıstığını, Siirt'in ürünlerini görmüştüm. Siirt'in "büryan"nı da iyiydi, bir tür "kuyu tandırı".
Siirt caddelerinde yürürken, 1987'deki Kasım seçimlerinin hazırlıkları sürmekteydi. aynı sırada, 16 Kasım 1987'de, TBKP Liderleri Doktor Nihat Sargın ile Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) Türkiye'ye gelmişlerdi. Siirt'te, öteki illerde, "olağanüstü hal" vardı, sanırım, Hayri Kozakçıoğlu, Bölge Valisi idi.
ama, Siirt'de demokrasi vardı!
Profesör Erdal İnönü, Siirt'teki seçimleri kazanmaktaydı, belediye başkanlığı da, Profesör Erdal İnönü'nün taraftarlarınca yönetilmekteydi.
Siirt'in Kozluk ilçesi, bugün Batman'a bağlıdır.
Kozluk köylerini de gezmiştim, köylerdeki okulları, jandarma karakollarını, muhtarları ziyâret etmiştim.
Siirt'in çevresinde, Garzan Nehri gibi, doğal zenginlikler de vardır, Hasankeyf'i incelerken, şehrin insanları ile de sohbetler etmiştim. Batman'daki sokaklarda, caddelerde yürümüştüm.
Siirt'e, Kozluk'a varmadan önce geldiğim Diyarbakır'da, Suriçi'nde bir kahvehanede çay içmiştim, Doktor Mahmut Ortakaya'yı da ziyâret etmiştik, Diyarbakır'ın saygın yöneticilerinden biriydi, Mahmut Ortakaya.
Ziya Gökalp Müzesi'ni, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi'ni de ziyâret etmiştim, Diyarbakır'da, 1987'lerde.
1987'lerden beri Siirt'te yürümedim!SİNAN ÖNER
Tekirdağ'da Yürürken (26)
Tekirdağ'da Yürürken
Tekirdağ'da yürümeyi, 1989'lardan beri alışkanlık edinmiştim! Tekirdağ'daki çevremin de, Tekirdağ kıyılarında yürüme alışkanlığı olduğu için, bir sorun yaşamamıştım.
Tekirdağ Rakı Fabrikası'nın olduğu cadde, Tekirdağ'ın ötesindeki süpermarketlere kadar gider. bu cadde, sürekli yürüdüğüm, çevresinde dinlendiğim bir cadde, Tekirdağ ile Malkara'yı, Şarköy'ü birbirine bağlayan bir yol.
Tekirdağ'ın kıyıları, insan'a düşünme sürecinde, daha gerçekçi, ama, daha şiirsel olmayı öğretiyor. Tekirdağ, Voltaire'ın "Candide"inde, Candide'in uğradığı şehirlerden biridir, asırlar önce de, Tekirdağ'da yürümek, iyi bir alışkanlıkmış.
Macar Prensi Rakoczi de, bir ayaklanma sonrası, Tekirdağ'a sürgün edilmiş, Rakoczi Müzesi'ne de defâlarca uğramıştım. Prens Rakoczi, büyük bir insanmış, demokratlığı ile, insaniyet'e duyduğu saygı ile, halk sevgisi ile, Macaristan'ın millî bir kahramanı olmuş, yıllarca, Tekirdağ'da yaşamış Prens Rakoczi.
Tekirdağ Rakısı da içmiştim. geçmişteki "kalite"si var mı, bilmiyorum, yıllardır içmiyorum, ilk Tekirdağ Gezileri'mde, rakı içerdim, sonra bıraktım içmeyi.
Tekirdağ'ın yemekleri, hassas insanlarının ürettiği ürünleri, köylerinin şehre getirdikleri, yürüyüşlerimde bana refâkat ederdi.
29 Mart 2009 Seçimleri'nde, seçim sonrası ilk gün, Tekirdağ'da idim, CHP'nin Tekirdağ'da seçimleri kazanmasını, mütevâzi bir sofrada kutlamıştım. gece, Çanakkale, Eceabat'ta geçmiş, ertesi gün de, öğle yemeğini Tekirdağ'da yemiştim. daha sonra, Tekirdağ Marinası'nda, dinlendim, yıllarca Türk Kahvesi içtiğim kahvehanede.
Tekirdağ'da, Adliye, Hastahane, Kültür Merkezi, Belediye gibi kurumların olduğu caddeleri de gezmiştim, sokaklarda gezinmiş, Tekirdağ'ın eski semtlerinde yürümüştüm.
Trakya'nın tarihsel merkezi Tekirdağ'da daha uzun süre de yaşamak, belki iyi olur idi. ama, yılda üç dört kez gezmekle yetiniyorum, Tekirdağ'ı. geçerken de, Çorlu'ya, Marmara Ereğli'ye, Kumbağ'a, Silivri'ye, Muratlı'ya rastlıyorum. köyleri izliyorum, kıyıları seyrediyorum.
Tekirdağ'lı yurttaşlarımı, Macar Prensi Rakoczi gibi, biraz da sürgünlermiş gibi anlıyorum.
SİNAN ÖNER
Tekirdağ'da yürümeyi, 1989'lardan beri alışkanlık edinmiştim! Tekirdağ'daki çevremin de, Tekirdağ kıyılarında yürüme alışkanlığı olduğu için, bir sorun yaşamamıştım.
Tekirdağ Rakı Fabrikası'nın olduğu cadde, Tekirdağ'ın ötesindeki süpermarketlere kadar gider. bu cadde, sürekli yürüdüğüm, çevresinde dinlendiğim bir cadde, Tekirdağ ile Malkara'yı, Şarköy'ü birbirine bağlayan bir yol.
Tekirdağ'ın kıyıları, insan'a düşünme sürecinde, daha gerçekçi, ama, daha şiirsel olmayı öğretiyor. Tekirdağ, Voltaire'ın "Candide"inde, Candide'in uğradığı şehirlerden biridir, asırlar önce de, Tekirdağ'da yürümek, iyi bir alışkanlıkmış.
Macar Prensi Rakoczi de, bir ayaklanma sonrası, Tekirdağ'a sürgün edilmiş, Rakoczi Müzesi'ne de defâlarca uğramıştım. Prens Rakoczi, büyük bir insanmış, demokratlığı ile, insaniyet'e duyduğu saygı ile, halk sevgisi ile, Macaristan'ın millî bir kahramanı olmuş, yıllarca, Tekirdağ'da yaşamış Prens Rakoczi.
