Saturday, August 28, 2010

İstanbul'da Yürürken (35)

İstanbul'da yürümek, 1985'den beri başlıca faâliyetlerimden biridir, tam 25 Yıl yürüdüm İstanbul'da!
hangi semtlerinde, hangi caddelerinde yürüdüm İstanbul'un?
ilk geldiğim yıl, Eyüp Sultan'dan Sirkeci'ye, Sirkeci'den Beyazıt'a, Laleli'ye, Aksaray'a yürümek, bir alışkanlığım olmuş idi, 1985 yaz aylarında. sonra, Yenikapı'dan, Langa'dan Kumkapı'ya, Kumkapı'dan Sirkeci'ye, Sirkeci'den Karaköy'e, Tünel'e, Beyoğlu'na, Şişli'ye yürümek, normal bir iş idi bana!
Kadıköy'de, Moda'ya, Moda'dan Kalamış'a, Caddebostan'a, Bostancı'ya yürürdüm. Bostancı'dan, Bağdat Caddesi'nden Erenköy'e, Göztepe'ye, Söğütlüçeşme'ye yürürdüm.
1985 yaz aylarım, İstanbul'da yürümekle geçmişti.
Boğaziçi Üniversitesi'nden Rumelihisarı'na, Bebek'e, Arnavutköy'e, Ortaköy'e, Beşiktaş'a, Kabataş'a yürümek de, alışkanlığımdı.
lise yıllarımda, İstanbul'da çok yaşamıştım!
yıllarca yürüdüm İstanbul'da.
üniversite'yi, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okumuştum, 1990'da başlamıştım üniversite'ye. Boğaziçi Üniversitesi Yurtları'nda üç buçuk yıl yaşadım, Hisarüstü'nde, sonra da, Kuzey Kampüs'teki yurt odalarında kaldım. Hisarüstü Yurdu'nda kalırken, Aşiyan'a, Rumelihisarı'na yürürdüm. Boğaz'ı izlemek, zevklerim arasında idi.
hafta sonları Yalova'ya giderdim üniversite'deyken, Yalova'daki yürüyüşlerim de kuşkusuz ilginç idi, sabahları, akşamları, hatta geceleri yürürdüm Yalova'da.
İstanbul'daki yürüyüşlerimde, Kartal ile Pendik arasında yaptığım yürüyüşleri de hatırlamalıyım.
yine, Yenikapı, Samatya, Yedikule arasındaki Marmara Yürüyüşlerimi mutlaka anmalıyım, eski İstanbul'dan sahneleri izlerdim yürüyüşlerimde.
Beyazıt, Kapalıçarşı, Nuruosmaniye, Cağaloğlu yürüyüşlerim de yıllarca sürmüş idi!
1985'de, 1986'da, 1987'de, 1988'de, liseli yıllarımda, yıllarca yürüdüm İstanbul'da.
herkes yaşıyor idi.
Cemal Süreyâ, Haldun Taner, Edip Cansever, Macit Gökberk, Aziz Nesin, Erdal İnönü, Onat Kutlar, Tarık Buğra, Halim Şefik Güzelson, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Ergun Balcı, Melih Cevdet Anday, Nadir Nadi, Berin Nadi, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Ömer Kavur, Kemal Sunal, Sümeyra Çakır, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Abdullah Baştürk, Ece Ayhan, İsmet Kemal Karadayı, Necati Cumalı, Mehmed Kemal, Mustafa Ekmekçi, Örsan Öymen, Aydın Emeç, Çetin Emeç, İsmail Cem, Bülent Ecevit, Aydın Güven Gürkan, Ali Koçman, Vehbi Koç, Ruhi Su, hemen çoğu yaşıyorlardı, yürüyüşlerimde çoğu vardı sanki, yazdıkları ile, söyledikleri ile, yönettikleri kurumlar ile yaşıyorlar, yürüyüşlerimde beni yalnız bırakmıyorlardı.
İstanbul'da yürüyüş yaptığım semtler az değildir!
Okmeydanı, Çağlayan, Şişli, Mecidiyeköy, Zincirlikuyu arasında çok yürümüştüm.
yine, Taksim, Elmadağ, Harbiye, Pangaltı, Osmanbey, Nişantaşı, Teşvikiye, Maçka arasında çok yürüdüğümü hatırlarım.
elbette, gençtim, pek de yorulmazdım yürürken, yemeklerimi restoranlarda yerdim, yürürken, ya ayran, ya su, ya çay ya da meyva suyu içerdim. 
İstanbul'u, taksilerle, dolmuşlarla, otobüslerle, vapurlarla çok gezmiştim, ama yürüyüşlerimi yazmak bir ödevdir, 1985'den bugüne, tam 25 Yıl yürüdüm İstanbul'da!
SİNAN ÖNER

