Sunday, August 9, 2009

Silifke'de Yürürken (30)

Silifke'de Yürürken
Silifke, Mersin'in bir ilçesi, ama, Mersin'e saatlerce uzakta, Toros Dağları'nın çevresinde, Göksu Nehri'nin geçtiği, Taşucu, Anamur gibi komşu ilçeleri ile farklı bir şehir. Frederick Barbarossa'nın, Selevkiler'in savaş alanlarından biriydi Silifke, uzun süre de, Selevkiler yönetmiş Silifke'yi.
Silifke'de çok yürümüştüm!
daha çocukken, Silifke Kalesi'ne tırmanmıştım, Silifke Kalesi, Toros Dağları'nı, Silifke'yi tepeden seyreden bir yerde kurulmuş. Göksu Nehri'nin akışını da -coşkun akar Göksu!- Silifke Kalesi'nden seyrederiz.
Silifke'deki yürüyüşlerim, çocukken, şehrin sokaklarında yaşadığım edebî hisleri de içermekteydi, şiir, Silifke'de vardır, öykü vardır, hatta biraz daha aşırı düşünülürse, roman da yazılır, Silifke'de.
Silifke, gücünden hiç yitirmedi, yıllar süresince. geçen yıllarda, Silifke'ye çok uğradım, Silifke sokaklarından geçtim. Göksu Nehri, yine coşkun akmaktaydı, çevresinde dinlendim, hatta, Silifke'de yaşamış atalarımızı hatırlayıp ağlasam mı, diye de sordum. Silifke, atalarımızın sürekli uğradığı, sürekli görüp gezmek istedikleri bir şehirdi. Göksu Nehri'ni seyrederken, bu geçmiş'i hatırlamak doğaldı.
Silifke, Atatürkçü, sosyal demokrat, çevreci bir halk'ın şehridir. halk, Silifke'de, temizdir, hassastır, içtendir, düşüncelidir, doğal koşullara yönelik bir hassasiyet taşır.
Silifke'de yürürken, Silifke Halkı'nın da, köylerde, Silifke çevresinde yaşayan Silifke Halkı'nın da, beni iyileştirici, tedâvi edici bir ruhsal koşul içinde yaşadıklarını hissetmiştim. Mersin'in yalnızlıklarından, gerginliklerinden, yanılgılarından uzaklaşıp Silifke'ye gelmek, insan'ı tedâvi ediyor, insan'a hakikâtleri, doğal koşulları, insanca yetenekleri hatırlatıyor.
Silifke'de yürürken, Silifke'nin endüstri ile, tarım ile, kıyı balıkçılığı ile, okullaşmış nüfûsu ile, tüm hayat koşullarının farkında idim. Silifke, Selevkiler'in neden merkezi olmuştur, anlıyordum, Silifke'de yürürken. Silifke, hâlâ, bir tarih merkezi olarak, yaşıyor, daha uzun asırlar, Silifke'nin dünya'ya bir anlam vereceğini de biliyorum.
SİNAN ÖNER

Thursday, August 6, 2009

Tarsus'ta Yürürken (29)