Tekirdağ Rakısı da içmiştim. geçmişteki "kalite"si var mı, bilmiyorum, yıllardır içmiyorum, ilk Tekirdağ Gezileri'mde, rakı içerdim, sonra bıraktım içmeyi.
Tekirdağ'ın yemekleri, hassas insanlarının ürettiği ürünleri, köylerinin şehre getirdikleri, yürüyüşlerimde bana refâkat ederdi.
29 Mart 2009 Seçimleri'nde, seçim sonrası ilk gün, Tekirdağ'da idim, CHP'nin Tekirdağ'da seçimleri kazanmasını, mütevâzi bir sofrada kutlamıştım. gece, Çanakkale, Eceabat'ta geçmiş, ertesi gün de, öğle yemeğini Tekirdağ'da yemiştim. daha sonra, Tekirdağ Marinası'nda, dinlendim, yıllarca Türk Kahvesi içtiğim kahvehanede.
Tekirdağ'da, Adliye, Hastahane, Kültür Merkezi, Belediye gibi kurumların olduğu caddeleri de gezmiştim, sokaklarda gezinmiş, Tekirdağ'ın eski semtlerinde yürümüştüm.
Trakya'nın tarihsel merkezi Tekirdağ'da daha uzun süre de yaşamak, belki iyi olur idi. ama, yılda üç dört kez gezmekle yetiniyorum, Tekirdağ'ı. geçerken de, Çorlu'ya, Marmara Ereğli'ye, Kumbağ'a, Silivri'ye, Muratlı'ya rastlıyorum. köyleri izliyorum, kıyıları seyrediyorum.
Tekirdağ'lı yurttaşlarımı, Macar Prensi Rakoczi gibi, biraz da sürgünlermiş gibi anlıyorum.
SİNAN ÖNER
Tuesday, August 4, 2009
Manisa'da Yürürken (25)
Manisa'da Yürürken
Manisa'ya onlarca defâ uğradım, ama, çoğunda, şehrin merkezinde yürümeden, Manisa'nın çevresinden geçtim.
Manisa'da yürürken, Sipil Dağı ile çevrelenmiş, büyük bir ova şehrinde olduğumu fark ediyordum. Manisa'da, Celâl Bayar Üniversitesi'ne uğramak için, önce şehir merkezinde yürümüştüm.
Manisa ile İzmir arasındaki yol'da, Manisa girişinde bir yerde inmiştim araçtan. bir süre çevreyi izledim. fabrikalar, okullar, sanayî siteleri, süpermarketler, binâlar, parklar.
Manisa merkezinde, ağaçların arasından yürürken, sanki hep Manisa'da yaşamışım gibi geldi!
hastahanelerin, evlerin arasından geçtim, camîilerin çevresinde oturup dinlendim.
Manisa'nın Tarihi, kuşkusuz, büyük bir tarih. Ege Uygarlıkları'nın, Beylikler Tarihi'nin, Osmanlı Tarihi'nin, Cumhuriyet Tarihi'nin merkezlerinden biridir, Manisa.
Manisa, "çiftçi sınıfı"nın, 1920'lerdeki deyimle, merkezlerinden biridir.
Manisa, İzmir'i saklar, İzmir, ötede bir yerde, bir körfez'de saklanmış bir heyûla gibidir, Sipil Dağı'nın ötesi yok gibidir, Manisa'da.
Manisa'da, hiç kimse yok gibiydi, ben yürürken. ama, sonra, birileri geldiler, çevrelerinden geçtim, Celâl Bayar Üniversitesi'ne ulaştım. farklı kampüsleri vardır, Celâl Bayar Üniversitesi'nin. birinde, ahbâplarım vardı, Profesörler.
öğle yemeğimi, öğrencilerin yemek yediği yemekhanede yemiştim, sonra kampüs bahçesinde bir süre dinlenmiştim.
Manisa Tarihi açısından, Celâl Bayar Üniversitesi, yeni bir olgu, yeni bir kurum, ama, Manisa'yı çok değiştirdiği izleniyor.
Manisa'da yürürken, yalnızlığımı da hissetmiştim.
SİNAN ÖNER
Manisa'ya onlarca defâ uğradım, ama, çoğunda, şehrin merkezinde yürümeden, Manisa'nın çevresinden geçtim.
Manisa'da yürürken, Sipil Dağı ile çevrelenmiş, büyük bir ova şehrinde olduğumu fark ediyordum. Manisa'da, Celâl Bayar Üniversitesi'ne uğramak için, önce şehir merkezinde yürümüştüm.
Manisa ile İzmir arasındaki yol'da, Manisa girişinde bir yerde inmiştim araçtan. bir süre çevreyi izledim. fabrikalar, okullar, sanayî siteleri, süpermarketler, binâlar, parklar.
Manisa merkezinde, ağaçların arasından yürürken, sanki hep Manisa'da yaşamışım gibi geldi!
hastahanelerin, evlerin arasından geçtim, camîilerin çevresinde oturup dinlendim.
Manisa'nın Tarihi, kuşkusuz, büyük bir tarih. Ege Uygarlıkları'nın, Beylikler Tarihi'nin, Osmanlı Tarihi'nin, Cumhuriyet Tarihi'nin merkezlerinden biridir, Manisa.
Manisa, "çiftçi sınıfı"nın, 1920'lerdeki deyimle, merkezlerinden biridir.
Manisa, İzmir'i saklar, İzmir, ötede bir yerde, bir körfez'de saklanmış bir heyûla gibidir, Sipil Dağı'nın ötesi yok gibidir, Manisa'da.
Manisa'da, hiç kimse yok gibiydi, ben yürürken. ama, sonra, birileri geldiler, çevrelerinden geçtim, Celâl Bayar Üniversitesi'ne ulaştım. farklı kampüsleri vardır, Celâl Bayar Üniversitesi'nin. birinde, ahbâplarım vardı, Profesörler.
öğle yemeğimi, öğrencilerin yemek yediği yemekhanede yemiştim, sonra kampüs bahçesinde bir süre dinlenmiştim.
Manisa Tarihi açısından, Celâl Bayar Üniversitesi, yeni bir olgu, yeni bir kurum, ama, Manisa'yı çok değiştirdiği izleniyor.
Manisa'da yürürken, yalnızlığımı da hissetmiştim.
