Monday, August 3, 2009

Çanakkale'de Yürürken (23)

Çanakkale'de Yürürken
Çanakkale'ye, çeşitli defâlar uğramıştım.
bu defâ, 29 Mart Seçimleri öncesi uğradım, seçim gecesi'ni, Çanakkale'nin Eceabat şehrinde geçirdim. Çanakkale'yi tam istediğim gibi gezmedim elbette, ama, seçimlerin akşamı, Çanakkale'deki CHP Kutlamaları'nı izledim. sonra, feribot ile Eceabat'a geçtim.
Çanakkale'de yürürken, "gençliğim"de, Çanakkale'ye gelmediğime hayıflanmıştım.
Çanakkale'deki "şehitlikler"i, Tarihçi olduğum hâlde, ancak, son gezimde, biraz da öteden izledim, ama, tümüyle ziyâret etmiş de değilim, Çanakkale'ye bir türlü mesâi ayırmak mümkün olmadı.
Assos'u, Aristoteles'in yetiştiği yerleri de incelemeyemedim.
ama, Çanakkale Bodur'un sahiplerinden İbrahim Bodur ile, bir mesâi yapmıştık, 1999'da, İstanbul Sanayi Odası'nda bir tarih sergisi hazırlarken.
Çanakkale, kuşkusuz, bir sanayî, bir tarım, bir tarih merkezidir.
CHP'nin Çanakkale'de kazandığını görünce de, çok sevindim.
Eceabat, Gelibolu çevresini de gezdim, kıyılarda yürüyüp, geleceğe merâklandım.
dünya'nın Çanakkale'ye ilgi göstermesinin çok doğal olduğunu, Çanakkale'de yine anladım.
Atatürk de, gençliğinde, Çanakkale Savaşları'nda, komutanlık yapmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının temellerini, Çanakkale'de atmıştı.
Çanakkale'ye, bir daha gidip, bir süre kalmak, Tarihçiliğimin de bir koşulu.
SİNAN ÖNER

Kayseri'de Yürürken (22)

Kayseri'de Yürürken
Kayseri'de, çocukluğumun bir yılını yaşadım, 1975'lerde, Ecevit Hükümeti sırasında. Kayseri'nin Mimar Sinan Mahallesi'nde kalmıştık, ailemin memûriyeti nedeni ile.
Kayseri, Kapadokya'nın merkezidir.
Kayseri'ye, 29 Mart 2009 seçimleri öncesi, yine uğradım.
Talas'a yürüyüp, Talas'tan Kayseri'yi izledim.
sonra, Kayseri merkezinde, yıllardır özlediğim Kayseri Pastırması yedim, sonra da, Ağırnas'a, Gesi'ye uğradım, Senatör Niyazi Ağırnaslı'nın, Mimar Sinan'ın doğduğu yerleri gezdim.
Kayseri'nin Erciyes Dağı'nı da seyrettim.
Kayseri'de, bu defâ, çok yürümüştüm, Otogar'dan Adalet Sarayı'na kadar, kilometreler sürmüş bir yürüyüş.
Kayseri merkezinde yürümek, öteki şehirlerde yürümekten farklıdır.
Kayseri'nin Talas'tan seyredildiğindeki manzarası, zaten, Kayseri'nin Türkiye'nin en ilginç şehirlerinden biri olduğunu kanıtlar. Kayseri, bir sürü şehirden daha iyi şehirleşmiş, daha temiz, daha disiplinli bir şehirdir. sanayî şehridir, Kayseri, eğitim şehridir, ibâdet şehridir.
Kayseri, Selçuklu Devleti'nin başkentliğini yapmıştı, asırlar önce.
Roma Devleti'nin Anadolu'daki başkenti de, Kayseri idi.
bazı tarihsel eserler, Kayseri'de, hâlâ korunuyor, ziyâret ediliyor.
Kayseri'de yürürken, Tarihçiliğimi daha iyi yaşıyorum, ama, Kayseri'de, şiir de vardır, resim de, heykel de, Mimâri'nin ustalıkları da, Kayseri'de vardır.
Kayseri, Mimar Sinan'ın şehridir.
SİNAN ÖNER

Konya'da Yürürken (21)