Thursday, August 27, 2009

Tiflis'de Yürürken (34)

Tiflis'de Yürürken
Batum'dan Tiflis'e akşam treni ile geçiyorum.
hiç görmediğim manzaralar arasından, tren ilerliyor, büyük vagonda, herkes Tiflis'e gidiyor olma sevinci içinde, ya dinleniyor, ya sohbet ediyor.
sonra uyumuşum, bütün gün Batum'da yürümek, çevreyi incelemek, bira içmek, biraz da Batum'a ilk kez gelmiş olma kederi ile Karadeniz'i izlemek, yormuş olmalıydı, uyumuşum gece.
uyandığımda, Tiflis'e gelmekteydik, çevreyi izledim yine.
Tiflis, ilk kez geldiğim için belki, etkiledi beni. istasyon'da inerken, nasıl bir şehre geldiğimi bilmiyordum. biraz gezindim çevrede, pazar kurulmuş, kalabalıktı caddeler. halk, Tiflis'in istasyon çevresine dağılmış, sabah'ı sabah ediyor, kurduğu pazarın getireceklerini de düşünmekteydi. Tiflis'in istasyon çevresinde bir süre gezindim, sonra metro'yu keşfettim. Tiflis Metrosu'nun nasıl da garip bir derinliği olduğunu anlatmak mümkün değildir. metro'dan biletimi aldım, yürüyen merdivenle aşağıya, çok aşağıya indim.
Tiflis'in neresi nerede idi, hangi metro istasyonu'nda inmeliydim?
ilk kez geldiğim için, sezgilerime, rastlantı'ya, deneme'ye yönelmiştim. Tavisuplebis Meydânı İstasyonu'nu seçtim. istasyon'da inince, çevrede çok az insanın olduğunu görüp, Tavisuplebis Meydânı'nda yürümeye başladım.
Tavisuplebis, beni hemen etkiledi!
meydânın merkezinde, çok yüksek bir sütûnun tepesinde, bir at üstünde bir adam vardı. çevrede, tarihsel binâlar vardı, merkez, bir park hâline getirilmişti, ileride, yükseklerde heykeller, hiç bir zaman erişilemeyecek anıtlar vardı.
caddeleri geçtim, yokuş aşağı yürüyüp, Tiflis'in içinden geçen bir nehre vardım, nehrin kıyısında bir süre dinlendim. Paris'in Seine Nehri'ni filmlerde, kitaplarda incelemiştim, Seine'i bana hatırlatmaktaydı Tiflis'in içinden geçen nehir.
sonra, çevredeki müzelerden birinin bahçesinde dinlendim.
Tiflis Metrosu'na tekrâr indim, istasyon'un olduğu çevreye gittim yeniden. pazar iyice kalabalıktı. sokaklarda gezindim. Tiflis İstasyonu'nunda, Batum'a giden öğle treninde bilet aldım. bu defâ, uyumayacaktım, Batum'a kadar çevreyi izleyecektim.
Tiflis yürüyüşüm, kısa sürmüş, ama, Tiflis'in bazı özelliklerini anlamakta bana yardımcı olmuş idi. Tiflis Halkı'nın da, beni etkilediğini yazmalıyım. Tiflis'in tarihsel özelliklerini, tümüyle anlamak, zaten, kısa bir gezi ile mümkün değildi. Batum Treni'ndeki yolculuğum, çok iyi bir yolculuk idi.
SİNAN ÖNER