SİNAN ÖNER
Monday, August 3, 2009
Edirne'de Yürürken (24)
Edirne'de Yürürken
Edirne'de askerliğimi yapmıştım!
Edirne'de çok yürümüştüm, askerliğim sırasında. ama, şehrin tüm caddelerini, hâlâ görmedim.
Selimiye Câmii, Mimar Sinan'ın ustalık eserlerinden biridir, yürüyüşlerim, Selimiye Câmii'nden başlardı. yaz aylarında, sonra da bir kış mevsimi, Edirne'de yaşadım. Edirne'li yazar Çetin Altan'ın Edirne sokaklarını betimlerkenki heyecânlarını, Edirne yürüyüşlerimde hissetmiştim.
Edirne'nin bazı sokakları çok eskidir, Edirne, Osmanlı Devleti'nin başkentlerinden biriydi, çoğu eser, Osmanlı eseridir.
Edirne Müzesi, Selimiye Câmii'nin çevresinde idi. bazı kalıntılar, taşlar, heykeller, hâlâ Müze'nin bahçesinde, ziyâretçilerini kabûl ediyor.
Edirne Halkı, demokrat bir halk, Atatürk'ün eserlerine sadakâtli bir halk, seçmenlerin çoğu CHP'lidir.
Edirne'de, sanayî vardır, tarih vardır, tarım vardır, askerî teşkilât vardır, gümrük vardır.
Edirne, Kolordu Komutanlığı Merkezi'nin yeraldığı şehirdir. tüm Trakya askerî birliklerini yöneten merkez, Edirne'deki Kolordu Komutanlığı'dır.
Edirne, Kapıkule Gümrüğü'nün olduğu merkezdir, Avrupa şehirlerine, demiryolları, karayolları, Edirne'den geçmektedir. Bulgaristan sınırı, Edirne'nin çevresindedir.
Edirne'de, askerî kışlada, aylarca kalmıştım!
Irak Krizi sırasında, askerlik ödevlerimi yapmış, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin Irak Savaşı'nda doğru bir politika izlemesine katkılar yapmıştım.
Edirne, geçmişte de, savaşlar sırasında, politika merkezlerinden biriydi. Osmanlı'nın son yıllarında, Edirne, İttihât ve Terâkkî Fırkası'nın "askerî politika" yaptığı bir merkezdi. bir sürü büyük komutan, Edirne'de mutlaka çalışmışlardır, Atatürk, Cumhuriyet yıllarında, Edirne'yi askerî merkez olarak korumuştur.
Edirne'de, ben yürürken, subaylar, öteki askerler de yürümüşlerdi, yurttaşların arasında, esnâflara müdâvimlik yaparlardı. "Edirne'den Irak'a gönderileceğiz, çöllerde öleceğiz" diye de, Edirne'de, çok konuları düşünmüş, çok okumuş, çok yazmıştım!
SİNAN ÖNER
Edirne'de askerliğimi yapmıştım!
Edirne'de çok yürümüştüm, askerliğim sırasında. ama, şehrin tüm caddelerini, hâlâ görmedim.
Selimiye Câmii, Mimar Sinan'ın ustalık eserlerinden biridir, yürüyüşlerim, Selimiye Câmii'nden başlardı. yaz aylarında, sonra da bir kış mevsimi, Edirne'de yaşadım. Edirne'li yazar Çetin Altan'ın Edirne sokaklarını betimlerkenki heyecânlarını, Edirne yürüyüşlerimde hissetmiştim.
Edirne'nin bazı sokakları çok eskidir, Edirne, Osmanlı Devleti'nin başkentlerinden biriydi, çoğu eser, Osmanlı eseridir.
Edirne Müzesi, Selimiye Câmii'nin çevresinde idi. bazı kalıntılar, taşlar, heykeller, hâlâ Müze'nin bahçesinde, ziyâretçilerini kabûl ediyor.
Edirne Halkı, demokrat bir halk, Atatürk'ün eserlerine sadakâtli bir halk, seçmenlerin çoğu CHP'lidir.
Edirne'de, sanayî vardır, tarih vardır, tarım vardır, askerî teşkilât vardır, gümrük vardır.
Edirne, Kolordu Komutanlığı Merkezi'nin yeraldığı şehirdir. tüm Trakya askerî birliklerini yöneten merkez, Edirne'deki Kolordu Komutanlığı'dır.
Edirne, Kapıkule Gümrüğü'nün olduğu merkezdir, Avrupa şehirlerine, demiryolları, karayolları, Edirne'den geçmektedir. Bulgaristan sınırı, Edirne'nin çevresindedir.
Edirne'de, askerî kışlada, aylarca kalmıştım!
Irak Krizi sırasında, askerlik ödevlerimi yapmış, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin Irak Savaşı'nda doğru bir politika izlemesine katkılar yapmıştım.
Edirne, geçmişte de, savaşlar sırasında, politika merkezlerinden biriydi. Osmanlı'nın son yıllarında, Edirne, İttihât ve Terâkkî Fırkası'nın "askerî politika" yaptığı bir merkezdi. bir sürü büyük komutan, Edirne'de mutlaka çalışmışlardır, Atatürk, Cumhuriyet yıllarında, Edirne'yi askerî merkez olarak korumuştur.
Edirne'de, ben yürürken, subaylar, öteki askerler de yürümüşlerdi, yurttaşların arasında, esnâflara müdâvimlik yaparlardı. "Edirne'den Irak'a gönderileceğiz, çöllerde öleceğiz" diye de, Edirne'de, çok konuları düşünmüş, çok okumuş, çok yazmıştım!
SİNAN ÖNER
Çanakkale'de Yürürken (23)
Çanakkale'de Yürürken
Çanakkale'ye, çeşitli defâlar uğramıştım.
bu defâ, 29 Mart Seçimleri öncesi uğradım, seçim gecesi'ni, Çanakkale'nin Eceabat şehrinde geçirdim. Çanakkale'yi tam istediğim gibi gezmedim elbette, ama, seçimlerin akşamı, Çanakkale'deki CHP Kutlamaları'nı izledim. sonra, feribot ile Eceabat'a geçtim.
Çanakkale'de yürürken, "gençliğim"de, Çanakkale'ye gelmediğime hayıflanmıştım.
Çanakkale'deki "şehitlikler"i, Tarihçi olduğum hâlde, ancak, son gezimde, biraz da öteden izledim, ama, tümüyle ziyâret etmiş de değilim, Çanakkale'ye bir türlü mesâi ayırmak mümkün olmadı.