Konya'da Yürürken
Konya'ya son yıllarda çok uğradım, "çok" derken, geçmişe göre, Konya'yı daha çok düşündüm sanırım. Konya'ya mutlaka uğramak istedim, Muğla'ya ya da Kapadokya'ya giderken.
Konya'da, Konya Selçuk Üniversitesi çevresinde yürümüştüm. "raylı sistem"e geçmiş Konya, bu çevrede, ulaşımı "hızlı tramvay" ile sağlıyor. Selçuk Üniversitesi, kampüs kalitesi açısından, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri. üniversite bahçesini de gezmiştim, bazı binâları inceledim.
Konya merkezinde yürümek de, büyük bir şans! tarihsel eserlerin arasında, insan, Konya'nın eski asırlarını hatırlıyor, Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya'da yaşamak, Konya'da yürümek, bir sürü açıdan insan'a iyi gelmekte, insan'ın zihin yapısında yeniliklere neden oluyor.
Konya'daki "Mevlâna Müzesi"ni de ziyâret ettim, ama, ancak bahçesini gezdim, Müze'nin içini gezmek mümkün olmadı. "Mesnevî"nin bazı bölümlerini okumuştum, usta Şâir Mevlâna Celâleddîn Rumî, şiirlerinde, okurlarını, Dante gibi, Tanrısal bir deneyim'e kavuşturuyor, dünya'yı eleştirirken, hayat mucîzesi'ni sevgi ile arındırıyor.
Konya'nın câmilerinin çevresinde yürümüştüm. çoğu, ya Selçuklu Dönemi'nden, ya da Osmanlı Dönemi'nden kalma câmiler.
Konya'nın Meram ilçesini de gezmiştim. Meram, Konya'yı öteki şehirlerden farklı kılan bir merkez. doğal, tarihsel özellikleri ile, Konya'nın büyük bir devletin başkenti olma niteliğini -tarihin büyük bir gücü!- Meram'da keşfediyor insan.
Konya, Selçuklu Devleti'nin güçlendiği bir dönemde, başkent idi. ama sonra, Moğol İstilâsı, Konya Sarayı'nda tahribât yaratıyor, Selçuklu Devleti içinde fesât yayılıyor, Alaâddîn Keykubât, bir suikâst sonucu ölüyor. bir süre sonra, Babalılar İsyânı başlıyor, Selçuklu Devleti, otoritesini de, liderliğini de, manevî temizliğini de yitiriyor, bazıları Moğol kuvvetlerine teslim olurken, bazıları da, Bizans'a sığınıyor. Babalılar, ayaklanmalarının bir aşamasında, Osmanlı Beyliği'ne, öteki Beylikler'e kuruculuk yapıyorlar.
Konya, esnâf teşkilâtları ile, Osmanlı Dönemi'nde tarihsel değerlerini korumuş bir şehir.
Konya'da yürürken, Atatürk'ün Konya'ya verdiği değeri de, hatırlar insan. Atatürk, Konya'da, Mevlevî Dergâhı'nda, duâ ederken, Mevlevîler, Atatürk'ü selâmlıyorlar.
asırlardır, Mevlevî Dergâhı, yaşıyor. kâh Selçuklular, kâh Moğollar, kâh Osmanlılar, kâh modern Atatürk Cumhuriyeti, Konya'yı destekliyor, koruyor, Konya'yı dünya'ya örnek bir şehir, dünya'nın merâklandığı bir şehir özellikleri ile beziyor.
Konya'da daha sonra da yürümeyi tasarlıyorum, ama, önce Mesnevî'yi, Selçuklu Tarihi'ni, daha iyi koşullarda okumalıyım. Konya, bir kitap şehridir, bir kütüphâne, bir medrese şehridir.
SİNAN ÖNER

Sunday, August 2, 2009

Nevşehir'de Yürürken (20)