Tuesday, August 25, 2009

Batum'da Yürürken (33)

Batum'da Yürürken
Batum merkezinde, ilk kez yürümüştüm.
çevredeki binâlar, esnaflar, bir süre sonra, tarihsel binâlara bıraktı yerini.
kıyıda yürümüştüm önce, Batum'da.
sabah sabah, kıyıda bir restoranda, Karadeniz'i izleyip, Alman Birası Löwenbrau içtim, balık yedim. çevrede, Adjara Özerk Cumhuriyeti'nin devlet binâları vardı, hükümet binâsını, Anayasa Mahkemesi binâsını, bazı başka devlet binâlarını izledim, geçerken.
kıyıdaki restoranda, çok oturdum sanırım, Batumlular'ın restoran'a ilgi gösterdiğini görünce sevindim.
bir süre sonra kalktım, yürümeye başladım.
Tiflis'e aldığım tren bileti de, akşama kadar vaktim olduğunu bana işâret etmekteydi.
Batum'un kıyılarını, tren istasyonu'nun olduğu semt'e kadar yürümeye karar vermiştim.
Batum Limanı'na varmadan önce, kıyıdaki sempâtik bir kafe'ye geçtim, kafe'nin bahçesinde oturdum, bir nescafe söyledim. Karadeniz'i izledim bahçede, Batum'da.
sonra, bir süre geçince, yürümeye devâm edip, Batum Limanı'nı geçtim, Batum'un tepelerini izledim. Batum kıyısında, çiçeklerin arasına bir yere, yaptığım bir resmi, defterden aldım, bıraktım, Batum'a bir hatıra. sonra, iyice yürümüşüm!
bir yerde, bir restoran'a oturdum yine.
Karadeniz'i izledim bahçede, Batum Kebabı, Coca Cola söyledim. bir süre dinlendim ağaçların arasındaki restoran'da.
istasyon'a geldiğimde, daha vaktim kalmıştı. çevredeki restoranlardan birine gidip, bira içtim, restoran sahibi, yaptığı yemeği getirdi, biraz daha yemek yedim, Batum'un hatırına!
Tiflis Treni'ne bindiğimde, gece olmaktaydı, biraz çevreyi seyrettikten sonra, uyumuştum, sabah uyandığımda, Tiflis'e gelmekteydik.
SİNAN ÖNER

Hopa'da Yürürken (32)

Hopa'da Yürürken
Hopa'ya gece gelmiştim!
Hopa'da yürürken, geçmiş'i düşünmek doğaldır. Türkiye'nin Doğu Karadeniz'inin son yerleşim alanındaydım, Hopa'da. üstelik, Hopa, tarihsel bir şehirdir. Hopa, Karadeniz'in çok önemli bir yerinde kurulmuş bir şehirdir.
Hopa'daki yürüyüşüm pek uzun sürmedi ama, çok memnûn kaldım.
Hopa'dan Sarp Sınır Kapısı'na minibüsle geçtim. Sarp'ta, resmî işlemlerimi yapıp, Batum'a geçtim. Batum merkezine bir araba ile geçmek zorunda kaldım, yürümek mümkün değildi.
Batum'a, Hopa'dan geçmek, ayrıca ilginç bir deneyimdir.
SİNAN ÖNER

Erzurum'da Yürürken (31)