Assos'u, Aristoteles'in yetiştiği yerleri de incelemeyemedim.
ama, Çanakkale Bodur'un sahiplerinden İbrahim Bodur ile, bir mesâi yapmıştık, 1999'da, İstanbul Sanayi Odası'nda bir tarih sergisi hazırlarken.
Çanakkale, kuşkusuz, bir sanayî, bir tarım, bir tarih merkezidir.
CHP'nin Çanakkale'de kazandığını görünce de, çok sevindim.
Eceabat, Gelibolu çevresini de gezdim, kıyılarda yürüyüp, geleceğe merâklandım.
dünya'nın Çanakkale'ye ilgi göstermesinin çok doğal olduğunu, Çanakkale'de yine anladım.
Atatürk de, gençliğinde, Çanakkale Savaşları'nda, komutanlık yapmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının temellerini, Çanakkale'de atmıştı.
Çanakkale'ye, bir daha gidip, bir süre kalmak, Tarihçiliğimin de bir koşulu.
SİNAN ÖNER
Çanakkale'ye, çeşitli defâlar uğramıştım.
bu defâ, 29 Mart Seçimleri öncesi uğradım, seçim gecesi'ni, Çanakkale'nin Eceabat şehrinde geçirdim. Çanakkale'yi tam istediğim gibi gezmedim elbette, ama, seçimlerin akşamı, Çanakkale'deki CHP Kutlamaları'nı izledim. sonra, feribot ile Eceabat'a geçtim.
Çanakkale'de yürürken, "gençliğim"de, Çanakkale'ye gelmediğime hayıflanmıştım.
Çanakkale'deki "şehitlikler"i, Tarihçi olduğum hâlde, ancak, son gezimde, biraz da öteden izledim, ama, tümüyle ziyâret etmiş de değilim, Çanakkale'ye bir türlü mesâi ayırmak mümkün olmadı.
Assos'u, Aristoteles'in yetiştiği yerleri de incelemeyemedim.
ama, Çanakkale Bodur'un sahiplerinden İbrahim Bodur ile, bir mesâi yapmıştık, 1999'da, İstanbul Sanayi Odası'nda bir tarih sergisi hazırlarken.
Çanakkale, kuşkusuz, bir sanayî, bir tarım, bir tarih merkezidir.
CHP'nin Çanakkale'de kazandığını görünce de, çok sevindim.
Eceabat, Gelibolu çevresini de gezdim, kıyılarda yürüyüp, geleceğe merâklandım.
dünya'nın Çanakkale'ye ilgi göstermesinin çok doğal olduğunu, Çanakkale'de yine anladım.
Atatürk de, gençliğinde, Çanakkale Savaşları'nda, komutanlık yapmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının temellerini, Çanakkale'de atmıştı.
Çanakkale'ye, bir daha gidip, bir süre kalmak, Tarihçiliğimin de bir koşulu.
SİNAN ÖNER
Kayseri'de Yürürken (22)
Kayseri'de Yürürken
Kayseri'de, çocukluğumun bir yılını yaşadım, 1975'lerde, Ecevit Hükümeti sırasında. Kayseri'nin Mimar Sinan Mahallesi'nde kalmıştık, ailemin memûriyeti nedeni ile.
Kayseri, Kapadokya'nın merkezidir.
Kayseri'ye, 29 Mart 2009 seçimleri öncesi, yine uğradım.
Talas'a yürüyüp, Talas'tan Kayseri'yi izledim.
sonra, Kayseri merkezinde, yıllardır özlediğim Kayseri Pastırması yedim, sonra da, Ağırnas'a, Gesi'ye uğradım, Senatör Niyazi Ağırnaslı'nın, Mimar Sinan'ın doğduğu yerleri gezdim.
Kayseri'nin Erciyes Dağı'nı da seyrettim.
Kayseri'de, bu defâ, çok yürümüştüm, Otogar'dan Adalet Sarayı'na kadar, kilometreler sürmüş bir yürüyüş.
Kayseri merkezinde yürümek, öteki şehirlerde yürümekten farklıdır.
Kayseri'nin Talas'tan seyredildiğindeki manzarası, zaten, Kayseri'nin Türkiye'nin en ilginç şehirlerinden biri olduğunu kanıtlar. Kayseri, bir sürü şehirden daha iyi şehirleşmiş, daha temiz, daha disiplinli bir şehirdir. sanayî şehridir, Kayseri, eğitim şehridir, ibâdet şehridir.
Kayseri, Selçuklu Devleti'nin başkentliğini yapmıştı, asırlar önce.
Roma Devleti'nin Anadolu'daki başkenti de, Kayseri idi.
bazı tarihsel eserler, Kayseri'de, hâlâ korunuyor, ziyâret ediliyor.
Kayseri'de yürürken, Tarihçiliğimi daha iyi yaşıyorum, ama, Kayseri'de, şiir de vardır, resim de, heykel de, Mimâri'nin ustalıkları da, Kayseri'de vardır.
Kayseri, Mimar Sinan'ın şehridir.
SİNAN ÖNER
Kayseri'de, çocukluğumun bir yılını yaşadım, 1975'lerde, Ecevit Hükümeti sırasında. Kayseri'nin Mimar Sinan Mahallesi'nde kalmıştık, ailemin memûriyeti nedeni ile.
Kayseri, Kapadokya'nın merkezidir.
Kayseri'ye, 29 Mart 2009 seçimleri öncesi, yine uğradım.
Talas'a yürüyüp, Talas'tan Kayseri'yi izledim.
sonra, Kayseri merkezinde, yıllardır özlediğim Kayseri Pastırması yedim, sonra da, Ağırnas'a, Gesi'ye uğradım, Senatör Niyazi Ağırnaslı'nın, Mimar Sinan'ın doğduğu yerleri gezdim.
Kayseri'nin Erciyes Dağı'nı da seyrettim.
Kayseri'de, bu defâ, çok yürümüştüm, Otogar'dan Adalet Sarayı'na kadar, kilometreler sürmüş bir yürüyüş.
Kayseri merkezinde yürümek, öteki şehirlerde yürümekten farklıdır.
Kayseri'nin Talas'tan seyredildiğindeki manzarası, zaten, Kayseri'nin Türkiye'nin en ilginç şehirlerinden biri olduğunu kanıtlar. Kayseri, bir sürü şehirden daha iyi şehirleşmiş, daha temiz, daha disiplinli bir şehirdir. sanayî şehridir, Kayseri, eğitim şehridir, ibâdet şehridir.