Tarsus'ta Yürürken
Tarsus, Mersin'in ilçesi, ama, yüzbinlerce kişinin yaşadığı bir şehir. Tarsus'ta, çok yürümüştüm!
hatta, çocukluğumda, tüm Tarsus'un çevresinde yürürken, Tarsus'un tarihsel, doğal özelliklerini de, iyice öğrenmiştim. kâh bir meyva bahçesinin, kâh bir pamuk tarlasının, kâh bir baraj gölü'nün, kâh bir şelâle'nin, kâh bir çam parkı'nın, kâh bir ırmak kıyısının, kâh eski bir Roma kalıntısı yapı'nın, kâh bir Ermeni yapısı'nın, kâh Atatürk'ün yaptırdığı bir okul binâsı'nın çevresinde, yürüdükçe yürümekteydim.
1979'larda, okumayı, yazmayı, Tarsus'ta öğrenmiştim, artık dünya edebiyatı'ndan örnek kitaplar okuyordum. "Sefiller"i, "Romeo ve Juliet"i, "Nutuk"u, "Ana"yı, "Macera"yı, "Baba"yı, "Anadolu Masalları"nı, Samed Behrengi'nin kitaplarını, Tarsus'ta, ilkokul yıllarımda okumuştum. basın'ı izlemeyi de, ilkokul yıllarımda, Tarsus'ta öğrenmiştim, "Cumhuriyet"i, "Aydınlık"ı, "Politika"yı, "Demokrat"ı, "Tercüman"ı, "Milliyet"i, "Son Havadis"i, ilkokul yıllarımda okurdum.
Tarsus, bir "kültür", bir "tarih", bir "endüstri", bir "tarım" şehri idi!
Tarsus'ta yürümek, Paris'de, ya da bir Latin Amerika şehrinde yürümek gibiydi herhâlde. sonradan, Frunze'nin de Tarsus'a benzediğini keşfetmiştim. Mareşal Frunze, 1920'lerde, Atatürk'ün misafiri olarak, aylarca, cephelerin olduğu şehirlerde kalmıştı, Türkiye'de. Tarsus'a da geldi mi, bilmiyorum, herhâlde gelmiş, çevre illere uğradığını hatırlıyorum.
Tarsus'a gelmiş biri de, 1940'larda, Yazar Sabahattin Âli, bir hafta kalmış Tarsus'ta!
Atatürk, Tarsus'a çok gelmiş, Millî Kurtuluş Savaşı yıllarında, Tarsus'ta, fabrikatör Rasim Dokur'a, Sadık Eliyeşil'e -aile dostumuz!- misafir olmuş, Eliyeşil'in bahçesinde Lâtife Hanım'la birlikte fotoğrafları var.
Atatürk, Tarsus'u, modern endüstri merkezlerinden biri yapmıştı, ama, tarımsal üretimi de sürekli teşvik etmekteydi, Tarsus'ta.
Tarsus'ta, yıllarca yürümüştüm.
1980 12 Eylül Darbesi'nde, Tarsus'taydım, bir süre yürüyememiştim, sokaklarda yürümek yasaklanmıştı. bu yüzden, okumayı alışkanlık edindim, 1980'ler sonrasında, sokaklar, uzun süre, "sıkıyönetim" ile ya da "olağanüstü yasalar" ile yönetilmiş, okul'daki derslerde, ortaokul, lise yıllarımda, bilgilerimi çoğaltmıştım.
matematik, fizik, kimya, biyoloji bilimlerini öğrenmekten hoşlanmıştım bu sürede, sürekli problemler çözmekten, denklem formüle etmekten, geometrik biçimleri çizmekten, dünya'yı bir fizik dünya olarak algılamaktan hoşlandığım yıllar!
bu sürede, çok yürümüştüm, Darbe'den bir süre sonra.
1982'de Anayasa Referândumu ile, biraz daha serbest bir rejim'de yaşamaya başlamıştık.
1983'deki seçimler ile, Türk Siyaseti'nde, "demokrasi rejimi" gündeme gelmiş, "şiddet"in olmadığı bir siyaset rejimi, halk tarafından kabûl edilmişti.
Özal, İnönü, Gürkan, Calp, Sunalp gibi liderler, 1987'ye kadar, Türkiye'yi yönetmişlerdi, Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı'nda, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Aziz Nesin gibi bazı yazarlar da, bu yönetim'e katkıda bulunmuşlardı.
Tarsus, bir Roma şehri idi, hâlâ!
ben de, İtalyan edebiyatı eserlerini okumaktaydım. İtalya ile ilgili ne varsa okumak istiyordum, bu yıllarda. yürüyüşlerimde, Tarsus'un çeşitli yerlerinde dinlenirken, İtalya Tarihi'ni düşünmekteydim, İtalyanlar'ın, Tarsus'a kadar neden geldiklerini de sormaktaydım.
Tarsus'ta, Rusya'yı, Sovyet Tarihi'ni, Mikhail Gorbachev Akımı'nı da okumaktaydım, izlemekteydim, 1987'lerde, artık, daha da ciddî bir siyasî tarihçi olmuştum.
Tarsus'da yürürken, Süleyman Demirel'i, Ecevit'i, Behice Boran'ı, Türkeş'i de tartışırdım, tarihimiz açısından yerlerini, anlamlarını, fayda ya da zararlarını. darbeler, ihtilâller uzmanı olmuştum, ama, "çok partili demokratik rejim"in Türkiye'deki unsurlarının da uzmanı olmuştum. bazıları, "Demirelci" bilirdi beni, bazıları "Ecevitçi", bazıları da "TKP'ci". ama, aslında, Tarsus Halkı'nın daha iyi koşullarda yaşamasını istiyordum, gençliğimin heyecânları ile, şiirler de yazmıştım, Tarsus'ta, denemeler de.
Atatürk'ün Tarsus'a kattıklarını, hâlâ hiç kimse tanımlayamıyor.
Tarsus, Tarsus olarak var idiyse, 1920'lerden 1945'lere, Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Celâl Bayar'ın, Tarsus'a yaptıkları katkıları, verdikleri değeri, Tarsus'u düşünüp gerçekleştirdiklerini unutmak mümkün değildir. elbette, artık, Tarsus, 1980'lerdeki, hatta 1990'lardaki Tarsus değildir. endüstri iflâs etti, Tarsus'ta, tarımsal üretim azaldı, okullaşma azaldı.
ama, Tarsus, hâlâ, bir tarih'i bugün'e getirmektedir.
Tarsus'ta yürürken, atalarımızın Tarsus'a sadâkatlerini anmadan yapamayız. Tarsus'un karakterinde, sadâkat vardır, Roma Valisi Cicero'nun yazdıklarındaki gibi. sonra, uzun asırlar, Tarsus'u Türkmen Ramazanoğlu Beyliği yönetmiş. Osmanlılar, çok sonra Tarsus'u almışlar. uzun bir süre de, Ermeniler, Tarsus'u yönetmişler. Tarsus'un tarihsel yöneticileri, birbirinden farklı çevreler, yöneticiler, hatta devletler olmuştur.
belki, Tarsus'ta bu kadar uzun süre kalmamın, yürüyüşlerimin bir nedeni de bu.
Tarsus'un geleceğinde, Tarsus'un geçmişi, koşullayıcıdır.
SİNAN ÖNER