Erzurum'da Yürürken
Erzurum'a ilk kez gelmiştim!
Erzurum Kongresi'ni, Atatürk'ün "Nutuk"unda, öteki kaynak belgelerde okumuştum.
şimdi, Erzurum'daydım, yürüyordum.
Erzurum caddelerini tırmanırken, şehrin temiz olduğunu fark edince çok sevindim. Atatürk Üniversitesi'nin önünden geçtim, caddelerde yürürken, tepeleri izledim. Erzurum'un çevresinde küçük ormanlar vardı, serinlemiş bir atmosferde, Erzurum 9. Kolordu Komutanlığı'nın, Erzurum Öğretmenevi'nin önünden geçtim. meydândaki Atatürk Anıtı'nı izledim.
Erzurum'un birbirini kesen caddelerinden birinde sakallarımı kestirdim.
bir süre daha, Erzurum'daki ilk ziyâretimin anlamlarını keşfettim.
akşam, Erzurum'dan Artvin'e, Hopa'ya doğru otobüse bindim.
Erzurum'daki ilk yürüyüşüm, şehrin merkezinde, pek kalabalık olmayan bir günde, bir keşif gezisi idi.
Erzurum'a gelirken, yolda rastladığım şehirleri, kasabaları, köyleri de anlatmalıyım.
SİNAN ÖNER

Sunday, August 9, 2009

Silifke'de Yürürken (30)

Silifke'de Yürürken
Silifke, Mersin'in bir ilçesi, ama, Mersin'e saatlerce uzakta, Toros Dağları'nın çevresinde, Göksu Nehri'nin geçtiği, Taşucu, Anamur gibi komşu ilçeleri ile farklı bir şehir. Frederick Barbarossa'nın, Selevkiler'in savaş alanlarından biriydi Silifke, uzun süre de, Selevkiler yönetmiş Silifke'yi.
Silifke'de çok yürümüştüm!
daha çocukken, Silifke Kalesi'ne tırmanmıştım, Silifke Kalesi, Toros Dağları'nı, Silifke'yi tepeden seyreden bir yerde kurulmuş. Göksu Nehri'nin akışını da -coşkun akar Göksu!- Silifke Kalesi'nden seyrederiz.
Silifke'deki yürüyüşlerim, çocukken, şehrin sokaklarında yaşadığım edebî hisleri de içermekteydi, şiir, Silifke'de vardır, öykü vardır, hatta biraz daha aşırı düşünülürse, roman da yazılır, Silifke'de.
Silifke, gücünden hiç yitirmedi, yıllar süresince. geçen yıllarda, Silifke'ye çok uğradım, Silifke sokaklarından geçtim. Göksu Nehri, yine coşkun akmaktaydı, çevresinde dinlendim, hatta, Silifke'de yaşamış atalarımızı hatırlayıp ağlasam mı, diye de sordum. Silifke, atalarımızın sürekli uğradığı, sürekli görüp gezmek istedikleri bir şehirdi. Göksu Nehri'ni seyrederken, bu geçmiş'i hatırlamak doğaldı.
Silifke, Atatürkçü, sosyal demokrat, çevreci bir halk'ın şehridir. halk, Silifke'de, temizdir, hassastır, içtendir, düşüncelidir, doğal koşullara yönelik bir hassasiyet taşır.
Silifke'de yürürken, Silifke Halkı'nın da, köylerde, Silifke çevresinde yaşayan Silifke Halkı'nın da, beni iyileştirici, tedâvi edici bir ruhsal koşul içinde yaşadıklarını hissetmiştim. Mersin'in yalnızlıklarından, gerginliklerinden, yanılgılarından uzaklaşıp Silifke'ye gelmek, insan'ı tedâvi ediyor, insan'a hakikâtleri, doğal koşulları, insanca yetenekleri hatırlatıyor.
Silifke'de yürürken, Silifke'nin endüstri ile, tarım ile, kıyı balıkçılığı ile, okullaşmış nüfûsu ile, tüm hayat koşullarının farkında idim. Silifke, Selevkiler'in neden merkezi olmuştur, anlıyordum, Silifke'de yürürken. Silifke, hâlâ, bir tarih merkezi olarak, yaşıyor, daha uzun asırlar, Silifke'nin dünya'ya bir anlam vereceğini de biliyorum.
SİNAN ÖNER