Kayseri, Selçuklu Devleti'nin başkentliğini yapmıştı, asırlar önce.
Roma Devleti'nin Anadolu'daki başkenti de, Kayseri idi.
bazı tarihsel eserler, Kayseri'de, hâlâ korunuyor, ziyâret ediliyor.
Kayseri'de yürürken, Tarihçiliğimi daha iyi yaşıyorum, ama, Kayseri'de, şiir de vardır, resim de, heykel de, Mimâri'nin ustalıkları da, Kayseri'de vardır.
Kayseri, Mimar Sinan'ın şehridir.
SİNAN ÖNER
Konya'da Yürürken (21)
Konya'da Yürürken
Konya'ya son yıllarda çok uğradım, "çok" derken, geçmişe göre, Konya'yı daha çok düşündüm sanırım. Konya'ya mutlaka uğramak istedim, Muğla'ya ya da Kapadokya'ya giderken.
Konya'da, Konya Selçuk Üniversitesi çevresinde yürümüştüm. "raylı sistem"e geçmiş Konya, bu çevrede, ulaşımı "hızlı tramvay" ile sağlıyor. Selçuk Üniversitesi, kampüs kalitesi açısından, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri. üniversite bahçesini de gezmiştim, bazı binâları inceledim.
Konya merkezinde yürümek de, büyük bir şans! tarihsel eserlerin arasında, insan, Konya'nın eski asırlarını hatırlıyor, Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya'da yaşamak, Konya'da yürümek, bir sürü açıdan insan'a iyi gelmekte, insan'ın zihin yapısında yeniliklere neden oluyor.
Konya'daki "Mevlâna Müzesi"ni de ziyâret ettim, ama, ancak bahçesini gezdim, Müze'nin içini gezmek mümkün olmadı. "Mesnevî"nin bazı bölümlerini okumuştum, usta Şâir Mevlâna Celâleddîn Rumî, şiirlerinde, okurlarını, Dante gibi, Tanrısal bir deneyim'e kavuşturuyor, dünya'yı eleştirirken, hayat mucîzesi'ni sevgi ile arındırıyor.
Konya'nın câmilerinin çevresinde yürümüştüm. çoğu, ya Selçuklu Dönemi'nden, ya da Osmanlı Dönemi'nden kalma câmiler.
Konya'nın Meram ilçesini de gezmiştim. Meram, Konya'yı öteki şehirlerden farklı kılan bir merkez. doğal, tarihsel özellikleri ile, Konya'nın büyük bir devletin başkenti olma niteliğini -tarihin büyük bir gücü!- Meram'da keşfediyor insan.
Konya, Selçuklu Devleti'nin güçlendiği bir dönemde, başkent idi. ama sonra, Moğol İstilâsı, Konya Sarayı'nda tahribât yaratıyor, Selçuklu Devleti içinde fesât yayılıyor, Alaâddîn Keykubât, bir suikâst sonucu ölüyor. bir süre sonra, Babalılar İsyânı başlıyor, Selçuklu Devleti, otoritesini de, liderliğini de, manevî temizliğini de yitiriyor, bazıları Moğol kuvvetlerine teslim olurken, bazıları da, Bizans'a sığınıyor. Babalılar, ayaklanmalarının bir aşamasında, Osmanlı Beyliği'ne, öteki Beylikler'e kuruculuk yapıyorlar.
Konya, esnâf teşkilâtları ile, Osmanlı Dönemi'nde tarihsel değerlerini korumuş bir şehir.
Konya'da yürürken, Atatürk'ün Konya'ya verdiği değeri de, hatırlar insan. Atatürk, Konya'da, Mevlevî Dergâhı'nda, duâ ederken, Mevlevîler, Atatürk'ü selâmlıyorlar.
asırlardır, Mevlevî Dergâhı, yaşıyor. kâh Selçuklular, kâh Moğollar, kâh Osmanlılar, kâh modern Atatürk Cumhuriyeti, Konya'yı destekliyor, koruyor, Konya'yı dünya'ya örnek bir şehir, dünya'nın merâklandığı bir şehir özellikleri ile beziyor.
Konya'da daha sonra da yürümeyi tasarlıyorum, ama, önce Mesnevî'yi, Selçuklu Tarihi'ni, daha iyi koşullarda okumalıyım. Konya, bir kitap şehridir, bir kütüphâne, bir medrese şehridir.
SİNAN ÖNER
Konya'ya son yıllarda çok uğradım, "çok" derken, geçmişe göre, Konya'yı daha çok düşündüm sanırım. Konya'ya mutlaka uğramak istedim, Muğla'ya ya da Kapadokya'ya giderken.
Konya'da, Konya Selçuk Üniversitesi çevresinde yürümüştüm. "raylı sistem"e geçmiş Konya, bu çevrede, ulaşımı "hızlı tramvay" ile sağlıyor. Selçuk Üniversitesi, kampüs kalitesi açısından, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri. üniversite bahçesini de gezmiştim, bazı binâları inceledim.
Konya merkezinde yürümek de, büyük bir şans! tarihsel eserlerin arasında, insan, Konya'nın eski asırlarını hatırlıyor, Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya'da yaşamak, Konya'da yürümek, bir sürü açıdan insan'a iyi gelmekte, insan'ın zihin yapısında yeniliklere neden oluyor.
Konya'daki "Mevlâna Müzesi"ni de ziyâret ettim, ama, ancak bahçesini gezdim, Müze'nin içini gezmek mümkün olmadı. "Mesnevî"nin bazı bölümlerini okumuştum, usta Şâir Mevlâna Celâleddîn Rumî, şiirlerinde, okurlarını, Dante gibi, Tanrısal bir deneyim'e kavuşturuyor, dünya'yı eleştirirken, hayat mucîzesi'ni sevgi ile arındırıyor.
Konya'nın câmilerinin çevresinde yürümüştüm. çoğu, ya Selçuklu Dönemi'nden, ya da Osmanlı Dönemi'nden kalma câmiler.
Konya'nın Meram ilçesini de gezmiştim. Meram, Konya'yı öteki şehirlerden farklı kılan bir merkez. doğal, tarihsel özellikleri ile, Konya'nın büyük bir devletin başkenti olma niteliğini -tarihin büyük bir gücü!- Meram'da keşfediyor insan.