Nevşehir'de Yürürken
Nevşehir'de yürürken, Kapadokya'nın merkezinde olduğumu hissetmiştim! Ürgüp'te, Göreme'de, Avanos'ta, Hacıbektaş'ta yürümüştüm. Nevşehir'de yürürken, Selçuklu'nun, Osmanlı'nın büyük merkezlerinden biri olduğu hâlde, Nevşehir'in, şimdi, neden unutulmuş bir şehir olduğunu da sormuştum. hatta, yürürken bir kahvehane'de dinlenmiştim, dinlenirken, bir esnâf'a, "neden, Nevşehir'de bir üniversite yok?" diye sormuştum.
Nevşehir'in çevresi, Kapadokya'nın çeşitli şehirleri, köyleri, kasabaları, doğal ya da sonradan yapılmış yapıları.
Nevşehir'de yürürken, çevrede nelerin olduğunu seyrettim, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Câmii'ni görünce sevindim, câmii'nin karşısındaki Öğretmenevi bahçesinde dinlendim. burada, bazı notlar almıştım, Nevşehir'e geldiğimi belli eden notlar. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği iyi vezirlerden, sadrazâmlardan biriydi. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı andım, Öğretmenevi bahçesinde.
Nevşehir'in caddeleri, binâlarla çevrilmiş.
sokaklarına pek girmedim, Nevşehir'in, zaten, Nevşehir, konuklarına mesâfeli bir şehirdir.
Nevşehir'de, Nevşehir'in geleceğine merâklanmıştım.
Nevşehir Tarihi, Kapadokya Tarihi'nin bir bölümü idi, Kapadokya'nın bir anlamda başkentlerinden biridir, Nevşehir.
SİNAN ÖNER

Antalya'da Yürürken (19)

Antalya'da Yürürken
Antalya'ya, 1999'daki Marmara Depremi sonrası çok uğramıştım!
daha önce de, uğradım Antalya'ya, 1987'lerde, Antalya'ya, Fethiye'ye, Muğla'ya giderdim.
Antalya'da çok yürüyüş yaptım.
Kaleiçi, Konyaaltı, Lara çevresinde yürümek, Beydağları'nı izlemek, temiz sokaklardan, caddelerden geçmek, ağaçların arasında, tarih'i düşünmek, Antalya'nın geçmişinde gizlenmiş özelliklerini hatırlamak.
Antalya, bir tarih merkezi, bir siyaset merkezi, bir turizm merkezi, bir doğal zenginlik merkezi.
Antalya, insan'ın tarihi ile kavuştuğu merkezlerden biridir.
Antalya'da, şiir yazmadım, deneme de, roman da yazmadım. yalnızca, yürüyüp, izledim şehrin çevresini.
Kaleiçi'ndeki tarihsel eserlerin çevresinde kaldım, kahvaltılarımı Kaleiçi'nin bahçelerinde yaptım. Kaleiçi'ndeki teknelerin arasından geçtim, iskeledeki balıkçı teknelerini inceledim. Kaleiçi'nin Antalya'ya neler kattığını da sordum.
Lara, biraz daha ötede, kıyıda, Beydağları'nı öteden seyreden bir yer.
Lara'dan Konyaaltı'nı izlerken, Beydağları'nda kalmadığıma hayıflandım.
Antalya'daki yürüyüşlerimde, Selçuklu Devleti'nin eserleri beni hiç terk etmez, Alaâddin Keykubât'ın Antalya'ya verdiği değeri hatırlamadan geçip gitmek mümkün değildir.
Antalya'nın komşu illerine de uğrarım. Isparta, Muğla, Mersin, Karaman, Konya, çoğunda yürümüştüm. ama, Antalya'nın insan'da yarattığı izlenimler, öteki kıyı şehirlerinde yoktur, farkları algılamak da, tarihçilerin yeteneğidir, ödevidir.
SİNAN ÖNER

Saturday, August 1, 2009

Karabük'te Yürürken (18)