Wednesday, August 5, 2009

Van'da Yürürken (28)

Van'da Yürürken
Van'a gittiğimde, çok gençtim!
Van Gölü kıyılarında yürümüştüm.
Van'a, Diyarbakır, Bitlis, Tatvan, Adilcevaz, Ahlât gibi şehirleri geçip ulaşmıştım.
Van Gölü, derin sessizliği ile, çevresinin sessiz ormanları ile, çevre şehirlerdeki sade yaşayışı ile beni etkilemiş idi.
Van, 1987'lerde, garip bir yalnızlık içinde yaşamaktaydı.
memûr akrabalarımın misafiri idim, memûr lojmanlarında kaldım bir süre.
Van Gölü'nden başka bir şey düşünmek istemiyordum!
ama, Van Gölü, "ketûm" olduğu gibi, "hareketsiz" bir göl idi. belki, Ahlât, Adilcevaz gibi çevre şehirlerdeyken, iyi hissetmiştim kendimi. ama, herhâlde en çok, Edremit iyiydi! Tatvan, Van Gölü'nün çevresinde tarihsel bir şehirdi.
Van'daki şehir gezintilerim, kendiliğindendi, esnâfların sade yaşayışlarına tanık olmuştum. Van'ın tarihi ile ilgili bir şey hissetmedim ilk anda, hatta, meselâ, Van'ın eski bir Ermeni şehri olduğunun da farkında değildim sanki.
Van'ın Erciş İlçesi'ne de uğramıştım, doktor bir akrabam vardı. Erciş, tam anlamıyla bir Doğu Anadolu şehri idi. sonradan, Erciş çevresinde Kırgızlar'ın yaşadığını öğrendiğimde, biraz şaşırdım sanırım, çünkü, bu tarihsel gerçeği, Frunze'de, Manas Üniversitesi Rektörü Profesör Süleyman Kayıpov'un yazdıklarından okumuştum. Profesör Süleyman Kayıpov da, bir edebiyat tarihçisi olarak, Van'da, Erciş'de kalmış, Kırgız köylerinde incelemeler yapmış, makaleler yazmıştı.
Van'ı, sanırım bir defâ daha gezmeliyim.
SİNAN ÖNER