Konya, Selçuklu Devleti'nin güçlendiği bir dönemde, başkent idi. ama sonra, Moğol İstilâsı, Konya Sarayı'nda tahribât yaratıyor, Selçuklu Devleti içinde fesât yayılıyor, Alaâddîn Keykubât, bir suikâst sonucu ölüyor. bir süre sonra, Babalılar İsyânı başlıyor, Selçuklu Devleti, otoritesini de, liderliğini de, manevî temizliğini de yitiriyor, bazıları Moğol kuvvetlerine teslim olurken, bazıları da, Bizans'a sığınıyor. Babalılar, ayaklanmalarının bir aşamasında, Osmanlı Beyliği'ne, öteki Beylikler'e kuruculuk yapıyorlar.
Konya, esnâf teşkilâtları ile, Osmanlı Dönemi'nde tarihsel değerlerini korumuş bir şehir.
Konya'da yürürken, Atatürk'ün Konya'ya verdiği değeri de, hatırlar insan. Atatürk, Konya'da, Mevlevî Dergâhı'nda, duâ ederken, Mevlevîler, Atatürk'ü selâmlıyorlar.
asırlardır, Mevlevî Dergâhı, yaşıyor. kâh Selçuklular, kâh Moğollar, kâh Osmanlılar, kâh modern Atatürk Cumhuriyeti, Konya'yı destekliyor, koruyor, Konya'yı dünya'ya örnek bir şehir, dünya'nın merâklandığı bir şehir özellikleri ile beziyor.
Konya'da daha sonra da yürümeyi tasarlıyorum, ama, önce Mesnevî'yi, Selçuklu Tarihi'ni, daha iyi koşullarda okumalıyım. Konya, bir kitap şehridir, bir kütüphâne, bir medrese şehridir.
SİNAN ÖNER
Sunday, August 2, 2009
Nevşehir'de Yürürken (20)
Nevşehir'de Yürürken
Nevşehir'de yürürken, Kapadokya'nın merkezinde olduğumu hissetmiştim! Ürgüp'te, Göreme'de, Avanos'ta, Hacıbektaş'ta yürümüştüm. Nevşehir'de yürürken, Selçuklu'nun, Osmanlı'nın büyük merkezlerinden biri olduğu hâlde, Nevşehir'in, şimdi, neden unutulmuş bir şehir olduğunu da sormuştum. hatta, yürürken bir kahvehane'de dinlenmiştim, dinlenirken, bir esnâf'a, "neden, Nevşehir'de bir üniversite yok?" diye sormuştum.
Nevşehir'in çevresi, Kapadokya'nın çeşitli şehirleri, köyleri, kasabaları, doğal ya da sonradan yapılmış yapıları.
Nevşehir'de yürürken, çevrede nelerin olduğunu seyrettim, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Câmii'ni görünce sevindim, câmii'nin karşısındaki Öğretmenevi bahçesinde dinlendim. burada, bazı notlar almıştım, Nevşehir'e geldiğimi belli eden notlar. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği iyi vezirlerden, sadrazâmlardan biriydi. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı andım, Öğretmenevi bahçesinde.
Nevşehir'in caddeleri, binâlarla çevrilmiş.
sokaklarına pek girmedim, Nevşehir'in, zaten, Nevşehir, konuklarına mesâfeli bir şehirdir.
Nevşehir'de, Nevşehir'in geleceğine merâklanmıştım.
Nevşehir Tarihi, Kapadokya Tarihi'nin bir bölümü idi, Kapadokya'nın bir anlamda başkentlerinden biridir, Nevşehir.
SİNAN ÖNER
Nevşehir'de yürürken, Kapadokya'nın merkezinde olduğumu hissetmiştim! Ürgüp'te, Göreme'de, Avanos'ta, Hacıbektaş'ta yürümüştüm. Nevşehir'de yürürken, Selçuklu'nun, Osmanlı'nın büyük merkezlerinden biri olduğu hâlde, Nevşehir'in, şimdi, neden unutulmuş bir şehir olduğunu da sormuştum. hatta, yürürken bir kahvehane'de dinlenmiştim, dinlenirken, bir esnâf'a, "neden, Nevşehir'de bir üniversite yok?" diye sormuştum.
Nevşehir'in çevresi, Kapadokya'nın çeşitli şehirleri, köyleri, kasabaları, doğal ya da sonradan yapılmış yapıları.
Nevşehir'de yürürken, çevrede nelerin olduğunu seyrettim, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Câmii'ni görünce sevindim, câmii'nin karşısındaki Öğretmenevi bahçesinde dinlendim. burada, bazı notlar almıştım, Nevşehir'e geldiğimi belli eden notlar. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği iyi vezirlerden, sadrazâmlardan biriydi. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı andım, Öğretmenevi bahçesinde.
Nevşehir'in caddeleri, binâlarla çevrilmiş.
sokaklarına pek girmedim, Nevşehir'in, zaten, Nevşehir, konuklarına mesâfeli bir şehirdir.
Nevşehir'de, Nevşehir'in geleceğine merâklanmıştım.
Nevşehir Tarihi, Kapadokya Tarihi'nin bir bölümü idi, Kapadokya'nın bir anlamda başkentlerinden biridir, Nevşehir.
SİNAN ÖNER
Antalya'da Yürürken (19)
Antalya'da Yürürken
Antalya'ya, 1999'daki Marmara Depremi sonrası çok uğramıştım!
daha önce de, uğradım Antalya'ya, 1987'lerde, Antalya'ya, Fethiye'ye, Muğla'ya giderdim.
Antalya'da çok yürüyüş yaptım.
Kaleiçi, Konyaaltı, Lara çevresinde yürümek, Beydağları'nı izlemek, temiz sokaklardan, caddelerden geçmek, ağaçların arasında, tarih'i düşünmek, Antalya'nın geçmişinde gizlenmiş özelliklerini hatırlamak.
Antalya, bir tarih merkezi, bir siyaset merkezi, bir turizm merkezi, bir doğal zenginlik merkezi.
Antalya, insan'ın tarihi ile kavuştuğu merkezlerden biridir.
Antalya'da, şiir yazmadım, deneme de, roman da yazmadım. yalnızca, yürüyüp, izledim şehrin çevresini.