Karabük'te Yürürken
Karabük, Zonguldak'a bağlı bir ilçeyken, bir yasa ile il yapılmıştı.
Karabük'e, 2000'lerde uğradım. Karabük Demir Çelik Fabrikası'nın çevresinde yürümüştüm. fabrika, insanı korkutuyor, fabrikanın büyüklüğü, islenmiş duvarları, makinelerin yaydığı hastalıklı his, Karabük'te yürürken, beni de korkutmuş idi.
Karabük'ün Safranbolu'ya giden yolu, yürümek isteyenlere çok iyi bir yol. Karabük şehir merkezinde yürürken, bir an önce Safranbolu'ya doğru yürümek istiyor insan.
Karabük, fabrika'ya bağlanmış bir hayat yaşıyor.
Türkiye'de, çok az benzeri vardır Karabük'ün. İskenderun, Kırıkkale, Zonguldak Ereğli, Divriği, geçmişte Silifke, İzmit, Tarsus, Nazilli, fabrikalara bağlanmış hayat yaşamışlardı.
Karabük'te binlerce fabrika işçisi varmış! son yıllarda azaldı mı, bilmiyorum.
Zonguldak Ereğli ile Karabük arasında bir üretim sistemi vardı. Ereğli Demir Çelik, de Ereğli'yi bir işçi şehri yapmıştı.
Karabük Halkı, nasıl yaşıyor, çalışmak dışında? yürürken merâklanıyorum. ama, yanıtı hemen bulmak güç. köylere dağılmış binlerce insan!
biraz ötedeki Zonguldak Madenleri'ne, yazık ki, hiç uğramadım. Zonguldak'taki Taş Kömürü Ocakları'nı hiç görmedim, ama, 1990'lardaki Zonguldak İşçi Hareketleri'ni unutmadım, Türk-İş liderliğinde yapılan yürüyüşleri hatırlarım.
Karabük, genç bir şehir. yürürken, Karabük'te, daha uzun yıllar bir hayat yaşanacağını hissediyorum.
Safranbolu, tarihsel bir şehir. Safranbolu'da Japon misafirlerimi ağırlamıştım. Safranbolu Evleri'nden birinde konaklamıştık. Hatice Hanım Konağı, Safranbolu'nun sempâtik, tarihsel bir konağı. Safranbolu Halkı'nın eserlerini incelemiştik, tarihsel şehrin hatıralarını keşfetmiştik.
Karabük'e bir daha ne zaman giderim, Safranbolu'da kalır mıyım?
yürürken, sormuştum!
SİNAN ÖNER

Bolu'da Yürürken (17)

Bolu'da Yürürken
Bolu'da yürürken, Bolu Dağı'nı seyretmiştim!
Bolu Dağı'ndan, binlerce kez geçtim sanırım.
Bolu'ya, 2009'da yine uğradım. ilk kez, şehrin merkezinde yürüyüşler yaptım, parklarında oturdum, bahçelerini izledim, sokaklarında gezindim.
Bolu, Bolu Dağı'nın çevrelediği bir şehir.
Bolu'daki müzelerin biri de, Ressâm Mehmet Yücetürk anısına yapılmış müze. Mehmet Yücetürk, aynı zamanda, Bolu Kız Öğretmen Okulu'nda resim öğretmenliği de yapmış, usta bir Ressâm'dır.
Bolu'nun sokaklarını geçerken, insan büyüleniyor. Şâir Osman Bolulu'nun neden şâir olduğunu, Bolu'da yürürken kavradım. Bolu Dağı'nda şâir olmuş biri de, Köroğlu idi!
Bolu sokakları, caddeleri, gürültüden uzak, hiç bir kötülük çağrıştırmayan, ama, büyüsel birtakım deneyimlerin veyâ doğal bazı büyülerin olduğu izlenimi ile insanı düşündüren sokaklar, caddeler.
Bolu'da yaşamak, Bolu'nun çevresinde keşifler yapmak, Bolu'nun tarihindeki farkları keşfetmek, Bolu'nun geleceğinde neler olacağını hissetmek.
Bolu'da yürürken, Bolulular'ın ötekilerden farklarını keşfetmek mümkün.
"ötekiler", öteki şehirlerdekiler.
ama, Bolu'da yürürken, Bolu dışındaki herkes, "öteki şehirlerdekiler" hâline geliyor. Bolu'dayken, öteki yerleri insan unutuyor! Bolu'dayken, daha uzaklardaki ötekileri hatırlamak da mümkün. Bolu'da, Adapazarı'nı, komşu şehri unutuyor insan, ama, daha ötelerdeki şehirleri, dağların çevrelediği mütevâzi şehirleri hatırlıyor ya da soruyor.
Bolu merkezi, bir sürü açıdan, iyi.
Bolu'ya uğrayıp, Bolu'da yürüdüğüme çok sevinmiştim.
SİNAN ÖNER