Siirt'te Yürürken (27)

Siirt'te Yürürken
Siirt'te de yürümüştüm!
1987'lerde, gençken, Siirt sokaklarında, caddelerinde yürümüştüm. Siirt'e, Siirt'in Kozluk ilçesinde doktorluk yapan akrabalarımın dâveti ile gitmiştim, Kozluk'a giderken, ilk defâ Güneydoğu Anadolu'ya gittiğimin farkındaydım, harita'yı incelemiştim gitmeden.
Gaziantep'i, Urfa'yı, Diyarbakır'ı geçtikten sonra, Batman'ı, Malabadî'yi geçtikten sonra, Kozluk'a varmıştım. Batman'dan geçmiyordum ama, Batman'ın bazı ilçelerine komşuydum geçerken.
Kozluk'ta haftalarca misafir kalmıştım. çevreyi incelemiştim, şiirler, notlar yazmıştım, köylerde aşı kampanyalarına katılmıştım.
Batman'ı, Hasankeyf'i, Baykan'ı ziyâret etmiştik. sonra da, Siirt'i ziyâret etmiştik, Veysel Karanî'yi ziyâret ettiğimiz gibi. Siirt, şiirsel bir şehirdi. Siirt pazarlarında battaniyeleri incelemiştim, Siirt fıstığını, Siirt'in ürünlerini görmüştüm. Siirt'in "büryan"nı da iyiydi, bir tür "kuyu tandırı".
Siirt caddelerinde yürürken, 1987'deki Kasım seçimlerinin hazırlıkları sürmekteydi. aynı sırada, 16 Kasım 1987'de, TBKP Liderleri Doktor Nihat Sargın ile Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) Türkiye'ye gelmişlerdi. Siirt'te, öteki illerde, "olağanüstü hal" vardı, sanırım, Hayri Kozakçıoğlu, Bölge Valisi idi.
ama, Siirt'de demokrasi vardı!
Profesör Erdal İnönü, Siirt'teki seçimleri kazanmaktaydı, belediye başkanlığı da, Profesör Erdal İnönü'nün taraftarlarınca yönetilmekteydi.
Siirt'in Kozluk ilçesi, bugün Batman'a bağlıdır.
Kozluk köylerini de gezmiştim, köylerdeki okulları, jandarma karakollarını, muhtarları ziyâret etmiştim.
Siirt'in çevresinde, Garzan Nehri gibi, doğal zenginlikler de vardır, Hasankeyf'i incelerken, şehrin insanları ile de sohbetler etmiştim. Batman'daki sokaklarda, caddelerde yürümüştüm.
Siirt'e, Kozluk'a varmadan önce geldiğim Diyarbakır'da, Suriçi'nde bir kahvehanede çay içmiştim, Doktor Mahmut Ortakaya'yı da ziyâret etmiştik, Diyarbakır'ın saygın yöneticilerinden biriydi, Mahmut Ortakaya.
Ziya Gökalp Müzesi'ni, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi'ni de ziyâret etmiştim, Diyarbakır'da, 1987'lerde.
1987'lerden beri Siirt'te yürümedim!
SİNAN ÖNER

Tekirdağ'da Yürürken (26)