Kaleiçi'ndeki tarihsel eserlerin çevresinde kaldım, kahvaltılarımı Kaleiçi'nin bahçelerinde yaptım. Kaleiçi'ndeki teknelerin arasından geçtim, iskeledeki balıkçı teknelerini inceledim. Kaleiçi'nin Antalya'ya neler kattığını da sordum.
Lara, biraz daha ötede, kıyıda, Beydağları'nı öteden seyreden bir yer.
Lara'dan Konyaaltı'nı izlerken, Beydağları'nda kalmadığıma hayıflandım.
Antalya'daki yürüyüşlerimde, Selçuklu Devleti'nin eserleri beni hiç terk etmez, Alaâddin Keykubât'ın Antalya'ya verdiği değeri hatırlamadan geçip gitmek mümkün değildir.
Antalya'nın komşu illerine de uğrarım. Isparta, Muğla, Mersin, Karaman, Konya, çoğunda yürümüştüm. ama, Antalya'nın insan'da yarattığı izlenimler, öteki kıyı şehirlerinde yoktur, farkları algılamak da, tarihçilerin yeteneğidir, ödevidir.
SİNAN ÖNER
Antalya'ya, 1999'daki Marmara Depremi sonrası çok uğramıştım!
daha önce de, uğradım Antalya'ya, 1987'lerde, Antalya'ya, Fethiye'ye, Muğla'ya giderdim.
Antalya'da çok yürüyüş yaptım.
Kaleiçi, Konyaaltı, Lara çevresinde yürümek, Beydağları'nı izlemek, temiz sokaklardan, caddelerden geçmek, ağaçların arasında, tarih'i düşünmek, Antalya'nın geçmişinde gizlenmiş özelliklerini hatırlamak.
Antalya, bir tarih merkezi, bir siyaset merkezi, bir turizm merkezi, bir doğal zenginlik merkezi.
Antalya, insan'ın tarihi ile kavuştuğu merkezlerden biridir.
Antalya'da, şiir yazmadım, deneme de, roman da yazmadım. yalnızca, yürüyüp, izledim şehrin çevresini.
Kaleiçi'ndeki tarihsel eserlerin çevresinde kaldım, kahvaltılarımı Kaleiçi'nin bahçelerinde yaptım. Kaleiçi'ndeki teknelerin arasından geçtim, iskeledeki balıkçı teknelerini inceledim. Kaleiçi'nin Antalya'ya neler kattığını da sordum.
Lara, biraz daha ötede, kıyıda, Beydağları'nı öteden seyreden bir yer.
Lara'dan Konyaaltı'nı izlerken, Beydağları'nda kalmadığıma hayıflandım.
Antalya'daki yürüyüşlerimde, Selçuklu Devleti'nin eserleri beni hiç terk etmez, Alaâddin Keykubât'ın Antalya'ya verdiği değeri hatırlamadan geçip gitmek mümkün değildir.
Antalya'nın komşu illerine de uğrarım. Isparta, Muğla, Mersin, Karaman, Konya, çoğunda yürümüştüm. ama, Antalya'nın insan'da yarattığı izlenimler, öteki kıyı şehirlerinde yoktur, farkları algılamak da, tarihçilerin yeteneğidir, ödevidir.
SİNAN ÖNER
Saturday, August 1, 2009
Karabük'te Yürürken (18)
Karabük'te Yürürken
Karabük, Zonguldak'a bağlı bir ilçeyken, bir yasa ile il yapılmıştı.
Karabük'e, 2000'lerde uğradım. Karabük Demir Çelik Fabrikası'nın çevresinde yürümüştüm. fabrika, insanı korkutuyor, fabrikanın büyüklüğü, islenmiş duvarları, makinelerin yaydığı hastalıklı his, Karabük'te yürürken, beni de korkutmuş idi.
Karabük'ün Safranbolu'ya giden yolu, yürümek isteyenlere çok iyi bir yol. Karabük şehir merkezinde yürürken, bir an önce Safranbolu'ya doğru yürümek istiyor insan.
Karabük, fabrika'ya bağlanmış bir hayat yaşıyor.
Türkiye'de, çok az benzeri vardır Karabük'ün. İskenderun, Kırıkkale, Zonguldak Ereğli, Divriği, geçmişte Silifke, İzmit, Tarsus, Nazilli, fabrikalara bağlanmış hayat yaşamışlardı.
Karabük'te binlerce fabrika işçisi varmış! son yıllarda azaldı mı, bilmiyorum.
Zonguldak Ereğli ile Karabük arasında bir üretim sistemi vardı. Ereğli Demir Çelik, de Ereğli'yi bir işçi şehri yapmıştı.
Karabük Halkı, nasıl yaşıyor, çalışmak dışında? yürürken merâklanıyorum. ama, yanıtı hemen bulmak güç. köylere dağılmış binlerce insan!
biraz ötedeki Zonguldak Madenleri'ne, yazık ki, hiç uğramadım. Zonguldak'taki Taş Kömürü Ocakları'nı hiç görmedim, ama, 1990'lardaki Zonguldak İşçi Hareketleri'ni unutmadım, Türk-İş liderliğinde yapılan yürüyüşleri hatırlarım.
Karabük, genç bir şehir. yürürken, Karabük'te, daha uzun yıllar bir hayat yaşanacağını hissediyorum.
Safranbolu, tarihsel bir şehir. Safranbolu'da Japon misafirlerimi ağırlamıştım. Safranbolu Evleri'nden birinde konaklamıştık. Hatice Hanım Konağı, Safranbolu'nun sempâtik, tarihsel bir konağı. Safranbolu Halkı'nın eserlerini incelemiştik, tarihsel şehrin hatıralarını keşfetmiştik.
Karabük'e bir daha ne zaman giderim, Safranbolu'da kalır mıyım?
yürürken, sormuştum!
SİNAN ÖNER
Karabük, Zonguldak'a bağlı bir ilçeyken, bir yasa ile il yapılmıştı.
Karabük'e, 2000'lerde uğradım. Karabük Demir Çelik Fabrikası'nın çevresinde yürümüştüm. fabrika, insanı korkutuyor, fabrikanın büyüklüğü, islenmiş duvarları, makinelerin yaydığı hastalıklı his, Karabük'te yürürken, beni de korkutmuş idi.
Karabük'ün Safranbolu'ya giden yolu, yürümek isteyenlere çok iyi bir yol. Karabük şehir merkezinde yürürken, bir an önce Safranbolu'ya doğru yürümek istiyor insan.
Karabük, fabrika'ya bağlanmış bir hayat yaşıyor.