Thursday, August 6, 2009

Tarsus'ta Yürürken (29)

Tarsus'ta Yürürken
Tarsus, Mersin'in ilçesi, ama, yüzbinlerce kişinin yaşadığı bir şehir. Tarsus'ta, çok yürümüştüm!
hatta, çocukluğumda, tüm Tarsus'un çevresinde yürürken, Tarsus'un tarihsel, doğal özelliklerini de, iyice öğrenmiştim. kâh bir meyva bahçesinin, kâh bir pamuk tarlasının, kâh bir baraj gölü'nün, kâh bir şelâle'nin, kâh bir çam parkı'nın, kâh bir ırmak kıyısının, kâh eski bir Roma kalıntısı yapı'nın, kâh bir Ermeni yapısı'nın, kâh Atatürk'ün yaptırdığı bir okul binâsı'nın çevresinde, yürüdükçe yürümekteydim.
1979'larda, okumayı, yazmayı, Tarsus'ta öğrenmiştim, artık dünya edebiyatı'ndan örnek kitaplar okuyordum. "Sefiller"i, "Romeo ve Juliet"i, "Nutuk"u, "Ana"yı, "Macera"yı, "Baba"yı, "Anadolu Masalları"nı, Samed Behrengi'nin kitaplarını, Tarsus'ta, ilkokul yıllarımda okumuştum. basın'ı izlemeyi de, ilkokul yıllarımda, Tarsus'ta öğrenmiştim, "Cumhuriyet"i, "Aydınlık"ı, "Politika"yı, "Demokrat"ı, "Tercüman"ı, "Milliyet"i, "Son Havadis"i, ilkokul yıllarımda okurdum.
Tarsus, bir "kültür", bir "tarih", bir "endüstri", bir "tarım" şehri idi!
Tarsus'ta yürümek, Paris'de, ya da bir Latin Amerika şehrinde yürümek gibiydi herhâlde. sonradan, Frunze'nin de Tarsus'a benzediğini keşfetmiştim. Mareşal Frunze, 1920'lerde, Atatürk'ün misafiri olarak, aylarca, cephelerin olduğu şehirlerde kalmıştı, Türkiye'de. Tarsus'a da geldi mi, bilmiyorum, herhâlde gelmiş, çevre illere uğradığını hatırlıyorum.
Tarsus'a gelmiş biri de, 1940'larda, Yazar Sabahattin Âli, bir hafta kalmış Tarsus'ta!
Atatürk, Tarsus'a çok gelmiş, Millî Kurtuluş Savaşı yıllarında, Tarsus'ta, fabrikatör Rasim Dokur'a, Sadık Eliyeşil'e -aile dostumuz!- misafir olmuş, Eliyeşil'in bahçesinde Lâtife Hanım'la birlikte fotoğrafları var.
Atatürk, Tarsus'u, modern endüstri merkezlerinden biri yapmıştı, ama, tarımsal üretimi de sürekli teşvik etmekteydi, Tarsus'ta.
Tarsus'ta, yıllarca yürümüştüm.
1980 12 Eylül Darbesi'nde, Tarsus'taydım, bir süre yürüyememiştim, sokaklarda yürümek yasaklanmıştı. bu yüzden, okumayı alışkanlık edindim, 1980'ler sonrasında, sokaklar, uzun süre, "sıkıyönetim" ile ya da "olağanüstü yasalar" ile yönetilmiş, okul'daki derslerde, ortaokul, lise yıllarımda, bilgilerimi çoğaltmıştım.
matematik, fizik, kimya, biyoloji bilimlerini öğrenmekten hoşlanmıştım bu sürede, sürekli problemler çözmekten, denklem formüle etmekten, geometrik biçimleri çizmekten, dünya'yı bir fizik dünya olarak algılamaktan hoşlandığım yıllar!
bu sürede, çok yürümüştüm, Darbe'den bir süre sonra.