Tekirdağ'da Yürürken
Tekirdağ'da yürümeyi, 1989'lardan beri alışkanlık edinmiştim! Tekirdağ'daki çevremin de, Tekirdağ kıyılarında yürüme alışkanlığı olduğu için, bir sorun yaşamamıştım.
Tekirdağ Rakı Fabrikası'nın olduğu cadde, Tekirdağ'ın ötesindeki süpermarketlere kadar gider. bu cadde, sürekli yürüdüğüm, çevresinde dinlendiğim bir cadde, Tekirdağ ile Malkara'yı, Şarköy'ü birbirine bağlayan bir yol.
Tekirdağ'ın kıyıları, insan'a düşünme sürecinde, daha gerçekçi, ama, daha şiirsel olmayı öğretiyor. Tekirdağ, Voltaire'ın "Candide"inde, Candide'in uğradığı şehirlerden biridir, asırlar önce de, Tekirdağ'da yürümek, iyi bir alışkanlıkmış.
Macar Prensi Rakoczi de, bir ayaklanma sonrası, Tekirdağ'a sürgün edilmiş, Rakoczi Müzesi'ne de defâlarca uğramıştım. Prens Rakoczi, büyük bir insanmış, demokratlığı ile, insaniyet'e duyduğu saygı ile, halk sevgisi ile, Macaristan'ın millî bir kahramanı olmuş, yıllarca, Tekirdağ'da yaşamış Prens Rakoczi.
Tekirdağ Rakısı da içmiştim. geçmişteki "kalite"si var mı, bilmiyorum, yıllardır içmiyorum, ilk Tekirdağ Gezileri'mde, rakı içerdim, sonra bıraktım içmeyi.
Tekirdağ'ın yemekleri, hassas insanlarının ürettiği ürünleri, köylerinin şehre getirdikleri, yürüyüşlerimde bana refâkat ederdi.
29 Mart 2009 Seçimleri'nde, seçim sonrası ilk gün, Tekirdağ'da idim, CHP'nin Tekirdağ'da seçimleri kazanmasını, mütevâzi bir sofrada kutlamıştım. gece, Çanakkale, Eceabat'ta geçmiş, ertesi gün de, öğle yemeğini Tekirdağ'da yemiştim. daha sonra, Tekirdağ Marinası'nda, dinlendim, yıllarca Türk Kahvesi içtiğim kahvehanede.
Tekirdağ'da, Adliye, Hastahane, Kültür Merkezi, Belediye gibi kurumların olduğu caddeleri de gezmiştim, sokaklarda gezinmiş, Tekirdağ'ın eski semtlerinde yürümüştüm.
Trakya'nın tarihsel merkezi Tekirdağ'da daha uzun süre de yaşamak, belki iyi olur idi. ama, yılda üç dört kez gezmekle yetiniyorum, Tekirdağ'ı. geçerken de, Çorlu'ya, Marmara Ereğli'ye, Kumbağ'a, Silivri'ye, Muratlı'ya rastlıyorum. köyleri izliyorum, kıyıları seyrediyorum.
Tekirdağ'lı yurttaşlarımı, Macar Prensi Rakoczi gibi, biraz da sürgünlermiş gibi anlıyorum.
SİNAN ÖNER

Tuesday, August 4, 2009

Manisa'da Yürürken (25)