Türkiye'de, çok az benzeri vardır Karabük'ün. İskenderun, Kırıkkale, Zonguldak Ereğli, Divriği, geçmişte Silifke, İzmit, Tarsus, Nazilli, fabrikalara bağlanmış hayat yaşamışlardı.
Karabük'te binlerce fabrika işçisi varmış! son yıllarda azaldı mı, bilmiyorum.
Zonguldak Ereğli ile Karabük arasında bir üretim sistemi vardı. Ereğli Demir Çelik, de Ereğli'yi bir işçi şehri yapmıştı.
Karabük Halkı, nasıl yaşıyor, çalışmak dışında? yürürken merâklanıyorum. ama, yanıtı hemen bulmak güç. köylere dağılmış binlerce insan!
biraz ötedeki Zonguldak Madenleri'ne, yazık ki, hiç uğramadım. Zonguldak'taki Taş Kömürü Ocakları'nı hiç görmedim, ama, 1990'lardaki Zonguldak İşçi Hareketleri'ni unutmadım, Türk-İş liderliğinde yapılan yürüyüşleri hatırlarım.
Karabük, genç bir şehir. yürürken, Karabük'te, daha uzun yıllar bir hayat yaşanacağını hissediyorum.
Safranbolu, tarihsel bir şehir. Safranbolu'da Japon misafirlerimi ağırlamıştım. Safranbolu Evleri'nden birinde konaklamıştık. Hatice Hanım Konağı, Safranbolu'nun sempâtik, tarihsel bir konağı. Safranbolu Halkı'nın eserlerini incelemiştik, tarihsel şehrin hatıralarını keşfetmiştik.
Karabük'e bir daha ne zaman giderim, Safranbolu'da kalır mıyım?
yürürken, sormuştum!
SİNAN ÖNER
Bolu'da Yürürken (17)
Bolu'da Yürürken
Bolu'da yürürken, Bolu Dağı'nı seyretmiştim!
Bolu Dağı'ndan, binlerce kez geçtim sanırım.
Bolu'ya, 2009'da yine uğradım. ilk kez, şehrin merkezinde yürüyüşler yaptım, parklarında oturdum, bahçelerini izledim, sokaklarında gezindim.
Bolu, Bolu Dağı'nın çevrelediği bir şehir.
Bolu'daki müzelerin biri de, Ressâm Mehmet Yücetürk anısına yapılmış müze. Mehmet Yücetürk, aynı zamanda, Bolu Kız Öğretmen Okulu'nda resim öğretmenliği de yapmış, usta bir Ressâm'dır.
Bolu'nun sokaklarını geçerken, insan büyüleniyor. Şâir Osman Bolulu'nun neden şâir olduğunu, Bolu'da yürürken kavradım. Bolu Dağı'nda şâir olmuş biri de, Köroğlu idi!
Bolu sokakları, caddeleri, gürültüden uzak, hiç bir kötülük çağrıştırmayan, ama, büyüsel birtakım deneyimlerin veyâ doğal bazı büyülerin olduğu izlenimi ile insanı düşündüren sokaklar, caddeler.
Bolu'da yaşamak, Bolu'nun çevresinde keşifler yapmak, Bolu'nun tarihindeki farkları keşfetmek, Bolu'nun geleceğinde neler olacağını hissetmek.
Bolu'da yürürken, Bolulular'ın ötekilerden farklarını keşfetmek mümkün.
"ötekiler", öteki şehirlerdekiler.
ama, Bolu'da yürürken, Bolu dışındaki herkes, "öteki şehirlerdekiler" hâline geliyor. Bolu'dayken, öteki yerleri insan unutuyor! Bolu'dayken, daha uzaklardaki ötekileri hatırlamak da mümkün. Bolu'da, Adapazarı'nı, komşu şehri unutuyor insan, ama, daha ötelerdeki şehirleri, dağların çevrelediği mütevâzi şehirleri hatırlıyor ya da soruyor.
Bolu merkezi, bir sürü açıdan, iyi.
Bolu'ya uğrayıp, Bolu'da yürüdüğüme çok sevinmiştim.
SİNAN ÖNER
Bolu'da yürürken, Bolu Dağı'nı seyretmiştim!
Bolu Dağı'ndan, binlerce kez geçtim sanırım.
Bolu'ya, 2009'da yine uğradım. ilk kez, şehrin merkezinde yürüyüşler yaptım, parklarında oturdum, bahçelerini izledim, sokaklarında gezindim.
Bolu, Bolu Dağı'nın çevrelediği bir şehir.
Bolu'daki müzelerin biri de, Ressâm Mehmet Yücetürk anısına yapılmış müze. Mehmet Yücetürk, aynı zamanda, Bolu Kız Öğretmen Okulu'nda resim öğretmenliği de yapmış, usta bir Ressâm'dır.
Bolu'nun sokaklarını geçerken, insan büyüleniyor. Şâir Osman Bolulu'nun neden şâir olduğunu, Bolu'da yürürken kavradım. Bolu Dağı'nda şâir olmuş biri de, Köroğlu idi!
Bolu sokakları, caddeleri, gürültüden uzak, hiç bir kötülük çağrıştırmayan, ama, büyüsel birtakım deneyimlerin veyâ doğal bazı büyülerin olduğu izlenimi ile insanı düşündüren sokaklar, caddeler.
Bolu'da yaşamak, Bolu'nun çevresinde keşifler yapmak, Bolu'nun tarihindeki farkları keşfetmek, Bolu'nun geleceğinde neler olacağını hissetmek.
Bolu'da yürürken, Bolulular'ın ötekilerden farklarını keşfetmek mümkün.
"ötekiler", öteki şehirlerdekiler.
ama, Bolu'da yürürken, Bolu dışındaki herkes, "öteki şehirlerdekiler" hâline geliyor. Bolu'dayken, öteki yerleri insan unutuyor! Bolu'dayken, daha uzaklardaki ötekileri hatırlamak da mümkün. Bolu'da, Adapazarı'nı, komşu şehri unutuyor insan, ama, daha ötelerdeki şehirleri, dağların çevrelediği mütevâzi şehirleri hatırlıyor ya da soruyor.
Bolu merkezi, bir sürü açıdan, iyi.
Bolu'ya uğrayıp, Bolu'da yürüdüğüme çok sevinmiştim.
SİNAN ÖNER
Subscribe to:
Posts (Atom)