1982'de Anayasa Referândumu ile, biraz daha serbest bir rejim'de yaşamaya başlamıştık.
1983'deki seçimler ile, Türk Siyaseti'nde, "demokrasi rejimi" gündeme gelmiş, "şiddet"in olmadığı bir siyaset rejimi, halk tarafından kabûl edilmişti.
Özal, İnönü, Gürkan, Calp, Sunalp gibi liderler, 1987'ye kadar, Türkiye'yi yönetmişlerdi, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı'nda, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Aziz Nesin gibi bazı yazarlar da, bu yönetim'e katkıda bulunmuşlardı.
Tarsus, bir Roma şehri idi, hâlâ!
ben de, İtalyan edebiyatı eserlerini okumaktaydım. İtalya ile ilgili ne varsa okumak istiyordum, bu yıllarda. yürüyüşlerimde, Tarsus'un çeşitli yerlerinde dinlenirken, İtalya Tarihi'ni düşünmekteydim, İtalyanlar'ın, Tarsus'a kadar neden geldiklerini de sormaktaydım.
Tarsus'ta, Rusya'yı, Sovyet Tarihi'ni, Mikhail Gorbachev Akımı'nı da okumaktaydım, izlemekteydim, 1987'lerde, artık, daha da ciddî bir siyasî tarihçi olmuştum.
Tarsus'da yürürken, Süleyman Demirel'i, Ecevit'i, Behice Boran'ı, Türkeş'i de tartışırdım, tarihimiz açısından yerlerini, anlamlarını, fayda ya da zararlarını. darbeler, ihtilâller uzmanı olmuştum, ama, "çok partili demokratik rejim"in Türkiye'deki unsurlarının da uzmanı olmuştum. bazıları, "Demirelci" bilirdi beni, bazıları "Ecevitçi", bazıları da "TKP'ci". ama, aslında, Tarsus Halkı'nın daha iyi koşullarda yaşamasını istiyordum, gençliğimin heyecânları ile, şiirler de yazmıştım, Tarsus'ta, denemeler de.
Atatürk'ün Tarsus'a kattıklarını, hâlâ hiç kimse tanımlayamıyor.
Tarsus, Tarsus olarak var idiyse, 1920'lerden 1945'lere, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Tarsus'a yaptıkları katkıları, verdikleri değeri, Tarsus'u düşünüp gerçekleştirdiklerini unutmak mümkün değildir. elbette, artık, Tarsus, 1980'lerdeki, hatta 1990'lardaki Tarsus değildir. endüstri iflâs etti, Tarsus'ta, tarımsal üretim azaldı, okullaşma azaldı.
ama, Tarsus, hâlâ, bir tarih'i bugün'e getirmektedir.
Tarsus'ta yürürken, atalarımızın Tarsus'a sadâkatlerini anmadan yapamayız. Tarsus'un karakterinde, sadâkat vardır, Roma Valisi Cicero'nun yazdıklarındaki gibi. sonra, uzun asırlar, Tarsus'u Türkmen Ramazanoğlu Beyliği yönetmiş. Osmanlılar, çok sonra Tarsus'u almışlar. uzun bir süre de, Ermeniler, Tarsus'u yönetmişler. Tarsus'un tarihsel yöneticileri, birbirinden farklı çevreler, yöneticiler, hatta devletler olmuştur.
belki, Tarsus'ta bu kadar uzun süre kalmamın, yürüyüşlerimin bir nedeni de bu.
Tarsus'un geleceğinde, Tarsus'un geçmişi, koşullayıcıdır.
SİNAN ÖNER