Manisa'da Yürürken
Manisa'ya onlarca defâ uğradım, ama, çoğunda, şehrin merkezinde yürümeden, Manisa'nın çevresinden geçtim.
Manisa'da yürürken, Sipil Dağı ile çevrelenmiş, büyük bir ova şehrinde olduğumu fark ediyordum. Manisa'da, Celâl Bayar Üniversitesi'ne uğramak için, önce şehir merkezinde yürümüştüm.
Manisa ile İzmir arasındaki yol'da, Manisa girişinde bir yerde inmiştim araçtan. bir süre çevreyi izledim. fabrikalar, okullar, sanayî siteleri, süpermarketler, binâlar, parklar.
Manisa merkezinde, ağaçların arasından yürürken, sanki hep Manisa'da yaşamışım gibi geldi!
hastahanelerin, evlerin arasından geçtim, camîilerin çevresinde oturup dinlendim.
Manisa'nın Tarihi, kuşkusuz, büyük bir tarih. Ege Uygarlıkları'nın, Beylikler Tarihi'nin, Osmanlı Tarihi'nin, Cumhuriyet Tarihi'nin merkezlerinden biridir, Manisa.
Manisa, "çiftçi sınıfı"nın, 1920'lerdeki deyimle, merkezlerinden biridir.
Manisa, İzmir'i saklar, İzmir, ötede bir yerde, bir körfez'de saklanmış bir heyûla gibidir, Sipil Dağı'nın ötesi yok gibidir, Manisa'da.
Manisa'da, hiç kimse yok gibiydi, ben yürürken. ama, sonra, birileri geldiler, çevrelerinden geçtim, Celâl Bayar Üniversitesi'ne ulaştım. farklı kampüsleri vardır, Celâl Bayar Üniversitesi'nin. birinde, ahbâplarım vardı, Profesörler.
öğle yemeğimi, öğrencilerin yemek yediği yemekhanede yemiştim, sonra kampüs bahçesinde bir süre dinlenmiştim.
Manisa Tarihi açısından, Celâl Bayar Üniversitesi, yeni bir olgu, yeni bir kurum, ama, Manisa'yı çok değiştirdiği izleniyor.
Manisa'da yürürken, yalnızlığımı da hissetmiştim.
SİNAN ÖNER

Monday, August 3, 2009

Edirne'de Yürürken (24)

Edirne'de Yürürken
Edirne'de askerliğimi yapmıştım!
Edirne'de çok yürümüştüm, askerliğim sırasında. ama, şehrin tüm caddelerini, hâlâ görmedim.
Selimiye Câmii, Mimar Sinan'ın ustalık eserlerinden biridir, yürüyüşlerim, Selimiye Câmii'nden başlardı. yaz aylarında, sonra da bir kış mevsimi, Edirne'de yaşadım. Edirne'li yazar Çetin Altan'ın Edirne sokaklarını betimlerkenki heyecânlarını, Edirne yürüyüşlerimde hissetmiştim.
Edirne'nin bazı sokakları çok eskidir, Edirne, Osmanlı Devleti'nin başkentlerinden biriydi, çoğu eser, Osmanlı eseridir.
Edirne Müzesi, Selimiye Câmii'nin çevresinde idi. bazı kalıntılar, taşlar, heykeller, hâlâ Müze'nin bahçesinde, ziyâretçilerini kabûl ediyor.
Edirne Halkı, demokrat bir halk, Atatürk'ün eserlerine sadakâtli bir halk, seçmenlerin çoğu CHP'lidir.
Edirne'de, sanayî vardır, tarih vardır, tarım vardır, askerî teşkilât vardır, gümrük vardır.
Edirne, Kolordu Komutanlığı Merkezi'nin yeraldığı şehirdir. tüm Trakya askerî birliklerini yöneten merkez, Edirne'deki Kolordu Komutanlığı'dır.
Edirne, Kapıkule Gümrüğü'nün olduğu merkezdir, Avrupa şehirlerine, demiryolları, karayolları, Edirne'den geçmektedir. Bulgaristan sınırı, Edirne'nin çevresindedir.
Edirne'de, askerî kışlada, aylarca kalmıştım!
Irak Krizi sırasında, askerlik ödevlerimi yapmış, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin Irak Savaşı'nda doğru bir politika izlemesine katkılar yapmıştım.
Edirne, geçmişte de, savaşlar sırasında, politika merkezlerinden biriydi. Osmanlı'nın son yıllarında, Edirne, İttihât ve Terâkkî Fırkası'nın "askerî politika" yaptığı bir merkezdi. bir sürü büyük komutan, Edirne'de mutlaka çalışmışlardır, Atatürk, Cumhuriyet yıllarında, Edirne'yi askerî merkez olarak korumuştur.
Edirne'de, ben yürürken, subaylar, öteki askerler de yürümüşlerdi, yurttaşların arasında, esnâflara müdâvimlik yaparlardı. "Edirne'den Irak'a gönderileceğiz, çöllerde öleceğiz" diye de, Edirne'de, çok konuları düşünmüş, çok okumuş, çok yazmıştım!
SİNAN ÖNER